PARTİ TARİHİ (3.BÖLÜM)
PARTİ TARİHİ (3.BÖLÜM)
0 Yorum
17-09-2021

Ülkeye girince birçok zorlukla karşılaştık. Bir kere tecrübemiz yoktu, o kadar eğitmemiştik kendimizi. Hatta teorik düzeyde bile o kadar gelişkin değildik. Bugün, yeni gelen bir arkadaş birçok şeyi biliyor, oysa bizim durumumuz bu değildi. Kürdistanda yabancıydık, tanımıyorduk. Ne ben, ne Kemal Arkadaş, tanımıyorduk. Düşüncede bazı şeyleri tanımıştık ama somutta ülkeyi, halkı tanımıyorduk. Dayanacağımız tek tanıdık, tek ilişki yoktu. Yine maddi sorunlarımız vardı. Biz Ankara'dan ayrılırken tüm arkadaşların parası ancak biletimize yetti. Biz Antepte indiğimizde ne bizde, ne Ankara'dakilerde para kalmamıştı. İlk işimiz işçi pazarını bulup, kendimizi geçindirmek için iş aramak oldu. Mesela, Antep'te altı ay sürdü. Gündüz çalış gece adam bulursan-ki Antep gibi bir yerde kime' Kürt desen gülüp geçiyor-konuş. Mumla adam arıyorduk, sonra da gidip arazide yatıyorduk. Ev tutacak durumumuz yoktu. Sadece biz bu koşullarda çalışmıyorduk, ülkeye giden bütün arkadaşlar bu koşullarda çalışıyordu. Diğer bir şey de halk kendisini kabul etmiyordu, kendi adına mücadeleyi kabul etmiyordu. 'Kürdistan' dediğimizde, 'Nedir bu Kürdistan?' diyordu. Diğer bir zorluk da Türk solunun oluşuydu. Bunlar bize devletten daha fazla engeldi.

Biz, Antep'e ilk gittiğimizde, Kemal Arkadaş'la TÖB-DER'e gitmiştik' Toplu millet bulmuşken konuşalım' dedik, Kemal Arkadaş konuştu. Bu, HK'ydi, DY'di, EP'ydi, hepsi başımıza üşüştü. Daha sonra dayak yememek için çay ocağına girmeyi hesaplamıştık. Gerçekten de dayak yemekten kendimizi zor kurtardık. İkinci gün tekrar gidelim dedik. Bayanları örgütlemişler, pencereden bağırıyorlar, 'o iki adam geliyor, Kürdistan var' Sonra da gülüyorlar, çok sinir bozucuydu. Sadece o da değil, bir de tehdit ediyorlardı. Öyle bir şey ki adım atamıyorsun, tek bir adamla konuşamıyorsun. Yani bırakalım çalışmayı, kendimizi yaşatmamız söz konusu değildi. Bunu aşmak zaten faşistlerle devlet aynı. Böylesi zorluklar var. Bir de toyluk, siyasal, örgütsel mücadelede hiçbir tecrübemiz yok. Denilebilir ki çok hata yaptık, suç işledik. Mesela, bu partide benden daha fazla suç işleyen yoktur herhalde. Bunun nedenleri var tabii. Kendini zamanında eğitememedir, ihmal etmedir, kendine göre yaklaşmadır, kendi anlayışını örgüt anlayışı diye görmedir, tecrübesizliktir. Herkesten daha fazla zarar verdiğim bir gerçek, bunu gizlemenin hiçbir anlamı yoktur. Şimdi o dönem bunun izahı da mümkün olabilir. Ama şimdi izahı da mümkün değil. Birçok arkadaş açısından artık izahı da mümkün olamaz. Kabul de görmez. Çünkü durumlar farklı. Bunu da artık anlamak gerekir. Bunu şunun için söylüyorum.

Birçok arkadaş geçmişe sığınıyor, geçmişle açıklamaya çalışıyor. Geçmişte şöyle yetiştim, şöyle kişiliğim, ailede şöyle yetiştim, bununla izah edilmeye kalkıyor. Bunlar örgüt tarafından yıllarca önce izah edilmiş gerçeklerdir. Örgütün izah ettiğini izah etmeye kalkmak haddini bilmemektir. Yani PKK'nin de düzeyini biraz artık görmek lazım. PKK'nin ortaya koyduklarını PKK'ye tekrar satmamak lazım. Her dönemin izahı da biraz farklı olur. Bir dönem için geçerli olan diğer dönem için yetersiz kalır. Hatta yanlış olur. Doğru olmaz. Devrimcilik bunlarda önemli hususlardır. Ülkeye bu tarz bir giriş gerçekleştirildi. Yapılması gereken her şeyden önce ideolojik bir planda Kürdistan'daki varolan ideolojileri yenmekti. İdeolojik mücadele esas bu dönemde gelişti. bu ideolojik mücadele içinde PKK'nin ideolojisi, tüm diğer ideolojileri gerileterek, etkisiz kılarak üstünlük sağladı. Bu ideolojik mücadele, bu ideolojinin Kürdistan'da neleri ortaya çıkarabileceği gerçeğini de ortaya çıkardı. Kürdistan'da her şeyden önce devlettin resmi ideolojisi vardı. Bununla birlikte feodal, mezhep vb. birçok gerici anlayış ve ideolojiler söz konusuydu. Bunlarla hesaplaşmadan, ideolojik planda işini bitirmeden Kürdistanda gelişme söz konusu olamazdı. Yapılan da bu oldu. Bu ideolojik mücadele tabii ki şiddetli geçiyor. Özellikle ülkeye girişle birlikte sosyal-şoven anlayışlarla daha çok ilk etapta karşılaşıldı. Türk solunun egemen olduğu yerlerdi. Nereye gidildiyse burada belli bir gelişme ortaya çıkartıldı. Ve bu güçler geriletildi. Bu güçler hareketin girdiği yerde geriletilince varlıklarını koruyabilmek için, hareketin üzerine, şiddetle, silahla geldiler. 1976'nın daha başında, Dersimde Aydın Gül arkadaşı katlettiler.

Bu arkadaşın şahadetinden önce A. Rıza Doğan arkadaş Ankara'da bir grup arkadaşa silah öğretirken kaza kurşunuyla dikkatsizlik sonucu şehit düşmüştü. Bundan sonra şehit düşen Aydın Gül arkadaş lisede Halkın Kurtuluşu tarafından katledildi. Biz hiçbir zaman bu güçlerle silahlı mücadeleye girmek istemiyorduk. İdeolojik planda evet, karşıydık. Bu anlamda tüketmek istiyorduk. Ama hiçbir zaman bunlarla silahlı çatışmalara girmek istemiyorduk. Fakat tüm niyetlerimize rağmen bunlar üzerimize silahla geldiler. Tabi ki bunun nedenleri var. Biz o dönem Kürdistan gerçeğini ortaya çıkartmak istiyorduk. Bunun ortaya çıkması demek; Misak-i Millinin parçalanması demekti, sosyal şovenizmin parçalanması demekti, o zamana kadar oluşturulmaya çalışılan sahte Türk gerçekliğinin gerçek yüzünün ortaya çıkması demekti. Bunlar kendilerine her ne kadar devrimciyim, sosyalistim deseler de şovenizmi aşmamış hareketlerdi. Bu örgütlerde bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyorlardı. Aslında çatışmaların özü budur. Varolan statükoyu biz parçalamaya çalışırken, onlar korumaya çalışıyordu. Eğer biz bu dönemde bu saldırılara karşı kendimizi korumasaydık-ki en doğal hakkımızdır- kesinlikle gelişme gösteremezdik, biterdik. Çünkü bunları kabul etmek, kendi varlığımızı yadsımak olurdu, inkar etmek olurdu, bu da gurubun tükenişini doğururdu. Bunu kabul edemezdik. Ne pahasına olursa olsun varlığımızı korumak zorundaydık. Şüphesiz bu bizi zorlayan bir durumdu, belki kısa bir dönem için bizi zorladılar, tecritte etti ama bunu yapmak zorundaydık. Birçok güç kavrayamadı hemen herkes 'Bunlar herkesle çatışıyor, kendi dışında kimseyi kabul etmiyor' diye suçlamalar getirdiler. Olay o kadar basit değildi tabii. Tecrit olmak pahasına da olsa biz bu gerçekliği yaşamak zorundaydık. Nitekim bu gerçeklik çok sonra kavranacaktı. Birçok güç tarafından. O zaman kimse bu çatışmaların özünü kavrayamıyordu.

