TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)
TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)
0 Yorum
26-09-2021

4.BOYUT: SOSYAL VE KÜLTÜREL ÖZ SAVUNMA:

‘‘Toplumsal örgüler, organlar, yapılar, sistemler özünde anlamca belirlenirler. Anlamını en iyi dile, söze ve yapılanmaya kavuşturan toplumlar en gelişmiş toplumlar tanımına kavuşurlar. Bunlar özgürleşme düzeyi gelişkin toplumlardır. Özgür toplumların kendilerini anlamlandıran, dillendiren, konuşturan, ihtiyaca göre çok yönlü yapılandıran toplumlardır. Özgürlükten yoksun toplumlar ise tersine dillerini geliştiremmemiş, açıkça ifade edememiş, kendilerini çok yönlü yapılandıramamış toplumlardır’’ Kadını yalnızlaştırma ve kimsesizleştirme ataerkil ve cinsiyetçi toplumun en temel çalışmasıdır. Politik olarak kolay yönetilir ve kullanılır düzeye getirmenin en etkili aracı sosyal değer gücünden düşürmektir. Sosyal ilişki ve dayanışma etkinliklerinden izole edilen kadın hakkında her türlü tasarruf sağlanabilir. Bu öylesine bir asosyalleştirmedir ki, ana kızına, oğul anaya, kız kardeş kız kardeşe, toplumdaki tüm kadınlar tüm kadınlara yabancılaştırılmıştır. Bu yalnızlık durumu içinde kadının kendisi bile kendisine sahip çıkmaz ve kimsesizlik içinde her türlü boyun eğmeyi yaşar. Gidecek bir yeri yoktur, dayanacağı kimsesi yoktur, kendisini savunacağı topluluğu yoktur. Cinsiyetçi sosyal kültürün kadın kişiliğinde gerçekleştirdiği kendi doğasını suçlu görme ve cinsiyetini günahkâr bulma duyguları öncelikle kadının kadına suçlu ve günahkâr yaklaşmasına neden olmaktadır. Kadın sosyal dayanışma duygusunu kıran eril cinsiyetçi sosyal değerler, kadın cins mücadelesinin kırılmalarına yol açmıştır. Bekâret, namus, erkeğe hizmet kavramlarını benimseyen kadın gerçeği, bu kavramların dışına çıkan kadını lanetli görebilmektedir. Kendine ve cinsine eril cinsiyet değerleri ve sosyal anlayışlarıyla yaklaşan kadın şiddeti kabullenmekte ayrıca ne kendini ne cinsini savunamamaktadır.

Aile içi şiddet, kadın cinayetleri bu durumdan kaynaklı rahat gelişmektedir. Oysa kadınların sosyal konumları bu şiddeti engelleyebilecek durumdadır. Bu nedenle kadın sosyal sorunlarını çözmenin temel ilkesi cins mücadelesinin radikalleştirilmesi ve geleneksel değerler karşısında esnetilmeden yürütülmesidir. Ne kadını yalnızlaştıracak ve ataerkilliği tahrik eden marjinal bir radikalizm ne de geleneksel değerlerle karşı karşıya gelmekten kaçan ürkek cins mücadelesi bizim mücadele tarzımız değildir. Mücadelemizin radikalizmi sistemi köklü sorgulamak ve köklü çözümler bulmaktan gelirken, toplumsallığı ise tüm toplumsal yapıların değişimini hedeflemesinden gelmektedir. Yani kadının özgür olması için tüm toplumun demokratik bir değişim zihniyeti ve sosyal harekete kavuşturulmasıdır. Radikal eylem ve örgütlemeler kadar, ikna dili, diplomatik çalışmalar ve demokratik ittifakları birer araç olarak kullanmak gerekmektedir. Kadının sosyal öz savunmasını bu nedenle iki temelde ele almak zorundayız.

