TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)
TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)
0 Yorum
10-09-2021

3- TARİHTE YAŞANAN ÖZ SAVUMA ÖRNEKLERİ:

‘Ben ki Tanrıça İştar’ım,

Hayat denilenim,

Siz bana ölüm deseniz bile.

Yasa denilenim,

Siz bana kuraldışı deseniz de.

Aradığınız benim,

Ve bulduğunuz.

Dört bir yana saçtınız beni

Ve şimdi parçalarımı topluyorsunuz.’

A-MİTRA:

Kürdistan topraklarının arkaik ana tanrıçaları Star, Anahita, Ninhursag, Hepat ve Hannahannah kadının yaratılışın ve evrenin ilksel nedeni olarak görüldüğü, inancın bütünlüklü bir hakikat birliğini ifade ettiği dönemi temsil eder. Ay, güneş, su, rüzgâr, antlaşma vb birçok tanrıça-tanrı adlandırmaları olsa da hepsi ana tanrıça ilkesine bağlanır. Toplumların hakikati bütünlüklü yaşadığı dönem ana tanrıça inancının bütünlüklü olduğu, parçalı olmadığı dönemlerdir. Devletçi uygarlığın gelişmesiyle birlikte geçiş tanrıçalığı denilen bir tanrıçalar silsilesi açığa çıkar. Toplumsal çeşitlilik ve iş bölümlerinin artmasıyla her bir hakikat ayrı ayrı tanrıça ve tanrı adlandırmalarıyla bir kültürel çoğullaşmayı yaşasa da, esasta erkek tanrının inşa edildiği ve baş tanrılığa yükseltildiği bir süreç ile karşı karşıya kalınır. Kürtlerde daha önce insan ve doğa ilişkisini ifade eden aydınlık ve karanlık ikilemi bu süreçten itibaren toplumsal kişilik-kimlikler edinmesiyle sonuçlanır. Ahura Mazda ve Ehriman toplumsal yaşamda sınıflaşma, ataerki ve devletin gelişmesiyleortaya çıkan ahlaki problemleri olduğu kadar, Kürt toplumsallığında gelişen ataerkil gerçekleri tanımlama ihtiyacından da doğar. Talancı kabile saldırıları, iç toplumsal ilişkilerdeki sınıf eğilimlerine ve devletçi uygarlığın kolonileştirme saldırılarına karşı anlam ve inancı iyilik ve kötülüğün savaşı temelinde yorumlayarak, ahlaki düzen sağlanmaya çalışılırken Ahura Mazda baş tanrılığa çıkar. Ana tanrıçalık bereket, güzellik, toprak, güneş vb adlandırmalar ile Ahura Mazda inancına bağlanır. Bir geçiş dönemi olduğundan kadın tanrıçalık inancı bu yeni Aryan inancında Güneş Tanrıçası Mitra adı ile önce birincil sonra etkili bir yer edinir.

Sümer, Babil, Mısır ve Akad uygarlıklarının kolonileştirme hareketlerini başlatıp, savaşlarla yaygınlaştırdıkları ve Hamurabi, Nemrut, Firavun kişiliklerin tanrılaştırıldığı M.Ö 4000-1000 yıllarına gelen bu süreçte iyilik ve kötülüğün savaşında Mitra öz savunmanın ahlaki ilkelerinin koruyucusu ve savunucusu olarak, dönemin kadın kişiliğinin nasıl olduğunu da göstermektedir. ‘‘Mithra; antlaşmaları bin duygusu, bin kulağı, on bin gözü ve on bin ajanı ile takip eder.” O; ‘‘Antlaşma bozucuları (Mithradruj’ları) cezalandırır, sözlerine sadık kalanları ise mükâfatlandırır”. “Takip ettiği antlaşmalar, toplum içindeki tüm antlaşmaları kapsar.” “Bunların arasında gönüllü ilişkilerle şekillenmiş olanları olduğu gibi, aile kurumunun gerektirdiği mecburi olan toplumsal mukaveleler de yer alır.” Kardeşlerin, babanın, ananın ve çocukların birbirleri ile münasebetleri, toplumsal istikrar için çok önemli olduğundan, bu tür mecburi antlaşmalara uymak Aryan toplumu için hayati bir önem taşırdı. Mithracılık’ta antlaşma, her toplumsal birim için önemli olduğu gibi, genel toplumsal düzen için de önemlidir. Çünkü Mithracılar, toplumsal bir antlaşma olmadan ve herkes kurulu düzenin kurallarına uymadan toplumun yaşayamayacağına inanırlar. Bir ülkenin iç düzeni, o ülkenin uluslararası antlaşmalara uyma kaabiliyetinin de ölçüsüdür. Uluslararası antlaşmaları kollamak ise Mithra’nın en can alıcı sıfatıdır. Mithra’nın bu konu ile ilişkili olarak bir sıfatı da ”karşõ rãza”dır.(yani sınır çizgilerinin direktörü olmaktır.) Mithra ülkeleri; antlaşmalara uyup uymamalarına bakarak ya korur ya da ezer. O, düzenli uluslararası ilişkilerin garantörüdür.’' Anahita’ya karşılık gelen güneş tanrıçası Mitra, eski Aryen inancında anlam ve hakikatleri koruyan ve değerleri savunan tanrıçası olarak, kuralı ihlal edenlere karşı savaş başlatan ve silahları dağıtan kişidir. Ninhursag’ın ve İnnana’ ın da vasıflarından biri öz savunma silahlarının bu tanrıçaların denetiminde olması ve gerekli buldukları bir savaş esnasında silahların kime verileceğini belirlemeleridir. Mitra hakların, antlaşmaların öz savunmasını sağlayan tanrıçadır. Kim ki kuralı ihlal ederse, kim ki sınırların dışına çıkar ve sözleşmeyi bozarsa Mitra, yani öz savunma devreye girer ve adaleti sağlar. ‘On bin göz, On bin kulak’ tarifi ise bu öz savunmanın toplumsal örgütlenmesinin metaforik karşılığıdır.