Halbuki direk sızdırdıkları ajanlarla dolaylı yada bu güçleri üzerimize sürüyordu. Daha ülkeye adım atar atmaz özellikle Türk soluyla karşı karşıya geldik. Bu karşı karşıya geliş anlamlıdır. Kürdistan gerçeği ile dolaylıda olsa Türk sömürgeciliğinin karşı karşıya gelmesiydi. Bunu biraz böyle anlamak gerekiyor. Böylesi bir çalışmanın içerisinde, gençlik kesimi içerisinde belli bir gelişme sağlandı, belli bir taban kazandı. Daha sonra bunlar bin toplantıyla değerlendirildi. 76 Dikmen toplantısı dediğimiz toplantı böyle bir toplantıydı. Bizim mücadele tarihinde çok önemli bir yeri vardı bu toplantının. Kürdistan'da belli bir pratikten sonra gerçekleştirilen toplantı oluyordu. Bir ideolojinin, bir teorinin, bir politikanın doğru olup olmadığı, eksiğinin olup olmadığı nerede ortaya çıkar? Pratikte ortaya çıkar. İşte bu hareketin ideolojisi pratikte ortaya konmuştu ve pratikte bunun doğruluğu ortaya çıkmıştı. Bunun yaratığı sonuçların değerlendirilmesi gerekiyordu. Bu amaçla bir toplantı gerçekleştirilmişti Dikmen'de. Bu toplantıda Kürdistan'daki çalışmalar değerlendirilmiş, sonuçlar değerlendirilmiş ortaya çıkar hatalar, eksiklikler değerlendirilmiş. Buradan kalkarak çalışmaları bundan sonra nasıl yürütülmesi gerektiği değerlendirilmişti. Bu toplantıda Parti Önderliğin önerisiyle bu grubun merkezinin teşkil edilmesi gerektiği gündeme getirilmiş ve kabul edilmişti. O zamana kadar çalışmalar tek başına Parti Önderliği'nin üstlendiği çalışmalar biçiminde yürüyordu. Bunu bir komite düzeyine, merkez düzeyine ulaştırmak istemişti. Onun için grubun bir merkezi oluşturuldu. Grubun merkezine Haki arkadaş alınmıştı. Arkadaş aynı zamanda Parti Önderliği'nin de yardımcılığına seçilmişti.

Bu komiteye Dersimli Kamer Özkan diye biri vardı, geçenlerde cezalandırıldı biliyorsunuz, o alınmıştı. Bu kişi 71 döneminde TİKKO'da yer almış daha sonra bize gelmişti. Geldiğinde TİKKO'cular bunun hakkında şüpheli biri olduğunu söylemişlerdi. Biz bunu fazla dikkate almadık. Daha sonra öğrendik ki gerçekten kuşkulu biri. Kaypakkaya Dersin'de yakalandığında en son nöbetçi olan buymuş orada. Hepsi imha oluyor, yakalanıyor, bir tek bu kalıyor. Fakat biz bilmiyorduk. Kaypakkaya ile çalışmış, kalmış diyorduk, bu hareket önemli ölçüde darbe yemiş, dağılmış. Bizimle çalışmak istiyor. Biz de bunu bir tanıyalım diyerek, hiçbir şey gözetmeden arkadaşlarımıza tanıdığımız her şeyi ona da tanıdık. Bu doğru değildi, başka örgütler pek öyle davranmaz. Ama biz ona grubun merkezinde çalışma imkanı tanıdık. Bu toplantı, gerçekten önemli bir toplantıydı. Rolünü oynayan bir toplantıydı ki çalışmalara epey katkısı oldu. Toplantı bittikten sonra tekrar alanlara dağınıldı. Kamer Özkan'da Dersim'e gitti. Gittikten sonra çeşitli sorunlar yaratmaya başladı. Sorun olmayacak tipte meselelerle uğraştırdıkça uğraştırdı. Ve en son olarak artık bununla çalışılamayacağı anlaşılınca, ilişkiler kesildi. Tüm çabasını, hareketi Dersim'de oturtmamak, eleştirmemek üzerinde yoğunlaştırmıştı. Hep iç sorunlarla, didişmelerle uğraştırarak hareketi geliştirmemek. Kendisiyle dönem dönem tartışıldı, hatta Önderliğin kendisi de gidip konuştu. Tabii sonra niyetinin farklı olduğu anlaşıldı. Ne zaman ki onunla ilişkiler koparıldı, Dersim'de gelişme yaşandı, kendisi de düşmanca faaliyete girişti. Mesela Tekoşin meselesinde örgütü kuranlardan biridir. Bunun dışında toplantı sonuçlarının ülkeye taşırılması, çalışmaları güçlendirdi. 77 başında Ankara'da yine bir toplantı gerçekleştirildi. Grup faaliyetlerinin örgütlendirilmesi, temellendirilmesi ve geçen toplantıdan sonra pratiğin ele alınması amacıyla yapılan bir toplantıdır.

Bu arada, Ankara'da M. Hayri Arkadaşın redaktesini yaptığı, Önderliğin 'Sömürgecilik Tarihi' adlı konuşması ilk yazılı belgemiz olarak çıkıyor, ülkede dağıtılıyor. Şu anda buralarda yoktur, parti arşivinde bulunuyor. Güçlüydü, ilk resmi yazımız, yazılı belgemiz olması açısından da önemlidir. Ki bu, daha sonra geliştirilecek olan Manifesto'nun hazırlığıdır. Zaten Manifesto'da konulanlar esas olarak o yazıda konulmuştur. Manifesto onun daha da geliştirilmiş, sistemleştirilmiş, derinleştirilmiş biçimidir. Ülkede faaliyet yürütülürken, grubun Ankara'da kalan kısmı, Ankara'da faaliyet yürütüyordu. Türk soluyla tartışma, Türkiye'deki devrimci hareketin gelişimine gücü oranında destek sunma, bazı mahallelerde faaliyet yürütme-Tuzluçayır vb.-faşistlere karşı mücadelede Türk soluyla dayanışma içinde olma, yine grubun eğitimi, gruba yeni bireyler kazandırılması, onların eğitiminin yapılması gibi çalışmalar devam ettiriliyordu. Buradan ülkeye yeni arkadaşlar aktarılıyordu. Ayrıca burada teorik çalışmalar giderek yazı düzeyine geliyordu. Gerek oradaki, gerek ülkedeki çalışmalar Önderliğin denetiminde yürütülüyordu. Toplantıda oluşturulan merkez, pratikte pek işlemedi, Haki Arkadaşda Batman'daydı o dönem. Belli bir faaliyetten sonra düşman fark etmişti. TKP'den tutalım, Hizbullah'a kadar herkes yöneldi. Büyük ihtimalle bunda Şener olayının da payı var. Arkadaş fazla kalamadı, geri çekildi. Yerine Mazlum Arkadaş gönderildi. *Bu 76-77 toplantısından sonra düşman artık grup hakkında epeyce bilgiye sahipti. Grubun gidişatının pek de öyle kendisine iletilen bilgiler temelinde olmadığını görüyordu. Yani Pilot vb. aktardığı bilgilerin doğru olmadığını, bu hiç hesaba katılmayan hareketin sağda-solda giderek gelişme gösterdiğini görmüşlerdi. Bu durum tehlike teşkil ediyordu. Önderlik, yapılan çalışmaların sonuçlarının heba olmaması için, bunun endişesiyle 77 Mart'ında, Ankara'da Mimarlar odasında bir toplantı gerçekleştirdi. Amaç, o güne kadar yürütülen çalışmaları, bu çalışmaların özünü, böyle bir hareketin varlığını duyurmaktı. Bu, düşman imha etse de bu çalışmaların ve düşüncelerin bilinmesi için yapılmıştı.

