PARTİ TARİHİ 10.BÖLÜM
PARTİ TARİHİ 10.BÖLÜM
0 Yorum
24-09-2021

Bu dönemde KDP'nin PKK üzerinde geliştirdiği politika vardı. Ki daha 82 - 83 kışında, KDP, PKK üzerindeki politikasını egemen kılabilmek için, açlıkla bizim güçlerimizi terbiye etmeye kalkmıştı. Buna ortam yaratan kimdir? Yine pratik Önderliğin kendisidir. Abbas Arkadaş onların tutumudur. Güçlerimizi KDP'ye mecbur ederler. Hem de erzakına mecbur ederler. KDP erzak için bilinçli olarak oyalar kışı bekler. Kış bastırır. Erzak gelmez. Sözüm ona erzakı da KDP getirip verecek. Kış basınca da erzak gelmez. Dolayısıyla erzaksız kalacaklar, KDP’ye muhtaç olacaklar, KDP'de unla, ekmekle terbiye edecek. Bu politikayı izliyor ve bu konuda epey sonuç alıyor. O kış arkadaşlar erzaksız kalıyor. Adeta KDP'ye muhtaç duruma geliyor. Buna büyük tepki duyan arkadaşlar var. O kış, büyük zorluklarla yaşanan bir kış oluyor. Çoğu arkadaş palamut yiyiyor. O kış öyle geçiyor. Halbuki biz o durumda değildik. Ne KDP’ye muhtaçtık, nede öyle imkansızlıklarımız söz konusuydu. istenseydi, zamanında çok rahat erzak temin edile bilinirdi. İşte pratik önderlik KDP'ye güvendiği, bel bağladığı için kendi erzakını temin etmiyor. Rahata kaçıyor. KDP' güveniyor. KDP'de fırsat kollayarak, bu politikayı uyguluyor. 84'te KDP Abbas ve Selim'in yaklaşımlarını çok iyi görür, buna dayanarak PKK üzerinde adım adım politikalarını uygular. Onlara göre PKK'nin işi bitmiştir. Yani PKK kontrol altına alınmıştır, etki altına alınmıştır. Artık her an yedeğine düşebilir. Bundan epeyce de umutludur. Oldukçada mesafe almışlardır. Buna karşı Parti Önderliği'nin sürekli eleştiri ve uyarıları oluyordu. Hem de çok açık eleştiriler yönelterek Abbas arkadaşa şunu söyledi, 'seni eşek yaparlar, kulaklarından tutup sana binerler' bunu söyledi. Neden bunu söyledi? Bu kadar açık konuşur. Çünkü yapılan eleştiri ve uyarılara, pratik önderlik uymaz, ciddiye bile almaz. Bildiği tutumda ısrar eder. Onun için bu denli ağır eleştiriler yöneltir. Fakat buna rağmen, bu tutumda ısrar eder. KDP'ye de umut veren budur. KDP açısından da, PKK'nin artık bir çıkış yapamayacağı düşüncesi egemendir. Ama Parti Önderliği'nin o bilinen çabaları sonucunda 15 Ağustos atılımı gerçekleşince, KDP'de çok şaşırmıştı. Türk Devletinin şaşırdığı kadar KDP'de şaşırmıştı. Ne olup bittiğini anlayamamıştır. Onlara göre PKK'nin onlardan habersiz tek bir adım atmaması gerekir. Ama bu adım atıldı. Bu adımı kim attırdı. Tabii ki KDP de biliyor, Parti Önderliği attırdı. Hemen Türk devleti KDP'yi çağırıp, tehdit ederek, 'Bu anlaşmamıza aykırıdır. Hani PKK Kuzeye sokulmayacaktı? Nasıl oldu? 'Hesap sorar. Artık KDP Türkiye'ye ne söz vermişse, onu fazla bilemiyoruz, fakat daha sonraki gelişmelerde ortaya çıktı ki, ortaklaşa bir plan üzerinde anlaşmışlar. O da şudur; 'olan olmuştur. Kışa doğru siz Güneyden hazırlık yapın, biz Kuzeyden birlikte bitirelim bu işi. 'Ve gerçekten de bunu yapmışlardır. 15 Ağustos'tan hemen sonra TC ile görüştükten hemen sonra, bizimle hemen görüşmek istemişlerdi............