a)Kadın bedenini ve sosyal özgürlüğünü zihinsel eril anlayışlara karşı korumak için öncelikle, kadının bedeni hakkında tek karar sahibi olduğunu savunan tutumu toplumsallaştırmak gerekmektedir. Kadın bedenini cinsiyetçi günah ve ayıp kavramlarının dışında kadının özgür tercihleri temelinde ele alan ve bu tercihlerinden dolayı hiçbir yaptırıma uğramayacağı hak bilincini geliştirmektir bu. Bekâret ve namus kavramları mal kanunlarıdır; kadının erkeğin malı olması ve sermaye gücü olarak elinin altında olması için malını kimseyle paylaşmaması gerekir. Yoksa başlık parası, çok eşlilik, berdel ve mallaştırma en büyük ‘namussuzlıktur’ Erkek kendi bedensel zevkleri için hiçbir ahlaki kurala bağlanmaz ama bu ahlaksızlığı hayata geçirmek için kadını en katı ataerkil ahlaka bağlar. Kızlarını para ve mal için, politik çıkar için erkeklere başlık parası ile satan bir erkeğin, kadını kendi bedeninin ve ruhunun özgür seçimleri karşısında hiçbir meşruiyeti yoktur. Ama bu erkek bu kızını öldürme hakkına sahiptir. Aynı biçimde çok evlilik yapan ve kadına her gün tecavüz eden erkeğin boşanmak isteyen kadın üzerinde hiçbir hakkı olmaz. Ama bu erkek karısını öldürme hakkına sahiptir. Bu temelde kadının bedenini özgürleştirecek bir cins mücadelesi vermek en etkili kadın öz savunması olmaktadır. Kadının kendi bedeniyle ilgili kararlarını yargılamak hangi nedenle olursa olsun kadına yönelik şiddeti önlemez ve özgürleştirici değildir. Çünkü bu durum kadının kendi bedenini politize etmesine yol açar; bedenin politize edilmesi ise ya kadının muhafazakârlık ideolojisiyle katı ahlakçı geleneğe sığınmasına, ya da bedenini cinselliği kullanarak değerlendirmesine yol açar. Her iki anlayışta kadını erkek iktidar ağlarına düşürmektedir.

b)Kapitalizm bu gerçeği tahrik ederek sahte özgürlük anlayışını geliştirir ve baskılanmış kadın bedenlerini baştan çıkararak metalaştırır. Özgürlük cinselliğin aşırı kullanımı yanılgısıyla çarpıtılır ve kadın buradan yeniden bir kölelik içine alınır. Bu nedenle kadın bedeninin bastırılıp mallaştırılması kadar, kadın bedeninin kapitalist cinselliğin metalaştırılmasına karşı bir öz savunma bilincini esas almak gerekir. Milliyetçi, militarist, tekelci erkek tipi kapitalizmin erkek tipidir ve bu tip kapitalizm tarafından ne kadar cinsel etkinlik gösterirse o denli erkektir anlayışıyla tahrik edilir. Erkek cinselliğinin aşırı abartılıp kullanılması üzerinden erkek şovenizmini geliştiren kapitalizm, sisteminin tekçi, sömürgen ve iktidarcı karakterinin eril sosyal karşılıklarını oluşturarak devamını sağlar. Bunun için kadının cinselleştirilmesi, cinsel arzu nesnesi kılınması ve cinsel cazibesinin artırılması gerekmektedir. Fiziksel güzellik ve cinsel cazibe bir kadınlık ölçüsü haline getirilerek ve aşırı cinsel tüketimle bir özgürlük yanılsaması yaratarak kadını metalaştırır. Sosyal yaşamın aşırı cinselliğin tüketildiği bir Pazar haline getirilmesi, kadınlık ve erkekliğin ilişkilerinin aşırı cinselleştirilen sosyal ilişkilerle düzenlenmesi dönemin köleliği olmaktadır. Bu cinselleştirilmiş sosyal ağın hiçbir ahlaki değer duygusu ve sosyal aidiyetleri yoktur. Sosyal değerlerin hiçleştirilmesi ile güdüsel tatminler en yüce değer olarak görülür. Pornografi, fuhuş, eğlence sektörü vb hem erkek cinselliğini abartılarak sürekli tüketilmesini öngörür, hem cinselliğin bir sermaye ve kar alanı olarak sektörel kazanç alanı olmasını sağlar. Kadın burada alıcı erkeğe, satıcı erkeğin sunduğu mal ve mal hizmetleridir. Bu sektör kadına yönelik şiddetin en yoğun uygulandığı alandır; pornografik cinsellik ile kadına cinsel olarak güç uygulayan, şiddetle sahip olan ve kadın bedenini her tür cinsel şiddet uygulamasına tabi tutan erkek cinselliği modelleri oluşturulur. Erkek sahip olan, kadın sahip olunan bir oyuncaktır burada.