Belki dürüst namuslu insanlar çıkıp sahiplenerek, yürütürler mantığını taşıyordu. Diğer bir nedeni ise Türk solunun aymazlığına bir cevap vermekti. Onları böylesi bir adımla uyarmak, daha doğru hatta çekmek-çünkü o zamana kadar böyle bir hareketin gelişeceğine ihtimal vermiyorlardı-teorik düzeyde kalmadığını, pratik adımlarının atıldığını, bunların yarattığı bazı sonuçlar olduğunu duyurmaktı. Bunun onları düşündürüp, doğru tutuma çekme olasılığının olduğu düşünülüyordu. Diğer bir amaç, düşmanın grup üzerine nasıl gelmek istediğini, ne yapmak istediğini daha somut anlamak ve buna göre tedbirleri gözden geçirmek, varsa eksiklik, düzeltmekti. Toplantı, herkese açık ve oldukça kalabalıktı. Önderlik, bu toplantının gündemine o güne kadar ortaya çıkardığı tüm teorik tespitleri sundu. Hemen hemen tüm örgütlerden insanlar katılmıştı. Tabi ki böylesi bir toplantı düşmanın epey dikkatini çekmişti. Toplantının sonuçları hem bizim açımızdan, hem diğer örgütler açısından oldukça yararlı oldu. Giderek hareket üzerine, ortaya konulan bu düşünceler üzerine lehte ve aleyhte tartışmalar gelişmeye başladı. Meselenin tartıştırılması amaçlardan biri olduğu için bu da oldukça yararlı oldu. Ama düşman hareketin üzerine, daha dikkatli gelmeye başladı. Önderlik, tehlikenin somut olduğunu gördü ve hızla Ankada'dan Kürdistan'a çıktı. Amaç, sonuçları, düşmanın ne yapacağını bekleyip, görmekti. Tabi çıkış salt bu amaçla olmadı. Pilot'un durumu var, ülkedeki çalışmaları yerinde görmek, gelişmeleri incelemek, düşünceleri bizzat taşırma amaçları da vardı. Pilot'u da yanına alarak Ağrı, Kars, Dersim, Elazığ,-Urfa ve en son Antepi içine alan toplantılar dizisini başlattı. Çok kısa sürede gerçekleştirilen bu toplantıların en geniş kapsamlısı Antep'te oldu. Önderlik, nisan ve mayıs aylarında gerçekleştirdiği bu toplantılarda tüm teorik kesimleri sempatizan- daha çok sempatizan düzeyindeydi- düzeyinde olan arkadaşların tartışmasına sundu. Fakat böyle de olsa, o toplantılar eğitim içerikli oldu. Arkadaşlara büyük güç, güven, moral verdi, ayrıca teorik anlamda da donandılar. Hareketi biraz daha yakından tanımaya başladılar ve bu, daha sonraki çalışmalara yansıdı.

Yalnız, Önderlik Ağrı'ya gittiğinde Pilot'u yanında gören bazı arkadaşlar endişe duyuyorlar. Durumunu liseden bilen bazı arkadaşların içinden hareketten uzaklaşmayı düşünenler bile olmuş. Hareketin ajanların elinde olduğunu düşünmüşler. Bu fart edilince konuşuluyor, Pilot'un durumu, niye getirildiği ortaya konuluyor ve ikna ediliyorlar. Önderliğin Pilot'u yanında götürmesinin bir nedeni güvenlik amaçlıdır. Bu şekilde kolay kolay yönelemeyecekleri düşünülüyor, gerçekten de öyle oluyor. Ayrıca bu toplantıda Pilot'un durumu bütünüyle açığa çıktı. Önderlik, Antep'ten sonra bu sefer de ülkedeki toplantıların sonuçlarını izlemek amacıyla tekrar Ankara'ya döndü. AMO' da ve ülkede yapılan toplantılardan sonra düşmanın da hareketin üzerine geleceği kesin biliniyordu. Ancak ne yapacağı, nasıl geleceği fazla somut değildi Biraz da bu görülmek isteniyordu. Düşman açısından durum artık nettir. Verdiği karar hareketi tasfiye etmektir. Buraya kadar yanıldığını görüyor ve hatasını gidererek hareketi bitirmek istiyor. Sızdırdığı ajanların, ülkeye girişte devreye soktuğu ajanların, ilişkiye geçirttiği ajanların, etkili olmadığını, verilen bilgilerin yanlış olduğunu, Türk soluyla barajlamasının boşa çıktığını görüyor. Artık, direk imha etmek istiyor. bunun ön hazırlıklarını tabi ki önceden yapmışlar. İşte bu Antep'te Haki Arkadaş'ın, katledilmesiyle hayata geçiriliyor. haki Arkadaş'ın katledilmesi öyle sıradan bir olay değil. Sterka Sor-ya da Kızıl Yıldız, ya da Beş parçacılar gibi bir örgütle katliamı gerçekleştiriyor. Sterka Sor kendisine, sözümona Kürdistan'ın 5 parçasını kurtarmaya çalışan bir örgüt süsü vermiş. Veya kendisine öyle bir görünüm verilmişti. Esasta MİT'in bir örgütüydü. MİT, direk kendisi gerçekleştirmek istemiyordu, böyle bir örgüt aracılığıyla hem katliam gerçekleştirmeyi, hem de örgütü ortadan kaldırmayı, kimsenin ruhu duymadan gerçekleştirmek istiyordu. Örgütte, HK'den bazı adamlar, eski THKO'dan .... Cezaevine girmiş Alaattin Kaplan ki bu da Antep'li. Yine bizim içimizde bazıları vardı, KDP vardı- Dervişe Sado vd..

Böylesi karmaşık bir ekip. Katliam bu ekiple gerçekleşti. Buna neden ihtiyaç duydular? Neden Haki Arkadaşı seçtiler? Neden Ankara'da ya da Adana'da değilde Antepte vurdular. Bunlar öyle tesadüfi olaylar değil. Bir kere Haki bir Türk'tü ve kimsenin olmadığı bir dönemde bu halka sahiplik etmişti. Bu anlamıyla da Türklere ihanet etmişti. İhanetin cezası ölümdür ki Haki Arkadaşın konumu Türk Devletinin nezdinde bir ihanet konumuydu. Bunu ödemesi gerekiyordu. Bir başkasının hedef alınmamasının nedeni buydu. Bu, Türk devletinin can evinden vurmuştu. Türk şovenizminin çok derinden yara almasıydı, Haki ve Kemal'lerin şahsında Türk halk gerçeğinin de hareket vasıtasıyla açığa çıkmasıydı. Bu, Türk devleti açısından önemli olduğu için Haki Arkadaş'ı hedef aldı. Bir de Haki Arkadaşların birlikteliğiyle, harekete Türk Arkadaşlar akın etmeye başladı. Yeni başlayan bu sürecin de önüne geçmek, tersine çevirmek gerekiyordu. Bu da ancak Türk arkadaşlardan birinin hedeflenmesiyle gerçekleşebilirdi. Ayrıca, 'İşte bak, Haki Kürtlere sahiplik yaptı, Kürtler için çalıştı. Her şeyinin bırakarak, Kürtlerin dahi cesaret edemediği zamanda bunu yaptı. Ama Kürtler karşılığını böyle verdi. 'dedirtmek için de Kürdistan'ı seçti. Bu, şuna da benziyor, Dr. Sait Elçi ve Dr. Şivan eğer istenseydi, Kuzey Kürdistan'da da vurulurdu. Güneyde vurulmalarının nedeni, Kuzey-Güney çelişkisi yaratmak, iki parçanın birliğini engellemekti. Bunu başardılar da, birbirlerine vurdurdular, daha sonra kendi adamlarını da KDP'nin başına geçirdiler. Böylece Kuzey kolunu tamamen denetimleri altına aldılar. Burada da kullanılan buna benzer bir taktiktir. Bir de tabi Haki Arkadaş sıradan bir arkadaş da değildir, önder düzeyde ve tabi mücadelenin ilk neferlerinden. Başlangıç adımları atan, Önderliği en iyi kavrayan, pratikte en iyi uygulayan, temsil eden ve toplantıda Önderliğin yardımcılığına getirilen bir arkadaş. Yani nereden bakarsak bakalım, o derece örgütlü bir katliamdır. Haki Arkadaş'ın katliamı neyi ortaya çıkardı? Bir, Türk devleti 'Ya bu işten vazgeçersiniz, ya da hepiniz böyle katledilirsiniz' mesajını verdi.