B- GÜNEŞİN ELBİSESİNİ GİYEN STAR VE OĞLU ZARATUSTRA:

‘BİZ, KADINLARI BARINDIRAN ŞU YERE, SENİN OLAN BİZİ VE ŞU KADINLARI TAŞIYAN ŞU YERE İBADET EDERİZ, EY AHURA’ ZERDÜŞT.

'Güneş elbisesi cadılığın işaretidir. Bu kız (Zerdüşt’ün annesi) koyun sürülerini bozuyor. Bakışı tüm yaşayan canlılara zarar veriyor'. (Ethem Xemgin-Aleviliğin kökenindeki Mazda inancı ve Zerdüşt İnancı) sözleri Zerdüşt’ ün annesi için dönemin egemenleri tarafından hakkında karşıt propaganda yapılarak söylenir ve sürgüne gönderilir. Mezopotamya uygarlığında ataerkil düzen ve sınıflaşmanın geliştiği bir dönemdir ve Zerdüşt’ün annesi iktidar kurallarını, devletçi uygarlığı ret eden bir direniş içindedir. Bu genç kızın ataerkil dayatımlara karşı tanrıça Mitra inancıyla karşı çıkışının cadılıkla suçlanması yaşanmakta olanları net açıklamaktadır. Kelime anlamı ‘Star’ın oğlu (Zara- tu-Stara) olan Zerdüşt ismi hala ana soylu hukukun geçerli olduğu bir dönemde olunduğunu açıklamaktadır. ‘Güneşin elbisesi Cadılığın İşaretidir’ sözleri kadının ideolojik ve inanç sisteminin bir lanetleme saldırısı altında olduğunu çok açık biçimde ele vermektedir. Mezopotamyalı kadınların kültürü zamanın hegemonik güçleri olan Asur-Akad devletçi uygarlıkları tarafından ve içte gelişen egemen erkek iktidarının saldırısı altındadır. Rahiplik kurumunun gelişimi ile ahlaki değerlerin yozlaşması, savaşların ve talan hareketlerinin, kıyımın insan dünyasında yol açtığı acımasızlıklar derin bir sorgulamayı beraberinde getirmektedir. Kutsal olanın ayaklar altına alındığı bu zamanda kutsal olanı yeniden tarif etme, zamanın ahlaki değerini açığa çıkarmak ve yaşamı tanımlama ihtiyacı kendini dayatmaktadır. Kadın toplumunun ve inanç kültünün ve annesinin direnişinin içinde Zerdüşt peygamberliksel çıkışı gerçekleştirir. Bir kadın direnişi ve kadının cadılıkla suçlanıp saldırı altında olduğu bu şartlarda kadın, toprak, yurt, emek ve dostluğun dinini geliştiren Zerdüşt, reformun özüne tanrıçalık inancını bu yeni şartları yorumlayarak uyarlar. Zerdüşt dinde reformasyonu gerçekleştirirken tanrının ilk emirlerini ‘Kadına dokunmamak, toprağı kirletmemek, ateşi söndürmemek’ sözleriyle dillendirir. Dokunmamak el konulup, köleleştirilen kadın gerçeğine, kirletmemek savaşlarda dökülen kana, söndürmemek ise yerleşik yaşamın-yurdun işgaline karşılık söylenmiştir. Zerdüştlük inancına göre Tanrı kadın ve erkeği bir arada ve birbirine arkadaş olarak yaratmıştır. Kadın ve erkek eşit olarak kabul edilmekte ve Zerdüşt inancının yaygın olduğu bölgelerde çok eşlilik azalmış, tek eşlilik artmıştır. Zerdüştlükte, doğru yaşama, ahlaki emirlere uyma esastır.

