TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM
TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM
0 Yorum
20-09-2021

9- ÖZ SAVUNMA SİSTEMİNİN PARADİGMASI;
Önderliğin tarih sosyolojisi toplumu öz savunma gerçekliği içinde anlamayı ve öz savunma olanaklarını artırmayı öngörür. Demokratik uygarlık sosyal-kültürel çeşitler ve farklılıkların özerkliklerini öz savunmalı sağladıkları ve yaşadıkları birliktir. Çünkü toplumsal tarih sürekli sosyal-kültürel olasılıklar üretir ve her sosyal olasılık oluşumunu gerçekleştirirken belirlenemezlik durumunda seyreder. Belirlenemezliğinin nedeni tüm sosyal olasılıkların farklılaşarak ve çeşitlenerek beraberinde yeni olasılıklar sunmasıdır. Tarih bu nedenle düz ilerlemeci değil, kaoslar, kararsızlıklar ve kararlılıklar ile birlikte işleyen döngüsel özelliktedir. Bu karmaşık sürecin bütününde belirgin olan şey öz savunma sistemini en iyi anlamlandıran ve tanımlayan toplumsal olasılığın bir seçenek olarak ortaya çıkabildiğidir. Öz savunmayı burada bir tarihselleşme süreci olarak görmek gerekir; öz savunma burada bazen yeni bir üretim biçiminde (tarım devrimi ile kadınların insan türünü yok olma tehlikesinden kurtarması), bazen yeni bir din (Musa’ nın kavmini din ile dağılıp yok olmaktan koruması) bazen ahlaki bir devrim (Zerdüşt’ ün kadını, toprağı ve yurdu kutsallar diye tanımlayıp, dokunulmaz kılması), bazen direniş, bazen çatışma, bazen barış bazen savaş biçiminde öne çıkar. Burada önemli olan şey demokratik uygarlık güçlerinin hep bir öz savunma sistemi ile varlığını koruma ve savunma temelinde kendisini yapılandırmasıdır.
 Demokratik uygarlık devlet olmayan toplumdur ve devletin ve sınıfın çıkışı ile birlikte öz savunmayı bir sosyal direniş ve silahlı güvenlik tarzı ile tanımlamış, iktidar gücünden gelen tehditlere karşı silahlı direnişle kendisini savunmuştur. Son ikiyüz yıllık halkların direniş tarihinin temel nedenlerinden biri öz savunma sistemlerini yeniden kazanmaktır. Öz savunmasızlığın varlığını ortadan kaldırdığını gören halklar toplumsal tarihte yeniden yer almak için öz savunmanın kazanılması gerektiğini çağın temel gereği görmüşlerdir. Alternatif sistemleşme; kapitalist modernite sistemine kadar demokratik uygarlık güçlerinin sistem karşıtlığı kendiliğinden, ani ve yerel karakterliydi. Kapitalist uygarlık karşıtı sistem hareketlerinin temel özelliği ise evrensel birliğini yakalamış, uzun soluklu, program sahibi ve planlı bir karakter kazanmış olmasıydı. Ancak sistem karşıtı hareketlerin temel sorunu, sınıf, devlet ve akılcılık dediğimiz aynı zihin araçlarıyla kapitalizm karşıtlığını ele almalarıydı. Örgüt, parti ve hareket araçlarıyla kendisini uzun soluklu ideolojik mücadele gücüne kavuşturan sistem karşıtı güçlerin bağrında yeşeren sorun, öncülerin, kadroların yönetimsel olarak iktidarı, düşünsel olarak dogmayı üretmesiydi. Bu durum, bir çöküş içinde olan kapitalist modernitenin, kendisini kontrol edilebilir krizler yönetimiyle yenilemesine ve uzun devreli bunalıma çevirmesine neden olmuştur. Çünkü karşıtı sistemler, onun sistem araçları olan devleti, bürokratizmi, iktidarı ve dogmayı esas alarak aşmak istemiş ve bu durum yeni bir kapitalistleşmeyle sonuçlanmıştı. Sistem karşıtı hareketler, Kapitalizm karşısında sistem olmuşlardır ama yalnızca sistem gücü olmuşlardır; sistem ‘Alternatif’ olamamıştır. Çağın temel sorununu belirleyen unsur da budur; Alternatif sistem geliştirememek. ‘Alternatif’ kavramına odaklanan anlam, kapitalist modernitenin ideolojik araçları olan devlet, sınıf, bürokrasi araçlarını, akılcılık ve bilimci yöntemde odaklanan dogmatizmi aşmaktır. Önderliğin Alternatif Sistemi bu temelde, demokratik uygarlığın modernite güçlerinin devletçi uygarlık karşısında alternatif sistem gücü olamama ve devletçi çözümleri aşamama sorunlarına sunulan çözüm perspektifidir. Reel sosyalizm pratiğinde açığa çıkan ezilenleri devletleştirerek ve sınıflaştırarak eşitlik ve özgürlük dünyasına ulaşma paradigması çözülmüştü. Yaşanan kapitalist modernite araçları olan ulus devletçilik, milliyetçi rekabet, bürokratizm, bilimcilik ve ataerkil aile modeliydi. Bu araçlar erilliğin yüceltilmesi ve uzlaşımlarıyla hayat bulabilirdi, bu nedenle cinsiyetçilik kök ideolojik değer olarak güçlendi. Kadın sorununa, sınıflaşmaya, halkların sömürgeleştirilmesine yeniden yol açan iktidarlaşma ve devletleşmeydi. Hiçbir şekilde sınıflaşma yoluyla devlet ve iktidarın diğer biçimleri sağlanmamıştı; tüm sınıflaşma yapılarından önce zihinsel inşa ve fiziksel el koyma temelinde iktidar gücüne ulaşılır. İktidar güçleri sağlandıkça ve devlet sistemini geliştirdikçe sınıflaşma sağlanmaktadır. Sümer rahip devleti, köleci imparatorluklar, kapitalist sistemin tamamı birikime el koymanın önce ideolojik araçlarını, iktidar gerekçelerini yaratmış, daha sonra sınıfsal örgütlemelerini başarmışlardır.