Bu modeller ile cinsellik şiddetle yüceltilir ve erkek olmak cinsel şiddet ile özdeş kılınır. Kadınların kaçırılması, sömürgelerden kadın ticaretinin sağlanması, zorla fuhuş yaptırma vb tüm süreçler şiddet yoluyla başarılır. Ki kadın ticareti en fazla savaş koşullarında sağlanır; göçertme, tecavüz, zorla alı koyma, yoksullaştırarak fuhuş sektörünün ağları örgütlendirilir. Esasında savaş kadın bedeninin ele geçirilmesi ve tutsaklaştırılması üzerinde yürütülür. Günümüzde savaşların yaşandığı coğrafyaların tamamında yaşanan şiddetin en acımasızı kadın bedeni üzerinde yürütülmektedir. Kuzeyde özel savaşın uyguladığı şiddetin sonuçları üzerinden Kürt kadınlarını fuhuş sektörünün içine çekmesi, Daiş’ in el koyduğu kadınları pazarlarda satması yakın zamanın en acımasız örnekleri olmaktadır. Biçimi, yeri ve yöntemi nasıl olursa olsun her işgal ve her egemenlik savaşı kadın bedeninin ele geçirilmesi ve köleleştirilmesi sürecidir. Bu ele geçirme sürecinin başat yöntemi ise kadının toplumundan kopartılması ve tamamen asosyalleştirilmesidir. Kadını toplumsuzlaştırarak cinsel iktidar altına alma mümkün olduğu için, günümüzün kadını tüm zamanların en yalnızı ve kimsesizi durumundadır. Bir yandan feodal ataerkil kültürün namus anlayışı ile yalnızlaştırdığı, diğer yandan kapitalist modernite yaşantılarının cinsel özgürlük yanılsamasının hiç kimsesizleştirdiği kadın gerçeği arasında sıkışan kadın, derin bir kriz ve açmaz içinde bulunmaktadır. Bu anlamda kadın sosyal değer anlayışını, kadın bedeni bilincini ve kadın sosyal kültürünü bir direniş alanına çevirecek bir öz savunmaya ihtiyaç vardır.

c)Bu durumda kadının yalnızlık ve kimsesizliğini aşacak bir kadın arkadaşlığı, yoldaşlığı ve kardeşliği bilinciyle toplumsal organizasyonlar geliştirmeliyiz. Bu bir sosyal ve kültürel kuruluş sürecidir; kadınların birbirini sahipleneceği, savunacağı ve yaşamlarını ortaklaştıracağı kadın dayanışma kültürüdür. Geleneksel baskılara, şiddete, yoksulluğa ve fuhuşa karşı kadınların kendi öz bilinçleriyle mücadele edeceği kampanyalar, toplumsal eylemler ve özgün hareketleri açığa çıkarmak gerekmektedir. Bu paralelde kadın sivil toplum örgütlerini mümkün olacak en ileri düzeyde ve bir kadın kamuoyu oluşturacak, genel kamuoyunun dikkate alacağı yaygınlıkta inşa etmek gerekir. Her kadının bir sosyal örgüt, bir sosyal yardımlaşma,sosyal dayanışma örgütüne sahip olacağı bir kuruluş anlamına gelmektedir bu. Her köy ve mahallede kadın sosyal dayanışma merkezi, her kentte kadına yönelik şiddetle mücadele dernekleri, her yerleşim biriminde kadın sosyal yardımlaşma kuruluşlarını inşa ederek kadını bir sosyal güvenlik sahibi kılabiliriz. Gideceği, dayanacağı ve yardım isteyeceği bir toplumu olmadığından kadınlar her tür şiddeti, haksızlığı kabullenmektedir. Ancak güvenlik sadece fiziki kuruluşlar demek değildir; güvenlik öncelikle duygudaşlığa dayanan bir toplumsal sahiplenme duygusuyla başlar. Bu da yaşamın kültürel gerçekleri içinde açığa çıkan bir şeydir; sosyal organizasyonlar ve sosyal etkinlikler alanıdır bu. Her köy, mahalle ve kentin özgün kadın yaşantılarını özgün sosyal aktiviteler biçiminde örgütlemek gerekir.