Ahlaki emirler; iyi düşünce, iyi söz, iyi iş olarak tanımlanır. Yoksullara cömert davranma, yabancılara misafirperverlik, bütün lekelerden uzak kalma, toprağı sürme, sığırlara bakma, sıkıcı şeyleri imha da faziletli işlerden sayılır. Bazı cinsi konular ve ölü bedenine temas, kirlenmeye yol açar, özel ayinler gerektirir. Yine Zerdüşt inancı her alanda tarım ve hayvancılıkla uğraşılıp bol üretimin sağlanmasını tavsiye etmektedir. ‘‘Zerdüşt devriminde önemli olan, dar kabile ve hanedan birliklerini ilk defa aşıp, tüm Med kabileleri arasında bir üst ortak kimlik inşa etmesidir. Mağ denilen rahipler (bilge insanlar) yeni toplumun çok etkin güçleridir.’’ Zerdüşt devriminde önemli olan, dar kabile ve hanedan birliklerini ilk defa aşıp, tüm Med kabileleri arasında bir üst ortak kimlik inşa etmesidir. Mağ denilen rahipler (bilge insanlar) yeni toplumun çok etkin güçleridir. Asur imparatorluğunun Mezopotamyada köleliği, zulmü, işgal saldırılarını akıl almaz ölçekte uyguladığı bin yıllık devirde-MÖ 1000 ve Turani kabilelerin akınlarının ciddi bir saldırı gerçekleştirdiği bu dönemde, Zerdüşt bir ahlak reformcusu olarak savunulması ve korunmaya alınması gereken değerleri, savaşılması ve karşı durulması gereken yanlışları belirler. ‘Kadınları barındıran yere’ inanan, ibadet eden ve peygamberlik eden Zerdüşt Kürdistan isyanlarının felsefî-ahlaki-siyasi arka planını oluşturur. Köleliğe isyan ve kötülüğe başkaldırı bu ahlakın siyasi ölçüsüyken, öz savunma onun felsefî doğasını anlatır. Aydınlık karanlığa karşı savaşmasa yutulacaktır, iyi kötü ile çatışmazsa yenilecektir, doğru yanlışa karşı çıkmazsa değerinden düşecektir. Doğru-İyi-Güzel olan aydınlığın savunulması ile belli olacaktır. Kadın toplumsallığının ve analık kültürünün oğlu olan Zerdüşt, elbette annesinin direnişi ve sürgününün devamcısı olmuştur. Bu zaman diliminin özel biçimde hala araştırılmaya ihtiyacı vardır; çünkü cinsiyetçi tarih anlatımlar ve yargılardan kaynaklı bu dönemin üzeri sıkıca kapatılmıştır. Annesinin cadılıkla suçlanarak saldırıya maruz kalması ve Zerdüşt’ ün bu ananın oğlu olarak tanımlanması göstermektedirki bir kadın direniş gerçeği içindedir. Zaten kaynaklar Zerdüşt’ ün karşıt erkek cemiyetleri tarafından öldürüldüğünü belirtmektedir. Güneş elbisesi giyen ana ve kadınlara dokunmamayı ibadetleştiren bu oğulun direnişi ve düşünsel tavırları öz savunmanın en yetkin ahlaki temsilleri olarak günümüze uyarlanacak değerler olmaktadır.