 Ezilenlerin kurtuluşunu iktidar yapıları ve onun sistemsel ifadesi olan devleti kurarak sağlamak anlayışı, bu yüzden toplumu yeni bir iktidar ve devlet kuruluşuyla yeniden sınıflaştırmak demektir. Büyük devrimlerin, kurtuluş hareketlerinin yeni iktidar ve devlet organizasyonlarına dönüşmekten kendilerini kurtaramamaları, yeni bir kadın, emek ve halklar sorununa yol açmaları hegemonik araçlarla çözümler geliştirmeleriyle ilgiliydi. Dünün devrimleri bugünün devletçiliği, dünün devrimcileri bugünün kapitalistleri olmaktan kendini kurtaramamıştı. Yanı sıra, toplumsal tarihin ana damarı komünal halk hareketleri ve sistem karşıtı ayaklanmalardı. İktidar ve devlet sistemleriyle asla uzlaşmayan bir asiliğe ve ret ruhuna sahiptiler ve bu insanlık tarihinin en doğru duruşunu ifade ediyordu. Ancak sistem karşıtlığını, iktidar ve devlet retlerini alternatif bir sistemle yapılandıramadıkları için sürekli yenilgiler almaktan kendilerini kurtaramamışlardı. Demokratik uyarlığın içine girdiği bu durum devletçi uygarlığın güçlenmesiyle sonuçlanmış ve kapitalist hegemonya kendisini tarihin son aşaması olarak ilan etmişti. Bu çözülmeden doğan umutsuzluk, insanı ve toplumsal yaşamı tümden savunmasız bırakmış, demokratik modernite güçlerini kendine inançsızlaştırmıştı. Bu nedenle çağın devrimci umut hareketleri somut ama uygulanabilir alternatif dünya sistemleri inşa etme göreviyle karşı karşıya kalmıştı. Önderliğin karşı karşıya geldiği gerçek buydu; demokratik modernite dünyasının hakikatlerine uygun ve uygulanabilir bir sistem alternatifini inşa etmek. Ancak bu sistemin temel özgürlük değeri ve sosyal birimi ne olacaktı? Tanrıyı, erkeği, sınıfı, devleti, hanedanı temel birim ve değer olarak ele alan bu felaketler kuşağına karşı zamanın özgürlüğünü ve onun sosyal değerini ne temsil etmekteydi? Özgürlük hangi toplumsal ilişkilerde ifade edilecekti ve eşitlik hangi sosyal gruplar arasında kurulacaktı? Tarihin ve çağın temel sorunu neydi? Kadın ve kadın sorunu, kadın özgürlüğü ve özgür-eşit kadın ve erkek ilişkisi çağın temel sorununu, çözümünü, toplumsal ilişki birimini ve özgürlüğünü temsil ediyordu. Kadın özgürlüğü bu anlamda Rêber Apo paradigmasının temel değeri olarak, özgürleştirici ilke olmaktadır. Kadın çelişkisini gündemleştirerek ataerkil, sınıflı, devletçi sistemi sorunlaştırır, kadın sorununu çözen ve kadına dayalı özgürlüğü geliştiren sistemi arayışının merkezine yerleştirir. Özgürlüğün, eşitliğin ve demokratik karakterin göstergesi sınıfı, ataerki ve devleti aşan sistem olacaktır. Tarihin ilk ezilen sınıfı ve ulusu kadın tanımını, ezilen cins konumuna düşürülerek alan kadın gerçeği, tüm iktidar altına almaların, sömürülme tekniklerinin ve işgal edilme sistemlerinin özetiydi. Kadın sorununu çözmek iktidar ve devleti çözmekti. İktidar ve devleti çözmek ise kadın köleliğini sağlayarak, kadına el koyarak tarihin ilk sınıfı, iktidarı ve devleti olan erkeği, ataerkil sistemi aşmakla mümkündü. Kadın çelişkisini çözecek ve kadın özgürlüğünü sağlayacak yöntem ve sistem bu nedenle iktidarı, devleti, ataerkilliği ortadan kaldıracak model olmalıydı. Çağın sosyalisti olmanın gereği Rêber Apo paradigmasında kadın özgürlüğü olur.