Örneğin, bazı yerlerde kadın bir üretim gücüne sahiptir ama şiddete yoğun maruz kalmaktadır, kimi yerlerde yoksulluk en temel sorunudur ya da ataerkil gelenekler çok kuvvetli olduğundan eve hapsedilmektedir. Hangi alanda hangi kadın sorunu daha çok göze çarpmaktaysa ona göre sosyal ve kültürel organizasyonlar geliştirmek gerekir. Yoksulluğun yoğunluklu yerlerinde kadın yoksulluğuyla mücadele kuruluşları gerekir. Ekonomik durumu iyi olan kadınların katılımını geliştirecek, paylaşım kültürünü canlandıracak armağan ekonomisine dayalı sosyal yardımlaşmalar ağı ile kendisini savunan kadın sosyalitesine ulaşılabilir. Eve kapatılan kadınlar için yerel sosyal ve kültürel organizasyonlar gerekir; bu kültürel bir etkinlik, sosyal bir faailiyet, siyasi bir örgütlenme biçiminde olabilir. Ama temel amacı kadının eve kapatılmasını aşmak ve kadını sosyal yaşamını geliştirecek mücadele araçlarına sahip kılmaktır. Bazı yerlerde dinin ağır etkilerinden dolayı kadın tamamen sosyal yaşam dışındadır; siyasi tercihlerle yurtsever olabilirler ama kadını muhafazakâr biçimde kapatmaktadırlar. Bu tür yerellerde dinin demokratik yorumunu geliştirecek çözümlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun için dini cemaatlerde etkili olan kadın yapılarını cemaat içinde ve özerk örgütlemelerle kadın sosyal hakları talebi ve dini yorumlarıyla örgütleyebiliriz. Din adamlarının fetvaları ve yorumlarıyla kadın aleyhine toplumsal meşruiyet sağlandığı için, inanç ve dini hareketler içinde kadın örgütlemeleriyle kadın lehine yorumların geliştirilmesi, fetvaların demokratik biçimde dile getirilmesi ve erkek dini otoritelerin bir reform zihniyetiyle değişime uğratılması mümkündür. Bu konularda kadın öz savunmasının tarzı her kadını bir örgüte sahip kılacak düzeyde çok çeşitli örgütlemelere gitmektir. Örgütlenmek en sonuç alıcı öz savunmadır yaklaşımıyla yaklaşırsak;

1. Sosyal kampanyalar kadın sorununu toplumsal çözüm sürecine almanın en etkili yöntemlerinden biridir. Kampanyalar ihtiyaca göre bazen yerel, bazen bölgesel, bazen evrensel çapta olur. Kampanyanın niteliğini, süresini ve eylem tarzını belirleyen o yerelin ve evrenselin mevcut gerçekliğidir. Kampanyanın esas amacı bir sorun hakkında kamuoyu oluşturmak, zihniyet sorgulamaları yapmak ve sorunun muhataplarının değişim talebini, eylemini harekete geçirmektir. Ama kampanyaların birde eylemsel süreç içinde kadın lehine zihinsel, kurumsal ve yasal zeminde değişimleri örgütlemektir. Bu nedenle bazen bir köyün kadınları, bazen bir mahallenin kadınları, bazen bir kentin veya tüm dünya kadınlarının güncel bir sorununu dile getirmek ve konu hakkında değişimi gerçekleştirmek gerekir. Günümüzde kampanyaları çok merkezileştirmek, merkezi planlama beklemek gibi beklentili bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Bunu aşmak için her yerelin özgün şartlarını o yerelin kampanyasıyla ele almak gerekir. Bazı yerlerde kadın cinayetleri yoğundur, bazı yerlerde fuhuş ön plana çıkmaktadır, bazı yerler kadını dini gerekçelerle kapatmaktadır. Bu nedenle yerelin sorunu ve çözüm ihtiyacını yerelleştirmek gerekir. Kampanyaları tek tipleştirmemek lazım; sadece kadınların örgütleyicisi ve eylemcisi olduğu kampanyalar gerekmektedir. Ancak kadına yönelik şiddet, sömürü ve saldırıları marjinal kılmak, toplumsal meşruiyetini bitirmek ve bu odakları yalnızlaştırmak için erkeklerin, dini cemaatlerin öncülerinin ve geleneksel yapıların katılacağı kampanyaları devreye sokmak lazım. Şiddete karşı erkeklerin yürümesi, cinayetlere karşı din adamlarının kadın katlini suç olarak tanımlayan fetvalar yayınlaması ve vaazler vermesi, fuhuşa karşı erkeklerin ahlaki sorgulamalar yapması önemli yöntemler olabilir. Şiddet, fuhuş, tecavüz, yoksulluk, savaş, militarizm, medeni haklar, töre hukuku, berdel, çok eşlilik, kadın sünneti, başlık parası vb konuları kampanya konuları olarak ele alabiliriz.