C-SURKA ÂLEM:

Zagros dağlarının zirvelerine kurulan ateş tapınaklarına Mag denir. Mag Kürtçede anne demektir ve yaşamın ruhu olan ateşin kaynağı, rahim-ocak ‘Kuzin’ gibi dişil kelimelerle kavramlaştırılmıştır. Mag Kürtçe sözlüklerde aynı zamanda tohum, tohum çekirdeği yeşermeye başlayan tohum anlamlarında da kullanılmaktadır. Âlemin ruhu ateş etrafında ibadete dönen insanlar, bu âlemin ruhunu insani nefsin kirlenmesinden korumak için ağızlarını tülbentle, başlarını Mitra sembolü kızıl başlıklarla bağlarlardı. Kendini bilen insan gerçeğidir bu. Evrendeki yerinin farkında olarak kâinatla ilişki kuran yüksek dağların insanları için elbette kötülük çok daha sarsıcıdır. Kötülüğün kendisini açığa vurduğu zamanlardan biri de, İskender’in Zagros dağlarının ve halkının geçit vermezliği karşısında, Kürt kızlarını, işbirlikçi rahip ve aristokrat Kürt erkeklerle anlaşıp, askerleriyle evlendirerek akrabalık sağlamak istediği dönemdir. Akrabalık yoluyla Zagrosların yolunu açmak istemektedir. Helen imparatoru İskender 300 Kürt kızını komuta kademesindeki askerleriyle evlendirmek için on bin kişilik bir evlilik töreni yapar. 300 Kürt kızı Zagros dağlarının Zerdüşt tapınaklarının rahipleri ve önde gelen ailelerin kızları olduğu anlaşılmaktadır. Kendini yeni işgalci güçlerin yerel iktidarına hazırlayan işbirlikçi siyasetin ihanetine uğramışlardır. Ancak ruhları ve bedenleri özgür olan Zagros’un asi kızları, evlilik yoluyla hem ruh ve bedenlerinin esarete gireceğini, hem topraklarının büyük bir ihanet ve işgale açılacağının farkındadır. Bedeni dokunulmaz kılmak hem Zerdüşt felsefesinin kadın kutsallığı ilkesi hem özgür evlilik ve aşk ahlakının gereğidir. Bedenlerininin üzerine ülkelerinin kaderi yazılıyordu. O halde bedeni dokunulmaz kılmak özgürlük ahlakı ve ülkelerinin kaderi için hayatidir.

Dokunulmaz kadın ruhu dokunulmaz ülke ve özgür aşk birliğidir; köleliği kendine dokundurmama Kürt kadınlarının temel öz savunma kuralı olur. Bu dağın kızları bedenlerin iyilik ve kötülüğün çatışma alanı olduğuna karar verirler ve sessizce örgütledikleri ama büyük yankısı olacak bir ayaklanmaya hazırlanırlar. Düğün gecesi yanlarına aldıkları hançerlerle zorla evlendirildikleri askeri komutanı ve kendilerini öldürerek bir isyan başlatırlar. Bu isyana Surka Âlem İsyanı denir. Surka Âlem (Sur-Sor-kırmızı Âlem- halk)Kürtçe kızıl başlık takanların isyanı demektir. Kızıl başlık halkın kutsal mabet hizmetlilerinin alameti olduğundan, bir halk adını değil o inancın temsilcilerini işaret etmektedir. Kızıl başlıklı bu Zagros kadınlarının isyanını Özcan İnce ‘Dört Kapı Kırk Makam’ kitabında dile getirir. ‘Surka Âlem en önemli kızılbaş masalıdır. Bu masalda Kürtçe beyitlerde vardır’ diyen İnce, dikkatimizi doğru tarih kaynakları olan halk masallarına, beyitlerine, şiir ve deyişlerine çeker. Çünkü egemenler tarihi çarpıtarak veya örtbas ederek anlatırlar. Lakin Ksenefon ve Heredot bu evliliklerden bahsederler ama bu isyandan hiç söz etmezler. Surka Âlem isyanı, Kürtlerde tarih masal, stran, şiir yoluyla sözlü aktarıldığından doğru bir kadın tarih kaynağı olmaktadır. Surka Âlem isyancıları zorla evlendirilmelerini kabullenmeyerek, zoraki evlilikleri bir işgalin temsili olduğunu bilerek hareket etmiş ve ne Zagrosların ne de kadınların geçit vermeyeceğini düğün gecesi ayaklanma planlayarak gösterirler. Kadınların bu isyanıyla ayaklanma büyür ve bu evlilikler gerçekleşemez.