 
Yukarıda belirttiğimiz zihinsel inşa ve tarihselleşme kuramına dayanan alternatif sistem inşası öncelikle devlet dışı, iktidarlaştırmayan bir model gerektirmektedir. Bu model demokratik özerk topluluklardan oluşan demokratik konfederal sistemdir. Bu model öncelikle demokratik ulus perspektifini öngörmektedir. Tekçi ulus devlet milliyetçiliğinin inkârcı, imhacı soykırım gerçeğine karşı, tüm kültürlerin, inançların, sosyal grupların, etnik kimliklerin ve siyasi oluşumların özgür özerkliklerine ve konfederal demokratik birliğine dayalı ulus tanımıdır. Çok kültürlü, çok kimlikli, çok dinli, çok sesli, çoklu sosyal yapılı siyasi birliktir bu. Felsefesi farklılıkların birliği ilkesine dayanır, siyaseti her farklının kendini yönetmesi-kendi kaderini tayin etmesi ilkesine dayanır. Yerel ve bölgesel özerklikler, kentsel özerklikler, sosyal, kültürel, siyasi, dinsel, etnik özerk örgütlenmeler yoluyla her farklının kendi kendini yönetmesi hedeflenir. Yerelliğini ve farklılığını özerk yapılanmalarla, evrenselliğini konfederal birlikle korur. Bu sistem ile amaçlanan hiçbir sınıfın, ulusun, ideolojinin ve kültürün toplum üzerinde iktidar ve devlet gücü olmamasıdır. Bunun esas tedbiri de, her özerk yapının, kendi içindeki farklılıkları aynı biçimde özerk örgütlenmelerle oluşturması ve bu oluşumun konfederal birliği olmasıdır. Örneğin, her köy ve mahalle özerk meclislerdir, kentin her farklı kültürü, etnik kimliği, inanç yapıları, sosyal gruplar, demokratik hareketler ayrı özerk örgütlenmelerine sahiptir. Ama kent özerk meclisinde eşit temsiliyet hakkı ile yer alırlar ve bu özerk yapıların konfederal birliği olur. Bu sistem kentsel, kültürel, kimliksel ve bölgesel özerkliklerin bir ortak vatan bilinciyle konfederal birliklerini kurmaya doğru aynı biçimde işler.
 
Devletin küçültülmesi, sınırlandırılması ve toplumsal öz yönetimin artırılması yöntemiyle iktidarın ve devletin tekelci doğasının ortadan kaldırılması hedeflenir. Devrimci zor ve şiddet araçlarıyla, üsten müdahalelerle devleti ortadan kaldırmanın yol açtığı ona benzeşme sorunlarını aşmak için, toplumun kendi kendisini yönetme yeteneğini kazanması için demokratik toplum siyaset yöntemiyle devleti küçültme yöntemi vazgeçilmezdir. Bu alternatif sistem modelinde kadın sorunu yalnızca özgürlüğün ahlaki ve politik tutumunu temsil etmez. Rêber Apo kadın özgürlük sistemini tüm özerk ve konfederal sistem içinde ayrı bir kadın özerk ve konfederal sistemiyle inşa ederek olağanüstü bir yaklaşım belirler. Genel eşitlik ve temsiliyetler içinde erkeğin insafına kalacak kadın, dezavantajlı nedenlerden dolayı diğer devrimlerde karşılaştığı sorunları yaşayacaktı. Kadın özgürlüğünü bir kadın konfederal örgütlenme modeliyle teminat altına almak gerekiyordu. Ancak sorun yalnızca bu da değildi; özgür kadın dünyasını, özgür kadın sistemini ve mücadelesini konfederal sisteme kavuşturmanın en önemli nedeni, kaybedilen o özgür kadın uygarlığını, özgür kadın ve erkeklerin çağını yeniden başlatmak, başlatabilmek için de kadın uygarlığını eril uygarlık karşısında direniş halinde geliştirmektir. Bu anlamda kadının konfederal sistemi genel konfederal sistemden ruh olarak, uygarlıksal olarak ve toplumsal olarak farklılaşır. Kadının konfederal sistemi genel konfederal sistemde ataerkil uzlaşmalara, egemen erkek inşalarına karşı politik yapılanmaları ve özerkliği ile karşı durur. Bu özerk duruşun adı cins mücadelesidir. Cins mücadelesini hegemonik uygarlık ve devletçi sisteme, egemen erkeğe olduğu kadar, konfederal sistemde devam