Bu çok netti ve gerçekten de Haki Arkadaş'ın katliamı ile birçok öğemiz koptu. En güçlü olduğumuz Antep'te bile birçoğu uzaklaştı, kaçtı, hatta soluğu Avrupa'da alanlar bile oldu. İkinci bir gerçek daha ortaya çıkmıştı, Kürdistan'da bırakalım siyasal faaliyet, yaşamak bile silahla mümkündür. Ki siyasal faaliyet yürütmek istiyorsan, silah şarttır. Bu arkadaşın katlediliş biçimi var, gerçekten çok alçakça bir katlediliş biçimi. Bu Alaattin denen adam yanına bir kaç tane genç almış-dünyadan habersiz gençlere faşist diyerek vurdurtmak istiyor-, ayrıca bizim içimizden de mehmet Uzun ve Ozan Aslan adında iki kişi- M.Uzun, Tuzluçayır'da Türk solundan katılan biri, O. Aslan ise HK'dan grup olarak katılanlardan biri-, bir de Dervişe Sado'nun bulunduğu bir grup tezgahlıyor. Alaattin, O. Aslan ve M.Uzun aracılığıyla randevuyu ayarlıyor ve katlediyorlar. Aslında alınmaması gereken bir randevu. Haki Arkadaş; 'İyi yapmadın fakat madem öyle, gidelim. Tertipli gidelim' diyor. Evde bir tabanca var, ona güveniyor. M. Uzun'a, 'Karşıyaka'ya git, orada bir tabanca var, onu al. Önce git orayı yokla, tut. Ben de evden diğer tabancayı alır gelirim.' Aslında evdeki tabancayı da almışlar, Haki Arkadaş eve geldiğinde tabancayı bulamıyor, Uzun'a güveniyor. Haki Arkadaş'ı tüm savunma olanaklarından mahrum bırakıyorlar. Ve arkadaşı arkadan vuruyorlar. Arkadaşın cenazesinin üzerine de daha önce bir çatışmada şehit düşmüş-HK'dan-bir devrimcinin kimliğini atıyorlar. Hedef şaşırtmak için yapıyorlar ki katlediliş biçimi de böyle. Ve o Allattin'in tuttuğu gençler aslında vuracakları kişiyi tanımak istiyorlar. Fakat Alaattin'in karısı var, polistir ve Alaattin'i ajanlaştıran da odur. Evlilik adı altında düşürüyor, ajanlaştırıyor ve yönetiyor. Bu gençler yanaşmak istemiyor, 'Tanımak istiyoruz' diyorlar. Kadın onlara şunu söylüyor; 'Nasıl erkeklersiniz?' Yazıklar olsun ki erkeksiniz. Siz erkekliğinizle yapmazsanız, ben bu kadınlığımla yaparım, yazmamı da getirir, sizin başınıza atarım.' Yani Türk erkeğinin feodal zayıflığını yakalıyor ve onu kullanıyor kadın. Bu şekilde cinayeti işletiyor. Olay böyle gerçekleşiyor.

Bunun gerçeğini ortaya çıkarmak zordur tabi, aylar aldı. Daha sonra bizzat cinayete katılan gençlerden biri anlatıyor. Vicdan azabı çektiği için gelip teslim oluyor ve gerçeği açıklıyor. Onun üzerine peşine düştük, bunları tek tek ortaya çıkardık ve yöneldik. Böylece bu örgütü önemli ölçüde dağıttık, Sterka Sor denen şey kalmadı. O zaman böyle bir olay için Kemal Arkadaş'la birlikte toplam yarım sayfa bir bildiri çıkarabilmiştik. Ancak şimdi ki arkadaşların teorik düzeyleri iyi en ufak bir şey için sayfalarca yazabiliyorlar. Buradan düzey farkı rahatlıkla çıkarılabilir. Haki Arkadaş katledildiğinde cenazesi...............Bu kesin bizi çatışmaya götürecekti. Zaten polisin de istediği doğan bu fırsatı değerlendirerek darbe vurmaktı. Biz işin bu tarafını görmüyorduk. Bizim tek gördüğümüz, 'Haki Arkadaş şehit düşmüştür, bizim yapmamız gereken cenazesini vermeseler de ne pahasına olursa olsun almaktır.' bizim bakışımız buydu. Grubun en ileri kadrolarından tutalım, büyük bir kesimi oradaydı. Önderlik yetişmeseydi, grubun büyük bir tehlike yaşaması mümkündü. Bizde öngörü diye bir şey yoktu. Düşmanın ne yapmak istediğini görme ona göre taktik belirleme, tutum belirleme durumumuz yoktu. Körce bir inatla meseleyi halletmek isterken aslında kendi sonumuzu hazırlıyorduk. Önderlik durumu hemen gördü ve müdahale etti, 'Bu biçimde kesinlikle olmaz. Biz cenazeyi alacağız ancak daha farklı alacağız. Yolda alıp götüreceğiz ve herhangi bir sorun da çıkmaz.' dedi. Gerçekten de öyle oldu. Eğer Önderlik yetişmeseydi, bize kalsaydı grup büyük bir darbe yiyecek, belini de doğrultamayacaktı, ya da doğrultsa bile çok zaman alacaktı. Önderlik kendini böylesi dönemlerde ortaya koyar. Gerekliliği de daha çok böylesi dönemler içindir. Yaşanan pratikten şu sonuç çıkar; Örgütü doğru yaşamayan hele taktik önderlik düzeyindeyse, o örgütün başına her türlü bela gelebilir.

Burada niyete bakılırsa, pek çok arkadaşın ifade ettiği gibi niyetim iyidir, dürüsttür, bağlıyım şeyler yetmiyor. Bir örgüt adamında bulunması gereken şeylerdir fakat yetmez. Bunların örgüt özellikleriyle, siyasal kişilikle anlamlandırılıp, taçlandırılması gerekiyor. O zaman bunların bir anlamı olur, bunun dışında tehlikeli bile olabilir. Bu tehlike böylece atlatıldıktan sonra, hemen ardından, Haziran'da-ki o olay 18 Mayıs'tadır-Tuzluçayır Komplosu dediğimiz komplo gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bu dönemde Ecevit hükümeti iktidardaydı. Türkeşçilerin ordu içinde darbe girişimi vardı. Grubun imhası, ezilmesi tam da bu darbeye denk gelmişti. Yani darbe yapılacak, darbenin içinde grup da ezilecek, kimsenin ruhu duymayacaktı. Bir, o darbe başarılamadı. İkincisi, zaten tam da seçimler arkasıydı. Kemal Pir Arkadaş Ankara'da tesadüfen tabancayla yakalandı. Bir yerden bir yere giderken, normal bir aramada yakalandı ve cezaevine girdi. O dönemde pilot artık grubun önde gelen tüm kadrosunu imha etmek istiyordu. Ve MİT'in verdiği emir de ne pahasına olursa olsun bunu başarmasıdır, Pilot, o zamana kadar MİT'i aldattığı için, MİT ona' Bu pisliğini temizleyeceksin' diyordu. 'Ancak grubu imha edersen, ettirirsen kendini temize çıkarabilirsin. Yoksa affetmeyiz.'diyorlar. Tabi bu, o eylem planını dayattıkça dayatıyor. Önderlik, 'Tamam, eylemi yapacağız. Silahlar, Tüm arkadaşlar gelecek, ben de geleceğim. Sen de hazır ol. Falan gün, falan saatte, Tuzluçayır'daki o evde- M.Karasu Arkadaş'ın kaldığı evde buluşacağız, konuşacağız. Oradan eyleme gideceğiz.' diyor. Birkaç gün kesinleştirmek için yerini, saatini soruyor, Önderlik, tekrarlıyor. Pilot gidiyor ve MİT'e bilgi veriyor. MİT, evin etrafını o gün 3 ayrı çemberle sarıyor, çevik timlerle. Önderlik Tuzluçayır'a bir sempatizan yolluyor ve 'Git, M.Karasu evde mi, değil mi diye bak.' diyor. Gidip evin sarılı olduğunu görünce hemen dönüyor ve Önderliğe bildiriyor. Böylece hem Pilot boşa çıkarılmış oluyor, hem de grup imhadan kurtuluyor. Gelen giden olmayınca, polis evi basıyor. Verilen bilgilere göre tabancalar olmalıyken onları da bulamıyorlar. Tabancalar da kirli tabancalar, faşistlere karşı eylemlerde kullanılmış. Bulamayınca Pilot'un aldatması bir kez daha ortaya çıktı, onların gözünde her şeyini yitirdi, anlamsızlaştı. Hatta artık Pilot'u harcama durumuna bile girdiler. Bu tehlike de böylece atlatılmış oldu. MİT bundan da sonuç alamayınca, Önderliği vurmayı planlıyor. 8 Temmuz olayıdır. Önderlik, Ankara Türk-İş bloklarındaki evden çıkarken ateş ediliyor. İsabetsiz bir ateştir ve bir şey olmuyor. Bu tehlike de böyle atlatıldıktan sonra Önderlik illegaliteye çekildi. Peş peşe gelen bu darbeler sadece Haki Arkadaş'ın şehadetiyle kaldı, diğerleri gerçekleşmedi.