D-AMAZONLAR:

Amazonlar tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulus olarak tanımlanmaktadır. Amazon, İskit ve Sarmatya grupları Aryen toplumunun Karadeniz’e ve iç Anadolu’ya doğru uzanan kollarından biri olduğu düşünülmektedirler. Terme-Samsun Amazonların anayurdudur. Amazonlar ön Asya coğrafyasına uzun bir süre hâkim olmuşlar ve Anadoluda bir kadın uygarlığını gerçekleştirmişlerdir. Greklerin ilk Troya önlerine geldiği günden İskender ve Sezar zamanına kadar tarihe kayıtlıdırlar. Truva Savaşında yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta Amazonların en fazla tanınan kraliçeleridir. Amazon savaşçılar Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiş, Helenistik ve Roma çağında Ön Asya'ya birçok Amazon saldırısı kaydedilmiştir. Antik Çağda birçok tarihi kavimle ilişkilendirilen Amazonlar ismi genel olarak kadın savaşçı ile eş anlamlı kullanılmaktadır. Ancak isim anlamına dönük birçok yorum bulunmaktadır. Amazonların yurtlarını savunmak ve istila hareketlerine karşı savaşmak için kendi temel yaratılış özelliğinede meydan okuyarak, kadınlığın sembolünden birini yok etmeleri, anneliğe karşı duruşları, inanılmaz olduğu kadar son derece kuvvetli bir başkaldırıdır. Rahat yay ve mızrak kullanabilmek için sağ memelerini kestikleri veya yaktıkları söylenir. Aykırılığın ve karşı duruşun bu en yüksek radikalizmini tanımlamak için bu tür yorumlara gidildiği açıktır. Amazon kelime anlamının memesiz olduğu yorumu, kadınlığın ve ona bağlı ulusun tanımlanması için çarpıcı bir özellik olduğundan, memesiz yorumu diğer farklı yorumlardan daha cazip olmaktadır. Ancak rölyeflerde memesiz Amazon resimlerine rastlanmaması, bize şunu düşündürtmektedir; egemen erkek uygarlığına meydan okumak mevcut dayatılan kadınlık imgesinde bir deprem yaratmaktadır ve bu meydan okuma kadınlığa meydan okuma olarak çarpıtmaya uğramaktadır. Amazonlara dönük, ‘erkeksiz yaşayan, erkek avcısı, erkeğin sahibi, erkek öldüren’ vb ataerkil birçok tanımlamalar yapılmıştır. Hemen hemen tüm yorumlar aykırı kadın duruşunu güçlü tanımlamıştır. Ama bizce “a-massein” (yaklaşılamaz kadın) yorumu en gerçekçi yorum olmaktadır. Amazon kelimesinin Farsça, savaşçılar anlamına gelen ha-mazan kelimesinden türediği söylenir.

Grekler bu kadınları barbarlar sınıfına koyarak dışlamışlardır; bu dışlamanın nedeni bu kadınların Grek uygarlığının saldırılarına karşı bir direniş hattını temsil etmesidir. Amazonların Pontus bölgesinde-Karadeniz kıyısında yaşadıkları söylenir. Burada kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız bir ülke kurarlar. Amazonların birçok kenti kurdukları iddia edilir, bunlar arasında Ephesus, Sinop,Paphos ve Smyrna sayılabilir. Amazon bölgesinde erkekler yaşayamazdı. Kız çocuklar annelerince büyütülür ve tarım, avcılık, savaşçılık konularında yetiştirilirlerdi. Amazonlar eski çağlarda Lycia'yı ele geçirmiş ancak Bellerophon tarafından yenilmişlerdir. İlyada’da Amazon kraliçesi Penthesilea, Aşil tarafından öldürüldüğü yazılır. Amazonların Tuna Nehri üzerindeki Leuke adasına sefer düzenlediği iddia edilir. Seferin amacı Aşil'in küllerine sahip olmaktır. Amazonlar Büyük İskender zamanında da tarih sahnesine çıkarlar. Truva Savaşında Amazon kraliçe Penthesilea'nın yanında direnişe katılan 12 komutanından bazıları Aşil’ in düşmanı Ainiaan, Antibrote, Asteria, Cleite, Helene (Aşil ile savaşmış ve ağır yaralanmıştır), Hippolyte Amazon kraliçesi, Melanippe’ dir. Amazonlara ait heykeller ve anıt mezarlar vardır. Efes’teki Yunan bakirelerin yılda bir kez Amazonlara ithafen silahlar kuşanarak özel bir dans sergiledikleri anlatılır. Amazonların ilk kayda geçtiği dönem Grek uygarlığının Anadolu’ya dönük başlattığı fetih dönemidir. Hem Yunan mitolojisinde hem Heredot’un İlyada eserinde temel bir konu olan Truva savaşında Amazonlar yer alır. Truva’ nın bu emperyal güç karşısında savunulması savaşında yer alan Amazonlar, ön Asya’ yı uzun süre saldırılara karşı korumuş, silahlı bir direnişle savunmaya almışlardır. Hem Truva hem Ön Asya bu dönem neolitik toplum ve yeni doğan kent uygarlık başlangıcı aşamasındadır. Bir geçiş dönemidir. Zamanın Anadolu uygarlığının temsillerinden biri Truva ve Amazonlardır. 