edecek olan ataerkil, egemen erkek iktidarına ve kültürüne karşı verir. Kadın özgürlük sistemi bu ikili mücadele karakteriyle demokratik uygarlığı sürekli inşaa eder. Kadının konfederal sistemi bu anlamda toplumsal sistemi kadın etrafında inşa eder. Kadın komün ve meclisleri, kadın kent birlikleri, kadın kongreleri, kadın bilimi, kadın ekonomisi, kadın akademileri, kadın siyasi yapıları ve partileri, kadın öz savunma örgütleri, kadın sivil toplum örgütlenmeleri, kadın diplomasisi, kadın sosyal hareketleri bu sistemin ana hatlarını oluşturur. Kadının kendi içindeki farklılaşma özelliklerine göre örgüt, yapı, kurum, inisiyatif, birlikler aracılığıyla özerk örgütleyen, özerk kadın yapılarını kadın konfederal sistemde birlikleştiren bu sistemin ruhu cins mücadelesinde kesintisizliktir. Genel konfederal sistemde kadın özgürlük tavrı eşit temsiliyet, eş başkanlık modeliyle yer alır. Alternatif sistemleşme modeli kendiliğinden, çatışmasız ve mücadelesiz gerçekleşmez. Öncelikle toplumun her yanına sinmiş iktidar odakları, ataerkil yapı, tekelci sınıf ve devlet tarafından saldırı altına alınacak, yok edilmek istenecek ve her zaman varlığı bir tehdit altında olacaktır. En önemlisi egemenlik altında olanların bu sistemlerini inşa etmeleri için amansız bir direniş sahibi olmalarıdır. İşte bu mevcut durumdan kaynaklı demokratik konfederal sistemin direnme ve güvenlik sorunları açığa çıkmaktadır. Rêber Apo alternatif sistemleşme modelinin devlet karşıtı direnişini meşru öz savunma, toplumun iç güvenlik ihtiyacını toplumsal öz savunma politikasıyla tanımlamaktadır. Meşru savunma direnişiyle işgale, dışardan gelen saldırıya ve sömürgeciliğe karşı yurdunu savunma ve kurtarma gerçekleştirilir.
 
Toplumsal öz savunma ile her özerk grup kendi öz savunma güçlerini silahlı ve silahsız her biçimde sağlayarak kendi güvenliğini sağlar. Her özerk öz savunma kuvvetleri aynı zamanda demokratik konfederal birliğin ortak öz savunma kuvvetlerini oluşturur. Öz savunma kuvvetleri de bu temelde içte özerk, genelde birlik sistemini esas alır. Kendini savunma anlayışı birbirini koruma anlayışıyla gerçek bir öz savunma gücüne ulaşır. Ulus devlet ordulaşmasına, militarizme ve sömürgeleştirme savaşlarına karşı meşru direnme hakkına ve iç toplumsal saldırılara karşı kendini savunma hakkına dayanan bu güvenlik politikası, toplumların varlığını koruma felsefesini yaşatır. Güncel Ortadoğu ve Kürdistan gerçekliği meşru savunma ihtiyacını dayatan reel durumlardan biri olmaktadır. Devlet kurmak amacıyla savaşmanın getirdiği yozlaşmalar ve kapitalist sistemin kaotik-kör savaşlar yoluyla özelde Ortadoğu’ yu genelde tüm dünyayı yönetme biçiminin yol açtığı şiddet sarmalı ve vahşetler, savaş ve direniş konularında ahlaki ve felsefî duruşu radikal biçimde yenilemeyi gerektirmiştir. Ortadoğu’ da klasik şiddetin yol açtığı kilitlenmeleri aşmak için sivil toplumu ve meşru savunma hakkı saklı olan demokratik siyaseti bir çözüm olarak geliştiren Rêber Apo, milliyetçi çözümlerin yüzyılları kapsayacak savaşlarını, mezhepsel çatışmaları, soykırımların önünü almayı hedeflemektedir. Kürt sorunu demokratik, barışçıl ve özgürlükçü çizgide çözüm aşamasının imkanlarını yakalamıştır. İnkârcı politikalar mücadele ile aşılmış, Kürt halkı özerk ve konfederal biçimde inşa olanaklarına kavuşmuştur. İlgili ulus ile gönüllü birliği sağlayacak demokratik değişim gücü kazanmıştır. Tüm bu koşullar demokratik siyaset mücadelesiyle çözümü sağlama modelini öne çıkarmaktadır. Bu durum sürecin pozitif boyutunu ifade etmektedir.