Bu döneme kadar ideolojik mücadele geliştirildi, ideolojinin üstünlüğü ortaya çıktı. Kendini kanıtladı. İdeolojik planda diğer ideolojik gelişimleri geriye itti, etkisiz kıldı. Bu belli bir gelişme sağladı. Bu dönemde faşistlere karşıda yoğun eylemler geliştirildi. Yani, nereye girilmişse, orada bir gelişme ortaya çıkarılmış, diğer örgütler geriletilmiştir, faşistlere darbe vurulmuştur. Bunlar önemli gelişmelerdir. Zaten o dönemde bizim devlete karşı silahlı mücadele ilan etmemiz söz konusu değil, doğruda değil. Bunu ilan etmek kendi sonunu kendin getirmek anlamına geliyor. Bu dönemde yapılan daha çok tek tek polislere, faşistlere yönelik bireysel suikast dediğimiz eylem türleri ve birazda sabotajlar var. Ülkü ocaklarına yönelik, faşistlere yönelik geliştirilen taktik eylem biçimleri bunlardı. Bu taktikle gerçekten önemli sonuçlar elde edilmiş, gelişme sağlanmış, hatta bir çok çevrenin güveni kazanılmış, umudu haline gelinmiştir. Kürdistan'da bu tip eylemlilik başlatan Haki Arkadaştı. Bu arada Antep'e gelmiş ve orada bu tip eylem başlatıldı. Bu eylemler başlatıldığında fazla imkanlarda yoktu. Bizde silah olmadığı gibi bulduğumuz tek şey dinamitti. Bunlar elde, demir borulara fitil takılarak, bomba haline getirilip patlatılıyordu. Silahımız yoktu. Eylemlerimizi silahı olan bazı taraftarlarımızın silahıyla yapıyorduk. Silah almak için yoğun çaba harcıyorduk. Arkadaşlar yine hamallık yapıyordu, faaliyetlerin yanı sıra. Aç kalıyorlar, parayı hem Ankara'ya gönderiyorlar, hem de silah almak için biriktiriyorlardı. Haki Arkadaş, bu dönemde de en çok zorluk çeken arkadaşlardan biri oldu. Silah alabilmek için günlerce kuru ekmekle idare edildi. Ne otobüse, ne de başka bir şeye hiç binilmedi. Bütün para silah alabilmek için biriktiriliyordu. 'Belediye otobüsüne verilecek parayla silah mı alınır?' diye düşünebilir birçok arkadaş, ama alındı. Bu bir gerçek. Yani, tek bir silah olmadığı halde orada, en güçlü faşistler vuruldu ve faşistlerin örgütlenmesine büyük darbe vuruldu. Şunun için belirtiyoruz; derler ya, 'Çobanın gönlü isterse tekesinden süt çıkarır ama gönlü istemezse, keçisinden dahi süt çıkaramazmış.' Boşuna söylememişler tam da devrimciler için söylenen bir söz. Eğer bir devrimci isterse yaratır ama istemezse, olacak işleri bile yapamaz.

O dönemde imkanlar, silah olmadığı halde hiçbir arkadaş bu gerekçeye sığınarak 'eylem yapamayız' dememiştir, bunun teorisini oluşturmamıştır. Tam tersine hiç imkan olmadığı halde belli bir eylemlilik geliştirilmiştir. Hem de faşist örgütlenmelere büyük darbe indirilmiştir. Böylesi bir gerçekliğimiz var. Şimdi birçok arkadaşın elinde çok büyük imkanlar var, hatta devletin elinde olmayan malzemeler var, savaşan arkadaşlar bilir, bizim birliklerimizin donanımı düşmanın donanımından az değil. Hatta bizim donanımız bazı yerlerde onlarınkinden çok daha güçlü-. Yine de şu eksik, bu eksik gibi teoriler oluşturuluyor. Bir de kendine PKK'liyim diyor. Haki Arkadaş da PKK'li. Hangisinin PKK'li olduğunu ayırtetmek gerekiyor. Eğer PKK'li olacaksak, bunları çok açık ayırt etmesini bileceğiz. Bunu yapmazsak, her şey muğlaklaşır. Ne PKK'dir, ne değildir? Ne ona aittir, ne değildir? Neyi kabul eder, neyi etmez? Hepsi birbirine karışır, o zaman da PKK'nin işi biter. Zaten aşınma dediğimiz olay biraz böyle oluyor, böyle gelişiyor. Haki Arkadaş, Kürdistanda ilk silahlı eylemleri başlatan arkadaştır. Şunu belirtmek gerekir, Haki, Kemal, Mazlum, Hayri-özellikleri biraz farklıdır-, özellikle Haki ve kemal Arkadaşların konumu dikkate alınırsa, bu özelliklere sahip arkadaş henüz çıkmadı. Haki demek; Büyük sevgi ve saygı demekti. Herkesle uyumlu bir çalışmaydı ve herkeste güçlü bir moralle çalışma zevki yaratmaydı, tutumlu olmaydı. Değerleri kılı kılına hesaplama ve yerli yerinde kullanmaydı. Yanındaki insanları kendinden üstün görmeydi, eğitmeydi. Kıt kanaat geçinmeydi. Haki, örgütlenmek demekti, Haki, eylem demekti. Bu arkadaşın en büyük özellikleri bunlardı. Eğer PKK'lileşeceksek, bu özellikleri kazanmamız gerekir. Şunu da belirtmek gerekir, o dönemin bir arkadaşı nereye gitmişse, orada bir devrimci ruh yaratmıştır, bir gelişmeyi yaratmıştır. Şimdi birçok arkadaşın elinde o kadar olanak var, geçmişte bir arkadaşın en olumsuz koşullarda yarattığı ruhu yaratamıyor, bulunduğu alanda, gittiği alanlarda coşku yaratamıyor, gelişme yaratamıyor. O PKK'liyse, bu da PKK'li. İmkanlar eskisine oranla daha fazla. Eskiden bir arkadaş bir alana gittiğinde ayağa kaldırıyordu, şimdi bir bölgede yüzlerce insan var, fazla bir şey çıkaramıyorlar.

Hatta bakıyoruz, tıkatıyor, tüketiyor. Belli ki burada PKK'den uzaklaşma, ruhundan, anlayışından, yaşam tarzından kopuş var. Bu nedenle yaratılamıyor. Hatta halk çoğu yerde eski arkadaşları aradığını söylüyor. Bundan da sonuç çıkarmak gerekir. Çoğu zaman arkadaşların yanında söylüyorlar, arkadaşlar düşünmüyor bile. Tabi eski arkadaşlar nereye gitmişlerse yön verici olmuşlardır, orayı ayağa kaldırmışlardır, orada yatan gelişmeyi yaratmışlardır. Bunu halk biraz biliyor. Bunu artık bulamadığı ya da başka şeyler gördüğü için söylüyor. Bir nevi onu örgüt gerçeğine davet ediyor. Ama bizler bunu göremiyoruz, anlayamıyoruz, kavrayamıyoruz, bu adamlar neyi anlatmak istiyor? Bizim önümüze neyi koymak istiyor? Bunu görmeyecek kadar kör davranıyoruz. Dedik ki Haki Arkadaş'ın katledilmesiyle çok ciddi sonuçlar ortaya çıktı. Ya devam etmek, ya vazgeçmek! Vazgeçmek olamazdı, devam etmek gerekiyordu ama devam etmek de öyle kolay değildi. Ve bu sonuçları da, tehlikeleri de gören Parti Önderliği'ydi. Önderlik devam etmenin gerekliliğini de biliyordu. Fakat nasıl devam etmek gerekiyordu? Buna pratikte cevap verilmesi gerekiyordu. Düşmanın başlattığı bu hamleyi ve tehdidi tersine çevirmek gerekiyordu. İşte burada Önderliğin ve PKK'nin bir özelliği daha ortaya çıkıyor; Hamlevi ve atılımcı özellik. Bir PKK'lide bulunması gereken özelliklerden birisi de bu oluyor. PKK tarihi, PKK'nin hamlelerine düşmanın karşı hamlelerine geçiyor. Ankara'dan çıkışta engellenmek istenmiş, bu aşılmış, hareket ülkeye taşırılınca Haki Arkadaş'ın katledilmesiyle karşılık verilmiş. Parti Önderliği buna Parti Programıyla karşılık veriyor. Gerçekten, Haki Arkadaş'ın katliamından sonra birçoğunda karamsarlık vardı. Biz o zaman yeni başlattığımız Elazığ çalışmalarını bırakıp Antep'e gitmiştik. Grubun üçte ikisinin koptuğunu, uzaklaştığını söylemişlerdi. Böylesi bir durum vardı ve Önderlik bunu gidermek için Antep'e gelmişti. 77 Eylül'ünde, Hoşgördü Mahallesinde Parti Programının Taslağını hazırladı. Dikkat edilirse, önce Kürdistan Devrimi'nin ideolojisini, teorisini yaratma ve giderek bunu programına kavuşturma. Ki Önderliğin daha çıkarken amacı, bu programı da örgütüne ulaştırmaktı. Onun taktiğine, stratejisine, militanına ulaştırmaktı. Fakat bazı gelişmeler çalışmaları erkene veya geçe almış olabilir, bu bir şeyi değiştirmez. Eğer Haki Arkadaş katledilmeseydi de bu program tamamlanacaktı. Ama bu olayla erkenleşti. Karşı-devrimin başlattığı bu hamlenin önüne geçmek için, boşa çıkarmak için, çalışmaları darboğazdan kurtarmak için harekete örgütsel adımlar attırmak, bir an önce bu teoriyi programlaştırmak gerekiyordu. Çalışmaların önü bu şekilde açılabilirdi. Önderliğin yaptığı da bu olmuştur.