Amazonların bu denli aktif bir direniş içinde olması Yunan uygarlığının ataerkil ve devletçi hegemonik karakterinin barındırdığı tehdittir. Tehdit ağırlıkta kadına dönüktür ki bu Helena’nın Paris tarafından Truva’ya kaçırılmasıyla sembolize edilmiştir. Yunan tanrısı kadına el koyarak kaçırmıştır ve Yunan kralı kaçırılan karısını geri almak için savaş başlatmıştır. Truva için ise kadın kutsaldır ve dokunulmazdır. Kadını mülkleştiren ve kadının paylaşım savaşıdır bu. Helena mitik bir metafordur ama gerçeği anlatmaktadır. Çünkü Truva kadına dokunmayan ve kadının da kendi öz savunmasını yaptığı bir uygarlıktır. Bu yüzden Truva düşmelidir yoksa devletçi Grek uygarlığı bir dönülmez krize girecektir. Yunan tanrıların Yunan erkeklerinin yanında tam bir savaş tarafı olarak yer almasının nedeni bu erkek egemenlikli uygarlığın yaşadığı zorlanmayı anlatmaktadır. Tanrılar olmazsa bu erkekler bu kadınlara yenilecektir. Akhilleus ve Hektor karşılaşması cinsiyetçi tarih anlayışından dolayı çok anlatılır ama Amazonlardan bahsedilmez. Akhilleus’ un Hektor’ un yanısıra karşı karşıya kaldığı savaşçılar, Amazon kraliçesi ve 12 komutanıdır. Bu nedenle kısmen tarafsız davranan Yunan tanrıları kadın kraliçelerin Akhilleus’ u yeneceğini anladıkları an tamamı savaşa taraf olmaya ve Akhilleus’ a yardım etmeye karar verirler. İskender Helen uygarlığının fetih ruhu ile doğuya başlattığı seferler sırasında Amazonlarla karşı karşıya gelmiş, Sezar senatoya Semiramis ve Amazonların Roma’ ya karşı başlattığı ayaklanmaların sonucu ele geçirdikleri kentlerin raporunu sunmuştur. Akhilleus, İskender ve Sezar gibi tanrının oğulları ünvanıyla dünyayı kasıp kavuran fatihlerin karşısına ilk çıkan Amazonların neredeyse bin yıllık bir süre batı yayılmacılığına karşı bir direniş verdiği anlaşılmaktadır. Amazonlar 12 kişilik komutası ve kraliçeleriyle, kız çocuklarını esas alan ana soylu toplumsal örgütlenmelerle, disiplinli, kararlı ve yetenek ifadesi öz savunma ordusuyla ve devletçi uygarlığa başkaldırılarıyla tarihin en özel ve ayrıcalıklı kadınları olmuşlardır. Herakles ve Theseus ile girdikleri savaşların özünü oluşturan uygarlaştırılmaya çalışılan kadınların bu uygarlığı ret direnişi, iki defa ötekileştirilmeye uğramalarına neden olmuştur. Onlar hem barbarlar hem kadınlardı ve o kadınlar kalkanlarını kuşanmış, ok ve yaylarını doğrultmuş halde tarihin tanıdığı en özel yaklaşılamaz kadınları olarak kendilerini tanımlamışlardır. Kendini tanımlayan bu kadınlar, bize kendini tanımlamanın özgürlük olduğunu anlatırlar. Ama kendini tanımlamanın biricik ön koşulunun, kendini savunan kadın pozisyonunu almakla mümkün olacağını anlatarak bildirirler.

E-SARMATYALI KADINLAR:

Sarmatyalılar, adına atlarını kurban ettikleri bir ateş tanrısına tapan bir Aryen topluluktur. Anaerkil karakterli bu topluluk, Roma imparatorluğunun saldırılarına karşı kadınlar ve erkekler birlikte öz savunma savaşını vermişlerdir. Ölüleri için yaptıkları mezarlara (kurgan) değerli eşyalarını koyan Sarmatlara ait at takımları ve silahlar arkeolojik incelemelerde gün yüzüne çıkarılmıştır. At takımları ve silahları becerilerinin dönemin standartlarının üzerinde olduğunu göstermektedir. Yüzük, bilezik, taç, broş, altın tabak ve benzeri ziynet eşyalarının da bulunduğu bu mezarlar kadınların at takımları silahları ve ziynetleriyle birlikte gömüldüğünü göstermektedir. Çünkü Sarmatya kadın mezarlarında yüzde yirmi beş oranında silahlar çıkmaktadır. Aynı durum İskit kadın mezarlarında da görülmüştür.