 
Ayrıca sürecin negatif bir gerçeği de bulunmaktadır; Kürt halkına dayatılan politika, sorunu ve çözüm imkânlarını sürekli krizli hal içinde tutmaktır. Bu krizli durumla hegemonyayı yayma siyasetini ve soykırım güncellemelerini gerçekleştirmektir. Hegemonya İsrail-Filistin kördüğümünü, yani birbirini yok etmeye ve salt devlet kurmaya odaklı savaş döngüsüyle boğuşan düşmanlaştırma siyasetini; Kürt, Türk, Arap ve Fars ilişkilerinde de dayatmaktadır. Bu kördüğümü yaratmak isteyen kapitalist hegemonyayı aşmak, çağın en devrimci görevlerinden biri olmaktadır. Toplumsal öz savunma ve meşru savunma hakkı ile güvencesi sağlanan toplumun, demokratik siyaset yoluyla temel sorunlarını çözmek, bu nedenle çağın devrimci modelidir. Bu model mücadele ve direniş araçlarını devlet kurma felsefesinden ayrıştırarak toplumu savunmak felsefesine dayanır. Meşru savunma ve öz savunma savaşına dayalı gerilla örgütlenmesi teorisini geliştirmeyi esas alır. Devlet kuruculuğu yerine konfederal toplum sistem kuruculuğuna geçiş sağlanmıştır çünkü. Devlet kurmaya dayalı savaş teorisi yerine öz savunmaya dayalı demokratik mücadele ve direniş yöntemi devreye girer. Gerilla toplumun öz savunma birlikleri temelinde yapılanır ve halka, topluma dönük saldırılar karşısında öz savunma gücü olarak devreye girer. Önderliğin yaptığı şu değerlendirme üstlendiğimiz tarihsel rolü net açıklamaktadır: ‘‘Kürtler kaos sürecine sürekli krizle, katliam kültürünü enselerinde hisseden acımasız bir geleneğin olumsuz yüküyle girmektedirler. Eğer çok duyarlı bir anlam ve yapısallık yaklaşımıyla yönlendirilmezlerse, Arap-İsrail trajedisini aşan yoğunlukta bir çatışma unsuruna rahatlıkla dönüşebilirler…
 
Zaten geleneksel olarak da bu tarz yönetilmeyi bir kader, değişmeyen paradigma olarak algılamaktadırlar. Fakat yeni küreselleşmenin başını çeken hegemon güç ABD, Yeni Ortadoğu Projesiyle Kürtleri esaslı bir öğe olarak gündemine alırken süreç daha da hassaslaşmaktadır... Eğer Kürtler ‘nasıl bir kendileri olmak’ sorusuna cevabı demokratik özde vermeyi başarırlarsa, şüphesiz kaostan başarılı çıkışın öncü güçlerinden olacaklardır. Sadece kendilerinin değil, tüm
talihsiz bölge halklarının makûs talihini yeneceklerdir. Beş bin yıllık acımasız uygarlık geleneğinin kanlı bilânçosuna son verebileceklerdir… Halkların özgür soy çağına da en önemli katkıyı yapabileceklerdir. Dolayısıyla devlet odaklı olmayan, ama kör kaosu da asla uzun süreli yaşam olarak kabul etmeyen gerçekçi bir ‘demokratik ve barışçıl yöntemlerle’ çözüm tarzı hayatidir.’’ Demokratik siyaset modeli, eylem ve direniş güçleri devrede olan toplumsal muhalefet araçlarının en geniş seçenekler toplamını ifade eder. Demokratik siyaset toplumun eylem alanıdı. Eylem gücünü oluşturmamış halk sorunlarını çözemez ve demokratikleştirmeyi sağlayamaz. Yürüyüş, grev, boykot, protesto, sivil itaatsizlik, miting biçiminde hak talebinin devrede olduğu sürecin yine barışçıl, diplomatik, müzakereci demokratik ikna yönteminin devrede olduğu, güçlerin ateşkes şartlarına uyduğu sürecin eylem dilidir. Eğer bu süreç sonuç alıcı olamıyorsa, çözümsüzlüğün şiddetiyle sürece yaklaşılıyorsa halk savaşı, ayaklanmalar, meşru direnişler ile demokratik siyaset yapılır. Demokratik siyasetin barışçıl eylemleri sonuç alamadığında, mevcut yasal durum çözümü engellediğinde, eylemlere şiddetle saldırı gerçekleştiğinde ve iktidar güçleri çözüm imkânlarını devreden çıkardığında devreye giren halk ayaklanmaları demokratik siyasetin radikal çözüm dilidir. ‘‘Halklar köleliğin alçaltıcı etkisi altında yaşamaktansa kendi hayati çıkarları için ayaklanma ve savaşlarını gündeme alma gücünü göstermelidir’’ tespitini yapan Rêber Apo, ayaklanma hakkını ve halk savaşı gerekçesini devletin çözüm imkânı sunmaması şartlarında devreye giren