Program hazırlandıktan sonra tüm ülkede dağıtılması, bunun üzerinde tartışmaların yapılması, toplantıların yapılması ve programa son biçiminin verilmesi gerekiyordu. Toplantıların sağlıklı geçmesi, programın özümsenebilmesi için ve başlatılan adımların neyle tamamlanacağının kavratılması açısından toplantıların büyük çoğunluğunu bizzat Önderlik hazırlamış, katılmış, gerçekleştirmiştir. Amaç, kadroya hareket üzerindeki tehlikeyi, bu tehlikenin nasıl karşılanabileceğini, bundan sonra ne tür adımlar atılması gerektiğini, kadroları bekleyen görevlerin ne tür görevler olduğunu, bunları yerine getirmek için eksikliklerin ne olduğunu vb. kavratmaktı. Şu da bir gerçek ki, program birçok yerde tartışılmasına rağmen pek çok arkadaş program nedir, amacı nedir, neyle tamamlanacak, durumumuz nedir, ne yapmamız gerekiyor sorularını pek kavramamıştı. Hatta birçoğu çok çeşitli nedenlerle bunun uzağındadır. Tarihsel, sosyal, siyasal, örgütsel vb. oldukça da derin nedenler. Örgütsüz toplumun örgütsüz insanları için örgüte gelmek, örgütü yaşamak, kendini zamanında buna hazırlamak öyle kolay olmayacak. Böylesi toplantılar gerçekleşirken diğer yandan Haki Arkadaşın şehadetiyle ortaya çıkan moralsizlik, panik durumlarını gidermek için toplantılar yapıldı. Parti Önderliği'nin bu konuda Antep'te yaptığı toplantı vardır. Ve bu toplantıların ardından belli bir toparlanma durumu yaşanmıştır. Bilinmesi gereken bir diğer husus da, daha önce belirttiğimiz gibi ülkeye girdiğimizde Dersimde, Diyarbakır'da, Batman'da Antepte MİT'in örgütlenmesiyle karşılaştık. Biz Kemal Arkadaşla gittiğimiz zaman HK'dan bir grupla ilişkimiz oldu, tartışmıştık................Ali Çetiner (Cafer), Almanya'daki mahkemenin dayandırıldığı kişi vardı.

Yine, 87'de Almanya'da soruşturmaya alındığında intihar eden İsmet Doğan vardı. Bunların M.Uzunla ilişkileri vardı. M.Uzun Kayserilidir. Bunların oraya irtibatları vardı. Bu grup o olaydan sonra bize geldi. Haki arkadaşın katliamında bu grubun yer aldığı kesindi. Ozan, M. Uzun cezalandırıldı. M. Uzun Ankara'ya kaçtı orada cezalandırıldı. Ali Çetiner ülkeden Avrupa'ya kaçtı orda davayı açtırdı. Doğan yine Avrupa'da 87'deki davanın gelişmesinde rolü olan biridir. Terzi Cemal'de biliyorsunuz Güney-Batı'da büyük bir katliam gerçekleştirdi. Onun durumunu daha sonra izah edeceğiz. Dendi ki Ankara'da Pilot ve o ekip, bir ekiple giriliyorsa, ülkeye girişte de Antep'e ilk girdiğimizde böyle bir ekiple bizi karşılıyor. Bu ekip Antepte hep Haki Arkadaşın katledilmesi, hem çalışmaların tersine çevrilmesine çalışan bir ekip oluyor. Buraya bu kadar önem vermelerinin nedeni, hareketin Kürdistan'da ilk girdiği yer, birazda onunla tanınmış olması. Kurala göre, Karşı devrim mantığında bir hareket nerede başlamışsa orada bitirmek gerekir. Daha sonra Tolhildan Eyaletinde Terzi Cemal'in yaptığıda biraz bu oluyor. Bunun anlamı hareket bu eyaletimizde ortaya çıktı. Bu eyalette bitirilmesi gerekiyor. Bunun için Antep'e önem verilmiştir. Ayrıca işçi kesiminin yoğun olduğu Kürdistan'daki en büyük sanayii şehridir. Kürdistan ile Türkiye arasında tampon bir şehir olan kendine göre stratejik bir yeri olan Antep bu açıdan önemlidir. Dersime Fuat arkadaşlar gittiğinde o kıymet ailesinin Fuat'gile el atması var. Maddi imkan sunması var. O kanalla oradaki tüm çalışmaları denetim altına alması var. Ve Kıymetin de Fuat arkadaşa duygusal yaklaşımı var. Hatta evlenmek istiyor. Biz bunu duyduğumuzda engelledik. Engellediğimiz için bu Seher-yıldırım Erkit ailesi dev reye girdi. Bu sefer Cemile Seher yaklaştı. Biz bunu da engellemek istiyorduk ama Fuat Arkadaşın o dönem oldukça duygusal yaklaşımları vardı. Bunu da engellersek daha farklı değerlendirebilir diye fazla üzerine gitmedik. Bir anlamda oldu-bitti kargaşasında mecbur kaldık, kabul ettik. Ve bu evlilikten sonra arkadaşı Dersim merkezine çekip oturtmak istediler. Biz bunu kabul etmedik. 'Sen devrimcisin devrimci bir adam, Dersim gibi bir yerde ev tutup da çoluk-çocuk sahibi olmaz, öyle oturup da orada faaliyet yürütemez.

Biraz bilmek gerekiyor, burası Kürdistan.' Onu da artık kabul edemezdik, etmedikte. Onu kabul etmediğimiz için öfke duydu, tepki duydu. Ondan sonra bu arkadaş yapabileceklerinin onda birini yapmadı. Ne tam partiden uzak kaldı nede bir partili olarak görevini yerine getirdi. İsteseydi mücadelede daha çok başarılı olabilirdi, vereceği daha çok şey vardı, fakat vermedi. bu olaydan dolayı tepkisi, öfkesi vardı. Ve hep körtopal, bir ayak parti içinde, biri dışında, hep öyle yürüdü. Onun içinde hep parti tarihinde çıkan provakatörler - Fatma, Semir, Hüseyin'i de dahil- hepsi hemen hemen bunun üzerine hesap kurdu. Birçok provakatörün kurbanı oldu, yedeğine düştü. Bu arkadaş hiçbir zaman partiden kopmadı. Fakat iyi bir partilide olamadı. Bunun belirttiğimiz gibi MİT'in faaliyetle yakından ilişkisi vardı. Yani MİT el atarak işlemez kıldı, kör etti. Yine Elazığ'da Hıdır Akbalık'ın durumu var. '76 sonu veya 77 başlarıdır' Bazı KDP'lilerin bize katılması var. -Sonradan daha iyi anlıyoruz ki- bir ekip KDP adı altında, yurtseverlik adı altında hazırlanan, sızdırılan bir ekip olduğu çıkıyor. Aslında birçok gelişme, geçmişte anlam veremediğimiz birçok şey şimdi yeni yeni ortaya çıkıyor. Yeniden ele almak zorunda kalıyoruz. Tabii ki o günkü koşullarda değerlendirmek, ortaya çıkarmak mümkün değil. Ancak gelişmeler oldukça birçok şey ortaya çıkıyor. Yeniden alıp değerlendirebiliyorsun, sonuç çıkartabiliyorsun. Demek ki MİT'in böyle bir çalışması var. Bu çalışmayı sekteye uğratma, ele geçirme, tasfiye etme olmazsa açıktan yönelme gibi birçok şeyi bir arada yürütüyor. Kısaca 77 böyle tamamlanıyor.