F- TOMRİS:

MÖ 6'ncı yüzyılda yaşayan Massaget kraliçesi Tomris (Masagetler Asya halklarından, İran’a komşu olan ve Hazar denizi kenarında yaşayan halktır. Masaget’in kelime anlamı balık yiyendir) barışçıl siyasete önem vermesi ile tanınır. Ancak savunmaya önem veren bir yapılanmaya ağırlık vermiştir. Pers İmparatoru Kiros düzenli aralıklarla Saka topraklarına sefer düzenler ama yakılmış tarlalardan başka bir şey bulamaz. Tomris’ in ünlü savunma taktiği geri çekilme ve savaş için uygun bir mevzi ve an yakaladığında saldırma, bu olmadığı takdirde de savaşa girmeme üzerine kuruludur. ‘Sakaları kovalamaktan bıkan Büyük Kiros İran'a geri dönmek zorunda kalıyordu. Bir süre sonra kendisine tabî olması ve kendisiyle evlenmeyi kabul ettiği takdirde Tomris Hatun ile uğraşmayacağını vaad etti. Tomris Hatun bunun bir oyun olduğunu biliyordu ve teklifi reddetti.’ Kiros büyük bir ordu toplayarak tekrar Saka topraklarına saldırır. İki ordu güneş battığı için savaşmaz. Kiros hileye başvurarak iki ordunun arasında bir çadır kurdurur. İçinde güzel kızlar ve şarap bulunan çadıra ansızın saldırı düzenleyen Tomris’ in oğlu ve beraberindeki kuvvetler, Perslileri öldürdükten sonra eğlenceye dalarlar. Pers kuvvetleri çadırı basıp Tomris’ in oğlunu ve içerideki tüm Sakaları öldürürler. Tomris oğlunun ölümüne üzülür ve ‘Kana susamış Kirus! Sen oğlumu mertlikle değil o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. Ama güneşe yemin ederim ki seni kanla doyuracağım!’ diye yemin eder. Ok atmakta usta olan ve savaş arabalarını ustalıkla kullanan Sakalar, ertesi gün Persler'i bozguna uğratır. Ölenler arasında Pers kralı Büyük Kiros da vardır. Tomris Kiros'un kesik başını kan dolu bir fıçıya atarak 'Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni, kanla doyuruyorum!' der. Kadınların öz savunmaya dayalı savaş tarzı ve direnişin tarihinin kadınlar tarafından nasıl uygulandığını bu örnek bir kez daha göstermektedir. Günümüz gerilla taktiğinin tarihinide anlatan Tomris’in savunma taktikleri göstermektedirki savaşta zaferi sağlayan büyük ordular ve teknik üstünlük değildir. Taktik yaratıcılık, zekaya dayalı plan ve savaşın mekan ve zamanını belirleme insiyatifine dayalı üstünlük zaferi belirler.