bir direniş biçimi olarak belirtir. Ayaklanma ve halk savaşı varoluşunu korumak ve savunmak için gerekli olan şartlar kalmadığında öz savunmasını geliştirme sürecidir. Radikal demokratik siyaset biçimi olan bu sürecin amacı, iktidarcı ve devlet güçlerini demokratik çözüme ikna etmektir. Bu anlamda ayaklanma ve halk savaşı siyasetin demokratikleştrilmesi ve mevcut sorunların doğru temellerde çözümü için gerekli olan şartların yaratıldığı süreçtir. Rêber Apo ‘‘Yeni dönem halk ayaklanması ve savaşları devlet amaçlı olmamak, demokrasiyi öz ve biçim itibariyle tam işletmeyi hedef almakla tanımlanabilir. Esas rolleri böyle konulabilir. Ayrılık ancak kaçınılmaz olursa anlam kazanır. Halkların tercihi her zaman demokratik bütünlükten yana olmayı gerektirir’’ der ve çağın dayattığı zorunluluğu hatırlatır. Çağımız halkların konfederal birliğine dayalı demokratik siyaset yöntemiyle birlikte yaşamayı arzulamaktadır. Savaş kördüğümünden çıkmak için birlikte yaşamaya dayalı birliklere ihtiyaç duyulmaktadır. Ama eşit hak ve özgürlüklerin ifadesi olan demokratik ulusun demokratik konfederalizmiyle. Eşit ve gönüllü birliklere demokratik siyasetle ulaşılmaya çalışılır. Birlik eşit, gönüllü ve özgür değilse ayaklanmalar ve halk savaşı devreye girer. Bu süreç, ya gönüllü ve özgür birlik kurularak sonuçlanır, ya da zorunlu ayrılıklar yaşanarak tamamlanır. Bunun için de halkın devlet karşısında silahlı öz savunma gücü ile örgütlenmesi ve konfederal sistemde öz savunma kuvvetlerine sahip olması gerekmektedir. Toplumun ‘genel güvenlik’ alanını ifade eden meşru savunma, ayaklanma ve halk savaşlarının devreye girdiği dönemde harekete geçen öz savunma birliklerinin hareketini tanımlar. Halkın ve herhangi bir toplumsal grubun işgal altında olması, dışarıdan veya içeriden işgale uğraması, baskıcı rejimler altına alınması durumunda öz savunma birlikleri işgali ortadan kaldırmak, baskıcı rejimlere son vermek ve demokratik sistemi kurmak amacıyla devreye girer. İşgal güçlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen meşru savunma birlikleri ulusal karakterli bir öz savunma anlayışını temsil eder. Ama hedefi demokratik sistemi kurmak ve korumak olduğundan klasik ulusal kurtuluş savaşını değil, işgal ve savaş odaklarını ortadan kaldıran, halkın varlığını savunan ve demokratik mücadele olanaklarının önünü açan sınırlı bir savunma savaşını yürütür. ‘‘Meşru savunma hareketi ve örgütlülüğünün işgal ve çözümsüzlükten sorumlu güçleri yürüttükleri haksız savaşın sürdürülmezliği konusunda ikna edinceye ve demokratik çözüm yoluna çekinceye kadar yoğunlaştırılarak sürdürülmesi mevcut krizden çıkmanın temel aracı olabilir’’ Önderliğin bu tespiti meşru savunma savaşının sınırlarını belirlemektedir. Meşru savunma savaşı bu anlamda devletin temsil ettiği ulusun tümünü hedef almayan ama devlet egemenliğini kaldırmayı amaçlayan bir stratejiyi esas alır. Taktik olarak da, hedeflerini dar tutar ve sonuç alıcı eylem tarzını uygular. ‘‘Halk savunma güçlerini devlet karşıtı veya alternatifi bir kuvvet olmaktan ziyade, devletin sağlamadığı, yetersiz kaldığı, hatta nedeni olduğu temel güvenlik ihtiyacını karşılama güçleri olarak değerlendirmek daha doğrudur. Halk savunma birlikleri klasik gerilla veya ulusal kurtuluş ordusu değildir. Halk kurtuluş gerillası veya ulusal kurtuluş ordusu ağırlıklı olarak iktidar ve devlet hedeflidir. İktidar sorununu çözmek isterler. Halk savunma birliklerinin özel bir devlet ve iktidar hedefi -objektif zorunluluklar dışında- olamaz. Esas görevleri halkın yasal, anayasal haklarının çiğnenmesi doğduğunda ve yargı görevini yapmadığında korumaya çalışmak, demokratikleşme çabalarına güvence olmak, saldırılar karşısında direnmesine öncülük etmek, kültürel ve çevresel varlığını korumak gibi özetlenebilir.’’