2. Kadın yoksulluğuyla mücadele kuruluşlarını bir kadın sosyal dayanışma ağıyla ele almak gerekir. Barınma, gıda, giyecek, ilaç vb ihtiyaçların karşılanacağı istasyonlar kurulabilir. Bu istasyonları kadınların gönüllü yardımlaşmalarıyla ve gönüllülerin sorumluluğunda geliştirmek onu kalıcı değer haline getirir. Ancak üretime dayanmayan yoksullukla mücadele tarzı geçicidir ve sonuç alıcı değildir. Kadınların birikimlerini ortak paylaşacağı bir kadın komünalitesi bilinciyle kadın üretim araçları ve atölyelerin, iş yerlerin, tarımsal üretim ve çiftliklerin kadın yoksulluğuyla mücadele etmenin yolları olarak geliştirilmesi mümkündür. Bunun için kadın yoksulluğuyla mücadele birliği kurulabilir ve gönüllülerden oluşan yapısıyla hareket edebilir. Örneğin ekonomik şartları iyi olan 4-5 kadın yüz kadını bir üretim atölyesine kavuşturabilir. Vakıflaşmayla kadınların bağışları mülkiyet ve toprak komünleşmesi için kullanılabilir.

3. Her mahallede ve köyde Mala Jinan, her yerleşim biriminde şiddeti ve cinayetleri önleme istasyonları, her başvurucu kadının barınma, iş ve korunma ihtiyaçlarını karşılayacak kadın yaşam merkezlerine ihtiyaç vardır. Kadınlar kimsesiz ve örgütsüz olduğu için şiddete uğramaktadır ama kadınlar barınma, korunma ve beslenme sorunlarını bütünlüklü çözmedikleri için şiddete karşı mücadele kuruluşlarına başvurmamakta ve şiddete katlanmaktadır. Bu nedenle şiddeti önlemenin en etkili yolu kadının yaşamını yeniden kuracağı yaşam alanlarına kavuşturmaktır.

4. Kurumsal dayanışma ve korumaya alma yöntemleri belli düzeylerde gelişme sağlar. Esasta kadının sosyal savunması her ev, köy ve mahallenin üyesi kadınların dayanışma ilişkileriyle sağlanabilir. Birbirini koruma, tehlikeli bir durumda savunma, güvenlik tedbirini almak sonuç alıcı olacaktır. Kadınların bilincinde bir parçalanmışlık yaratılmıştır ve bu parçalanma nedeniyle bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Bu yabancılaşmayı aşmak için tüm yerleşim birimlerinde kadın dayanışmasını bir kız kardeşlik bilinciyle geliştirmek gerekir. Evin içinde anaların kızlarını, komşunun komşusunu, arkadaşın arkadaşını ve tüm köy ve mahalle kadınlarının her kadını olası tehlike karşısında savunacağı, güvenliğini sağlayacağı doğal bir duruma ulaşmak gerekir.

5. Şiddetin meydana geldiği yerde ve şiddeti uygulayanı teşhir etme, baskın yapma, tutuklama, tecrit etme, toplumundan sürgün etme, oturma eylemi gibi eylemler kadınlar tarafından uygulanabilir. Bu eylemlerle her erkeği şiddet konusunda baskı altına almak, kadın aleyhine erkek cemaatlerin karar gücünü kırmak hedeflenir. Yanı sıra yerel kadın diplomasi heyetlerini örgütlemek gerekir; toplum içinde sözü dinlenen ve kadınlar tarafından dikkate alınır düzeyde olan bu kadın diplomasi heyetleri, aile ve aşiret içinde berdel, kuma, şiddet, zorla evlendirme konularında o aile ve aşiret içinde bulunan kadınların ret tavırlarının geliştirilmesine çalışır. Bu paralelde erkek cemaatlerin kadın aleyhine aldığı kararları düzeltmek için birebir bu yapılarla görüşmeler alır.

6. Fuhuş, uyuşturucu vb çetelere karşı kadının öz savunmasını doğrudan ve fiziki tedbirlerle geliştirmesi gerekir. Her iki çete faaliyeti kadının bedenini ve yaşamını en tehlikeli biçimde tehdit etmektedir. Bu nedenle bu tür çete faaliyeti ve mekânlarını kadınların barikatlarla, taş ve sopalarla durdurması ve asayişi sağlayarak girişlerini engellemesi temelinde mücadele etmesi gerekmektedir. Fuhuş ve uyuşturucuya karşı kadınların ortak örgütünü kadın mahalle güvenliği birimi, asayiş, öz savunma komitesi biçiminde adlandırmalara gidilebilir.

DERLEME 20.BÖLÜM

 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)