G- UYGARLIĞI KENDİSİNE BENZETEN KADIN: DİDO

Şimdi ki Lübnan sınırları içinde olan Sur kraliçesi Ellisar-Dido Roma saldırılarına karşı direnişe geçmiş ve Roma saldırıları artınca toplumuyla birlikte Tunus’ a geçmiş, Kartaca kentini MÖ 813-14 yılında kurmuştur. Tunus imparatoru önce kendilerine yer vermek istemez ve topraklarından çıkmalarını ister. Dido zekice bir fikirle imparatordan kendisine öküz postu kadar yer vermesini ister. Bu öneriyi zararsız bulan imparator teklifini kabul eder. Dido postu ince ince iplik haline getirerek geniş bir alana postu yayar ve Akdeniz kıyısına Kartaca’ yı kurar. Bu duruma şaşıran imparator hiddetle itiraz eder ama Dido kendisine ‘bir öküz postu kadar yer istediğini ve kendisinin de bu öküz postunun yayıldığı yere kadar kenti kurduğunu’ belirtir. Bu zekice davranış ve politik yeteneğe hayranlık duyan imparator Dido ile anlaşmaya varır. Dokuma bir kadın zanaatıdır ve kadın üretim yeteneğini yetkin bir zekâ ile bir politik savunma aracına çevirme dehasını Dido çok yetkince kullanır. Kıyımdan kurtardığı toplumunun hayatta kalma sorunu vardır ve Dido’ nun gelip dayandığı son sınır Tunus sınırlarıdır. Halkı ya yok olacak ya da bilinmez topraklara savrulacaktır; silahlı bir savaşla yer tutma imkânı yoktur. Zekâ gücü ile halkının öz savunmasını sağlayan Dido bize öz savunmanın bir yaratıcı zekâ, akıl ve politik yetenek olduğunu gösteren istisna örneklerden biridir. Ellisa (Elissa ismi muhtemelen Finike dilindeli Elişat kelimesi eski Yunanca telaffuzunda Elissa olarak geçer. Romalılar ise aynı anlama gelen Dido derler ona. Dido ismi, kelimenin Finike dilindeki anlamı olan 'gezgin, göçebe' manasındadır.) göçebe ve mülteci halkının gezgin kraliçesidir ama Akdeniz kıyısına kurduğu Kartaca kentinde bir kadın uygarlığını kurar. Kenti ve uygarlığı da adeta kalbinin sureti gibidir ve duygularıyla, mantık kurallarıyla ona benzemektedir; tutkulu, zeki, hür, dahi, barışçıl, özgür. Barışçıl siyaset yapma zekâsının sonucu Kartaca bağımsız ve özgür bir istisna kent uygarlığını temsil eder. Akdeniz’ in güneşi gibi parlayan Kartaca, dönemin kolonileştirme siyasetini yürüten imparatorlukları karşısında özerkliğini korumayı başarır. Kadın farklılığının özgünlüğünü bir uygarlık kurma düzeyinde geliştiren Dido, aslında kadın neolitik uygarlığının döneme uyarlanmış, gelişmeler karşısında sentez oluşturmuş bir modelini temsil etmektedir. Kadınlardam oluşan yönetimi, kızlarının devr alacağı ana yanlı soy hukuku, komünal yaşamın yanı sıra ticari ekonominin muntazam işlediği zenginlik ve tekelci, gaspçı olmayan ekonomik çeşitlilikle bir sentez kurmuştur. Bazı yorumlara göre, Troya düştükten sonra sağ kurtulanlar, yeni bir yurt kurmak için Aeneas önderliğinde denize açılırlar. Fakat uzun bir yoldan sonra Juno'nun gazabına uğrayarak İtalya'ya gitmek isterken Libya'ya ulaşırlar. Kraliçe Dido, kendilerini iyi karşılar ve Aeneas'a âşık olur. Aeneas'a kentlerini burada kurmalarını söyler. Aeneas da hazırlıklara başlar ama Zeus'un İtalya'da kent kurma emrini alan Aeneas gizlice gemilerini hazırlatıp yola çıkar. Dido da kendini öldürür. Dido’ya ilişkin anlatılan farklı bir hikaye ise şöyledir: Yörenin kralı ona aşık olur ve Dido ile evlenmek için çok ısrar eder. Ama Dido ilk eşine çok bağlıdır, baskıları azaltmak için kabul edecekmiş gibi yapar ancak hazırladığı büyük ateşe kendini atar. Hangisi doğru olursa olsun her iki versiyonunda ortak yanı ana mesaj olarak Dido’nun duygu dünyasını korumak ve onurunu savunmak için bir tavır olarak ölümü seçtiğidir. Roma uygarlığı Kartaca uygarlığını doğuya yayılması önünde bir engel görmektedir ve bu engel Kartaca’ nın askeri gücünden kaynaklı bir engelden ziyade temsil ettiği uygarlığın demokratik, barışçıl kültürünün sağladığı moral üstünlükten kaynağını almaktadır. Halklar Kartaca etrafında bir demokratik uygarlık konfederasyonu ve direnişiyle hareket etmektedir. Kadın uygarlığı bu kültürde çok güçlü etkilere sahiptir. Roma için esasta aşılması gereken bu kültürel uygarlıktır. Bu nedenle içine sızma ve birliğini dağıtma siyasetini uygulayarak askeri fetihleri devreye koymaktadır. Aenas efsanesi Batı erkeğinin doğu kadını ile aşk ilişkisiyle birleştiğini anlatarak yayılmacılığa çok güçlü bir ideolojik zemin hazırlar. Batı doğunun kalbini feth etmiş ve doğu batıyı kabullenmiştir mesajı verilerek siyasi yayılmanın moral dayanakları oluşturulur. Dido’nun dramı bu anlamda bize kadının uygarlık dünyasına erkek iktidar kişiliğinin kurnazlık ve hile ile sızmasını anlatır.

DERLEME 4.BÖLÜM

   

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)