 
Meşru savunma direnişinin felsefesini bu değerlendirme ile açıklayan Rêber Apo, meşru savunmanın ahlaki ve politik sınırlarını da böylelikle çizmektedir. Meşru savunma ilkesel olarak savaşı insan ve toplumsal hakikate en ters düşen bir felaket ve hastalık olarak ele alan felsefenin mücadele biçimidir. Bu felsefe, zorunlu olmayan hiçbir savaşı meşru görmez ve çıkarlara dayalı başvurulan savaşı bir cinayet sayar. Savaşa, öz itibariyle talan, fetih ve gaspı gerçekleştirmek için icat edilen bir tahakküm aracıdır bilinciyle yaklaşır. Savaşın ancak varlığını ve özgürlüğünü korumaya dayanan direniş biçimini meşru görür. Önderliğin ‘‘Hayati zorunlu savunmalar dışında her savaş bir cinayettir’’ ilkesine bağlı olarak, meşru savunma aynı zamanda savaş uygarlığına karşı barışçıl uygarlığın ahlaki direnişini geliştirme rolünü yerine getirmektedir. Toplumun iç güvenlik sorunları ve ihtiyacı bir toplumsal öz savunma mekanizmasını gerekli kılmaktadır. Devletin yönetimlerinin oligarşik, ataerkil ve otoriter karakteri toplumun güvenliğini sağlamaktan çok, öz güvenliğini tehdit eder, öz varlığı tehlikeye sokar ve istismar eder. Devlet doğasına kodlanan iktidar ve sömürü elde etme amacıyla toplumu ve kadını öz savunma araçlarından mahrum bırakma siyaseti yürütür. Devlet bu nedenle toplumların hiçbir zaman güvenliğini sağlayamaz. Bireyselleştirme ve ahlaki yozlaşmalar yoluyla toplumu içten yönelimlere açık hale getirir. Hukuk iktidarın toplumu öz savunmasız bırakma aracı haline gelir ve geleneksel öz savunmasını çözer. Güvenlik güçleri olan emniyet, asayiş gibi yapılar devletin, egemen sınıfın, ataerkil zihniyetin güvenliğini alan
örgütlemeler olarak toplumu şiddetle yıldırır ve öz savunmasını kırar. Bu şartlarda egemen erkek şiddeti, çeteleşme, güç gösterileri ve adaletsizlikler boy verir.
 
Gündelik yaşamın terörize edilmesi, etnik şiddet, bireysel ve grupsal suçlarda artış devletin güvenlik sisteminin toplum karşıtı olmasıyla paralel gelişen sorunlar olur. Bu nedenle toplumun kendi öz savunmasını sağlaması temel bir hak olarak öne çıkar. ‘‘Halk savunma birlikleri kentler ve kırsal alanlarda uygun birlikler halinde örgütlenebilir. Bir nevi halk koruma milisleri de denebilir. Yerel emniyet güçlerinin yerine getiremediği görevlerde rol oynayabilir. Kriz koşullarının sürekli toplumsal yapıları çözmesi, artan kargaşa ortamı öz savunmayı halkların varlığı ve özyönetimleri açısından hayati bir konu haline getirir. Krizden demokratik çözüm yollarıyla çıkış aranırken, bu süreçle ayrılmaz bir bütünlük içinde artan güvensizlik ortamından da halk savunma güçleri ile çıkış yapılabilir.’’ Toplumsal öz güvenlik ihtiyacını karşılayan öz savunma birlikleri, varlığı tehdit altında olan, güvenlik krizi içinde yaşayan her toplumsal grubun savunma örgütlenmesini ifade eder. Bir köyün ve mahallenin öz savunmasını geliştirmesinden; kadınların, kültürel ve etnik yapıların, ezilen sınıfların ve azınlıkların kendi öz savunma örgütlemesi temelinde çeşitlenir. Öz savunma özünde; özerk ve konfedere birliklerini meydana getiren demokratik modernite güçlerinin sistem savunmasıdır. Kadın öz savunması, gençlik öz savunması, yerel yerleşimlerin öz savunması, sosyal ve kültürel farklıların öz savunması da özerk ve konfedere biçimde geliştirilir. Bu temlede hem kendi öz savunmasıyla farklılık korunur hem genel öz savunma birliğiyle bütünlüğün savunması yapılır. Böylelikle öz savunma hem varlığını koruma hem toplumsal sistemini savunma temelinde ikili bir rol üstlenir. Bu temelde öz savunma asayiş ve güvenlik sağlamak kadar toplumun temel haklarına ve alanlarına saldırı gerçekleştiğinde meşru savunmayı devreye sokar. Köy, mahalle, kent, bölge öz savunma birlikleri yerelden genele doğru örgütlenerek demokratik uygarlığın güvenlik sorununu çözer.