77-78 program temelinde yapılan bir dizi toplantılar var. Bu toplantılar içerisinde birkaç tanesi çok önemlidir. Bunlardan biri Elazığ toplantısıdır. Bu toplantı örgütün önde gelenlerinin katıldığı bir toplantıydı. Bu toplantıda daha önce yapılan toplantıların sonuçlarını değerlendirmek ve burada örgütsel soruna açıklık kazandırılmak isteniyordu. Toplantıda Ali Çetiner ve Şahin Dönmez'in tutumu, 'Gençlik örgütüyle işleri yürütelim' diyorlardı. Yani bunun dışında bir örgüt adımının atılmasının doğru olmadığını söylüyorlardı. O zaman zaten illegal olarak bizim gençlik örgütümüz vardı. Bu örgütün programını da, tüzüğünü de bizzat Parti Önderliğinin kendisi hazırladı. Bu temelde bir örgütlenmesi vardı ve bunlar bir gençlik hareketi olarak sürdürelim diyorlardı. Türkiye'de de böyle olduğunu, Vietnam'da da gençlik hareketinin belli bir dönem mücadele ettiğini, daha sonra koşullar olgunlaştığında Vietnam işçi partisi gençlik hareketi içinden çıktığını belirterek böyle bir yaklaşımları vardı. Aslında hareketi gençlik düzeyinde tutmak, harekete adım attırmamak, hareketin siyasal bir hareket olmasının önüne geçmek, orada tutup boğmak istiyorlardı. Aslında bu durum Türkiye'de DEV-YOL örneğinde çok somut yaşanmıştır. Polis bile şaşıyor. 'Nasıl-niye siz partileşemediniz' Aslında partileştirilmiyor. Bunlarında yaptığı şey odur aslında. Hareketi örgütsüz bırakmak. Tabii ki bu anlayış sakattı ve kimse ciddiye almadı. Bu toplantıda birde Hayri Mazlum arkadaşların Parti Önderliği'nin anlayışıyla birlikte olan anlayış vardı. Parti Önderliği'nin yanında yer alan, o hattı esas alan bu arkadaşlar partileşmeyi açık koyuyorlardı. Diğer arkadaşlar, 'partileşelim, doğrudur' diyorlardı ama partileşme nedir? nasıl gerçekleştirilir? bunu fazla bilmiyorlar. 'Parti olmak iyidir' yani kaba taslakta bunu belirtmek mümkün. Öyle işin derinliğinde, bilincinde değillerdi. Dar, yüzeysel bir yaklaşım vardı. Yalnız toplantıda karar alma diye bir şey yoktu. Daha çok örgüt sorununu tartışıp nitelik kazandırmaktı. Bu anlamıyla da o toplantı rolünü oynadı. Gerçi toplantı tehlikeli geçti. Daha toplantı tamamlanmadan polisin haberi oldu. Onun için Elazığ'dan çıkıldı, Dersimde toplantıya devam edildi ve orada tamamlandı. Ama toplantı bu biçimiyle de olsa tamamlandı ve rolünü oynadı.

Bu toplantıdan sonra daha geniş bir toplantı Diyarbakır'da gerçekleşti. Ofis Semtinde bir evde yapılan toplantı. Bu toplantıya daha çok sayıda arkadaş katıldı. Hemen hemen her alanda çalışan kadro arkadaşların bulunduğu bu toplantıda, örgüt sorunun artık bir karara bağlanması gerekiyordu. Bu toplantıda kesin partileşmek gerektiği kararı netleşti. Bunun içinde bir kuruluş kongresini toplamak gerekir. Bunu toparlama görevi de Parti Önderliği'ne bırakılmıştı. Yeri, zamanı, biçimi, -güvenlik açısından- Parti Önderliği belirleyecekti. Bu toplantıda da yine o kişiler bilinen tutumu sürdürdüler. Fazla ciddiye alınmadı. Mardin'den DDKD türü örgütlerden bize katılanlar vardı. Bunların da ilginç tutumu vardı. Görünüşte partileşme adımına sözüm ona katılıyorlardı fakat esasta onlarında tüm çabası bu adımı atmaktan alıkoymaktı. Fakat açıktanda karşı çıkmadılar. Bu toplantı da böyle bitti. Artık Kuruluş Kongresi'nin hazırlıklarına başlanması gerekiyordu. Artık Parti Önderliği bunu yapacaktı. Herkes Yine çalışmalara, alanlara dağıldı. Mardin'e gidenler orda her türlü engelleme faaliyetine giriştiler. O zaman Mazlum arkadaş oradaydı. Bunların sorun yaratığını iletmişti. Bunlarla bir daha tartışmak için gidildi. Bunların amacı tartışmak değildi. Amaçları bize adım attırmamak, bizi uğraştırmak. Öyle yapmışlar ki gerçekten Mazlum arkadaşı hep kendileriyle uğraştırmışlar, boşa çıkartmışlar. Biz, bunlarla ilişkilerin kesilmesinin doğru olacağını kararlaştırdık. Parti Önderliği'ne iletik. Toplantı yapılarak bu kararın yerinde bir karar olduğunu gördü, bunlarla ilişkiler kesildi. Bunlarla ilişkiler kesildikten sonra Mardin'de ilişkilerimizin önü açıldı. Oradan da çıktı ki, bunlar bir sızma. Yani Mardin'de bize adım attırmama, örgütlendirmemek için gelmişlerdi içimize, gerçekten de bunu başarmışlardı. Ne zaman ki bunlarla ilişki kesildi, ondan sonra burada adım atabildik, gelişme sağlayabildik.

Önderliğin tüm dikkati, programını örgüte kavuşturmadır, çabalarının esasını bu teşkil eder. Geliştirilen toplantılar özenle bu amaç için geliştirilmiştir. Bunun yanında, diğer çalışmalarla da ilgilenir, denetler, gözetler. Ülkeye girişten sonra, gençlik kesiminden diğer kesimlere de bir açılım oldu, hareket kitleselleşti, cephe karakteri kazandı. Bu, halkın giderek kazanılması, ayağa kaldırılması anlamını taşımaktadır. Hareket açısından, giderek bir gençlik hareketi olmaktan çıkması, ideolojik grup olmaktan çıkması, politik bir harekete doğru yol almasıdır, sınıfsal temelinin giderek güçlenmesidir. Bu Kürdistana özgü bir gelişim tarzıdır. PKK'nin Kürdistan'da geliştirilmesi cephesel karakter kazanır, adeta cephe örgütü tarzında gelişir. Parti tarzında geliştirilmek istenir ama çalışmalar cephe biçimiyle gelişir. Bunun bilinçli ve doğru olduğu da çok net ortaya çıkmıştır. Yani, PKK'de bildiğimiz anlamda klasik komünist partilerinin örgütlenme tarzı yoktur. Proleter, bilimsel sosyalizmi esas alan bir harekettir ama yaşanmış deneyleri taklit eden bir hareket değildir. Örgütlenmesi, gelişmesi biraz farklıdır. Kürdistan koşullarını esas alan, ona özgü gelişen bir hareket. u, diğer dünya halklarının deneylerinin dıştalandığı anlamına gelmez. Önderliğin kendisi, Vietnam Halkının kahramanca mücadelesinden, Türkiye'deki- çok cılız da olsa-devrimci gençlik hareketinden, halkımızın tarihten gelen direnişçi özünden etkilenerek bu hareketi başlatmıştır ve bunu yaratıcı tarzda kullanmıştır. 1978'lere, bu toplantıların geliştirildiği sürece kadar hareket belli bir kitlesellik kazanmış, sınıf temelini kazanmaya doğru hızla bir gelişme vardır. Bununla birlikte gelişen eylemler, suikastlar, sabotajlarla faşistlere büyük darbe vurulması söz konusudur.