 
Toplumu ve bireyi her tür şiddet ve saldırı karşısında savunma hedefine, her birey ve topluluğun öz savunmasını gerçekleştirme hukuku ile ulaşır. Rêber Apo, öz savunma ve meşru direniş hakkına dayanarak inşa edilen özerk ve konfederal sistemin esas ilkesini ‘Kadın Özgürlüğüne Dayalı Toplum’ tanımıyla belirler. Direnme ve meşru savunma savaşının ahlaki ilkelerini kadın uygarlığının ahlaki gerçeklerine dayandırır. Öz savunma sorununu en derinlikli güvenlik krizi olan bir katliam tehdidi altında yaşayan kadının öz savunmasını, bir kadın sistemi kurarak gerçekleştirir ve kadın konfederal sistemle toplumsal, kadın öz savunma birlikleriyle fiziksel güvenliğini hedefler. Bu paradigma ve sistem kuruluşunun bir tarihsel gelişim süreci vardır. Rêber Apo ve kadın dünyasının diyalektiği, devrim diyalektiğine dönüşerek bir paradigma gerçeğine kavuşmuştur. PKK’nin gruplaşma ve kuruluş aşamasında, gerilla mücadele sahalarında yer alan kadın devrimciliği, 90’lı yıllarda gelişen halk ayaklanmalarının bir kadın ayaklanması biçiminde olması ve bu durumun Kürdistan’da demokratik devrimi temsil etmesi, gerilla direnişine binlerce kadının bu süreler içinde katılım gerçekleştirmesi temel nedenler olmuştur. Önderliğin kadın gerçeğini sorunları, çözümleri ve
sistemini gündemleştirerek ele almasına neden olan bu tarihsel gelişmenin en çarpıcı özelliği, kadın direnişçiliği ve bu kadın direnişçiliğinin PKK direniş öncülüğünü temsil etmesiydi. Direniş ve savaş tarzı, sağ ve liberal eğilimlere tavır bilinci, sömürgecilik ve ataerkil toplumdan radikal kopuşları ve kadın gerçeğini tutkulu biçimde gündemleştirme duruşlarıyla devrim içinde devrim gerçeği açığa çıkmıştı. Bu gerçeğin sembolleştiği kadın devrim öncüleri vardır. Rêber Apo ve kadın dünyasının buluşmasında tarihsel rol oynayan kadın öncüler anlaşılmadan, kadın öz savunma tarzını, konfederal sistemini ve toplumsallığı kavranamaz.
 
Kadının ideolojik öz savunma gücü olan partileşme süreci, kadının fiziksel öz savunma gücü olan gerilla ordulaşması ve kadının toplumsal öz savunma sistemi olan konfederal yapılanması, kadın direniş gerçeğinin ve taşıdığı çelişkinin Rêber Apo tarafından bir devrim teorisi temelinde inşa edilen gerçekler olmuştur. Özgür kadın ve yaşam arayışı yaşanarak, deneyimleyerek ortaya çıkan bir tarihi sürece sahiptir. Esas soru şudur; temel toplumsal sorun nedir? Kadına dayalı devrim hangi araçlarla gerçekleşir? Kadın özgürlük devriminin araçları ve öz savunma sistemi nasıl geliştirilir? Kadının kendi özgür iradesi nasıl korunabilir? Kadın iradesi hangi savunma araçlarına ihtiyaç duymaktadır? En önemlisi güçsüzleştirilen kadın gerçeği nasıl bir gelişme süreciyle kendi kendini savunma durumuna getirilebilir? Çünkü kadın ruhsal, duygusal ve düşünsel olarak varlığının öz savunmasından uzaklaştırılmış ve kendini teorik, ruhsal ve duygusal olarak savunamaz hale getirilmişti. Bu nedenle kadının ideolojik temelde öz savunmasını sağlayacak ve teorik olarak öz bilincini geliştirerek kendi özgürlük savunmalarını yapacak bir yapıya ihtiyaç duyulur. Kadın partisi ile kadının ideolojik ve teorik dünyasını, kendi kaderiyle ilgili yalnızca kendisinin karar sahibi olacağı bir savunma sistemi kurulur. Bu bir tarihsel süreç içinde açığa çıkmış hakikatlerin sonucu gerçekleşir.
 
DERLEME 14.BÖLÜM

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)