Antep ve Urfaya girdiğimizde devrimci ve demokratlar adım atamıyorken, bu dönemde faşistlerden temizlenmiştir. Bu, giderek ülkenin diğer sahalarına da taşırılmıştır. Tabii ki hareketin bu gelişimine paralel olarak düşmanın da harekete saldırıları gelişti. Eskiden sosyal- şovenlerle karşı karşıya gelinmişken, bu cephe genişler. Bunların yanı sıra Kürt örgütlerinin, Kürk feodallerinin de saldırıları başlar. Hareket geliştikçe saldırılar da gelişir. Bu dönemde çok yoğun saldırılar yaşandı. HK saldırılarını arttırır. 7-8 arkadaşı- Aydın Gül Arkadaşla başlattığı- birkaç yerde katleder. Bununla birlikte TİKKO saldırılara geçer, katlettikleri 10'a yakın arkadaş vardır. Çatışmalar giderek Diyarbakır merkezde, Batman'da-özellikle bu yörelerde- Kısmen Mardin'de de yapılır. Bu ilkel-milliyetçi veya küçük-burjuva reformist dediğimiz örgütlerin de bu cephede bize karşı mücadeleye girişleri söz konusu. O zaman yapılan 'Bu saldırılar bir merkezde organize ediliyor' tespiti doğruydu. Ancak elde somut kanıt yoktu, doğruluğu daha sonra ortaya çıktı. Mesela, İran'da Şah rejimi yıkıldığında, İslam devrimi Amerikan elçiliğini işgal etti. O elçilikte bir sürü belge ele geçti, bunları yayınladılar. Kürdistan'la ilgili o belgelerden oluşan 2 ciltlik kitap vardı. O zaman Tahran, Amerikan istihbaratının merkezi durumundadır ve tüm belgeler burada merkezileşiyor. CİA'ın çalışmaları var ve bu çalışmaların raporlarının hepsi oraya gönderilmiş. Orada 78'e ilişkin yapılan değerlendirmeler şöyle, 'Türkiye'deki sol hareket rejim açısından bir tehlike değildir. Bu biçimiyle de bir tehlike olacağı düşünülemez. Kürt örgütleri içinde APOCULAR hariç diğerleri ciddiye alınacak örgütler değildir. Ciddiye alınması gereken tek hareket budur. Yeni olmasına rağmen hızla gelişen ve oldukça da radikal- kendi deyimiyle marksist ortadoks-, tehlikeli bir harekettir. Bunun önderliği var ve adını da oradan alıyor. Halk içinde oldukça itibarlı. Bu hareketi ne olursa olsun etkisiz kılmak gerekmektedir. Etkisiz kılmak için APO'yu halkın gözünden düşürmek gerekir.

Kürt Halkının değer verdiği bazı şeyler var, bu noktalardan yakalayarak propaganda geliştirmek ve etkisiz kılmak gerekiyor. 'Ki bilindiği gibi daha sonra parti Önderliği'ni hedef alan birçok şey geliştirildi, psikopat, diktatör, doğunun faşisti, son dönemlerde bayanlarla ilgili birçok şey. 'Bununla birlikte hareketi etkisiz kılmak için diğer örgütlerle, Türk solunu bunun üzerine sürmek gerekir. Bu şekilde bu hareketi her kesimden tecrit etmek gerekir. Ancak böyle etkisiz kılınabilir, boğulabilir. Yine, aşiretleri silahlandırarak, bu hareketin üzerine sürmek gerekiyor.' diyor. O zamanki CİA'ın değerlendirmeleridir. Bunları boşuna yapmıyor tabi. Bu değerlendirmelerden yola çıkarak taktik üretiyor, bu taktikleri uyguluyorlar. Belli oluyor ki MİT ve CIA, PKK'yi etkisiz kılmak için.....................bir cepheye karşı, bir cephesel gelişmeye karşı, karşı- devrimci bir saldırı cephesi oluşturuyor. Zaten bu da devrimin bir yasası, bir yerde mücadele cephesel tarzda gelişiyorsa, bunun karşı cephesi oluşturulur. Bugün biraz daha gelişmiş olarak, topyeküm seferberlik ilan ediyorlar. Çünkü PKK de tüm kesimleri sarmış, harekete geçiriyor. O zaman da bu tespit ediliyor fakat somut verilere dayanmıyordu. Yalnızca yaşanan olayların sonuçlarından ortaya çıkan değerlendirmelerdi. Bu dönemde Parti Önderliği, hareketi örgütüne kavuşturmaya, doğrultusunda ilerletmeye, dış saldırılara ve iç engellemelere karşı korurken hareketin güvenliğini sağlamaya çalışıyordu. Dış saldırılar biliniyor. İçte de engellemeler yavaş yavaş kendisini göstermeye başlıyor. Bu daha çok Süleyman ve Fatma şahsında ortaya çıkmıştır. Neden bunların şahsında ortaya çıktı? Kavgaları neydi? Ve parti neden bunlara karşı daha farklı bir tutum izliyordu? Bunlar da anlaşılması gereken hususlardır. Süleyman Ankara'da Haki Arkadaşla birlikte bizimle ilişki kurmuş birisi. Orada okuyordu. Haki Arkadaş hiçbir zaman bu unsurun saflara alınmasından yana değildi ve açıkça belirtiyordu. 'Bu bela olabilir, saflara alınmasını istemiyorum. Yanlış değerlendirilmesin, kardeşim olduğu için korumak istediğimden değil. 'Öyle olmadığı da açıktı. Baki'ye 'gel katıl' diyen de olmamıştı.

Hatta Önderlik başlangıçta Türk kökenli arkadaşlar isterlerse, Türkiye'de kendilerine yakın buldukları bir örgütte çalışabilirler. Eğer yakın örgüt görmüyorlarsa, kendileri kurabilirler diyordu. Fakat bu arkadaşlar bunu hiçbir zaman kabul etmediler. 'Biz bu mücadeleyle, Kürdistanda olacağız.' diyorlardı. Kararları ve iradeleri buydu, tabi ki buna saygı duyuldu. Haki Arkadaş, Baki'nin saflara katılmasını istemediğinden değil, kişiliğini lümpen olduğu ve kolay kolay değişmeyeceğini bildiği için, bu örgüte pek yararlı olmayacağı hatta sorun olabileceğini düşündüğü için bunu belirtmişti. O zaman Önderlik, bizimle olsun, belki düzelir. Eğer uzak kalırsa daha kötü duruma da gelebilir.' demişti. Ve alınmıştı. Gerçeği de öyleydi. Çünkü Haki arkadaşın denetimi olduğu için kötü bir duruma düşmüyordu. Haki arkadaş mücadeleye atılınca kötü durumlara düşebilirdi. Parti Önderliği de bunu istemiyordu, onun için yanımıza almanın daha doğru olacağını söyledi ve yanımıza alındı. Haki Arkadaşın katledilişine kadar fazla sorun teşkil etmedi. Yani o bilinen özellikleri hariç fazla problem olmadı. Ama Haki Arkadaşın katledilişiyle beraber sorun olmaya başladı. Çünkü MİT bu aileye el attı. Büyüt ağabeyleri Bedri vardı. MİT bunu gerçekten örgütledi ve üzerimize saldı. Bu adam Diyarbakır'a gelerek, Önderliğin yakasına yapıştı, oradan Antep'e geldi bizim yakamıza yapıştı. Biz ona, 'Git dedik, haki ne senin kardeşindir, ne de seninle ilişkisi var. Haki, bu hareketin bir üyesidir, bir önderidir. Eğer sahip çıkacaksa, bu hareket sahip çıkar, seni ilgilendirmez. Adeta şunu söylüyordu, 'Haki Kürtler için çalıştı, Kürtler onu vurdu. Onu siz vurdunuz. 'İntikam almak istiyordu. Biz de bunun için, 'Terk et buraları, eğer terk etmez, bu tarzda üzerimize gelirsen, seni vururuz.' dedik. Haki Arkadaşı katletmelerinin bir nedeni de buydu. MİT, Haki ile başlayan süreci tersine çevirmek istiyordu.  Nitekim ailesinin şahsında

(Burada 36 numaralı sayfa eksiktir.) (37'inci sayfadan devam ediyorum)

daha uygundu-.

Vardığımız sonuç şu oldu; 'Madem işler bu düzeye geldi, biz bu unsuru vuralım. Gerçekten de vuracaktık. Vazgeçmemizin nedeni,' Bununla ilişki geliştirirken bir amacımız vardı, bu amaca hala ulaşmış değiliz. Hala örgütlenmede geriyiz, adımlarını yeni yeni atıyoruz. Buna yönelip vurursak, MİT üzerimize gelecek, kaldıramayız. Darbe yeriz.' idi. Örgütte adam vurmanın, hele örgütten habersiz vurmanın cezasının ölüm olduğunu biliyorduk. Ancak söylesek de kabul edilmeyeceğini biliyorduk. Güya amacımız örgütü böyle bir beladan kurtarmaktı, belki bir yanıyla örgüt çıkarı gözetiliyordu ama diğer yanıyla bakıldığında, örgüt çıkarının gözetilmediği ortaya çıkıyor. Tehlikelidir de aynı zamanda. Bu durumu kimse bilmiyordu. Kemal Arkadaş, ölüm orucunda, son nefesindeyken Maşallah

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

PARTİ TARİHİ (1.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (2.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (3.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 4.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 5.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 6.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 7.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (8.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (9. BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 10.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (11.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 12.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (13.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 14.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 15.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 16.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (17.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (18.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (19.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (20.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (21.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (22.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 23.BÖLÜM (SON)