(kaset değişimi)... İlk önce konuştu. Resmiyet açısından güya. Ali Abdullah konuştu, sekreterdi KDP'de. Aslında sekreter falan değildi, göstermelik olsun diye sekreter koymuşlardı. Söylediği şey şu oldu -politik olmadığı için- dedi ki, 'Biz sizinle bir ittifak yaptık. Aslında sizin stratejinizle bizimki farklı. Biz süreç için de size otonomiyi kabul ettireceğimizi sanıyorduk ve onda da umutluyduk ama baktık ki bambaşka şeylerle karşı karşıyayız. 'Kelimesi kelimesine aynen bunu söylüyor. Tabii ki Ali Abdullah pot kırmıştı. İdris bunu hemen düzeltmek istedi. O devreye girdi. 'Aslında öyle değil. Bizim bir ittifakımız vardı. Birbirimize danışmamız gerekiyordu. Madem böyle bir eylem yapacaktınız bize söyleseydiniz , bizde size yardımcı olurduk, bizde kendi açımızdan tedbirler alırdık' dedikten sonra 'şimdi Türk devleti bizi kışkırtıyor. Onun için hudutlarda kalmayın. Gelin iç kesimlere size yer verelim. Daha güvenliklidir. Hem Güney halkı içerisinde siyasal çalışmanızı yaparsınız, hem de Türkiye'den uzaktır, çalışmalarınızı rahat yürütürsünüz. 'Tabii İdris'in burada ne düşündüğü çok açıktı. Şunu yapmak istiyordu; Bizi hudutlardan uzaklaştırıp iç bölgelere çekmek, ondan sonra, ya rahat oturursunuz burada, yada kelleniz gider. Çekmesinin nedeni bu. Sait Kırmızıtoprak’lara yapacağını yapacaklar.  O zaman onlarla görüşmede bulunan bendim ve şunu söyledim' Biz buralara oturmaya gelmedik. Daha iyi yerlerde yaşamaya gelmedik. Biz bir mücadele örgütüyüz. Mücadele yürütmek üzere geldik. Biz hudutları kullanacağız. Sizin bazı şeylerinize dikkat edeceğiz fakat, bizden hudutları terk etmemizi isteyemezsiniz. Biz ittifakı birbirimizin işlerine müdahale etmek için yapmadık. Birbirimizle dayanışma içinde olmak için yaptık. Buna hakkınız yok. Eğer bizi de başkaları sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Biz ne Sait Kırmızıtoprak’ız ne de Sait Elçi'yiz. 'Aramızdaki tartışma bu düzeye geldi. Gerginleşti. Daha sonra tabii yumuşatmak istediler ve öyle ayrıldık. Onların niyeti 15 Ağustos'tan sonra bizi hudutlardan uzaklaştırmak, iç kesimlere götürmek. Ya oturursunuz dediğimizi kabul edersiniz, yada yaşayamazsınız. Hangisini seçerseniz diyeceklerdi. Tabii ki Parti Önderliği'nin uyarıları, eleştirileri olduğu için, bunlara düşülmedi. Bunlar bu biçimiyle sonuç alamayacaklarını bildikleri için kışa hazırlık yaptılar. 84-85 kışına. O zamana kadar fazla bir yönelim içine girmediler. Tabii ki bütün bunların görülmesi ve tedbir alınması gerekiyordu. Ama bu konuda pratik önderlik en ufak bir tedbir almadı. Gidişatın hiç de iyi olmadığı görülüyordu. Bu dönemde benim belirttiğim tüzüğü kendime uygulayarak, resmi görevlerden kendi mi dıştalamıştım. Resmi görevlerden kendimi dıştaladığım için, yetkilerden kendimi aldığım için, biraz da devrimciliği, yetki devrimciliği olarak bildiğim için, bu durumlara fazla müdahale edemedim. Kendimde bu yetkiyi görmedim. Tabi devrimciliğin yetkiyle alakası yok. Bir merkez komitesinin de görevi, partisini korumaktır, Taktiği korumaktır, tehlikeye karşı durmaktır. Sıradan bir parti üyesinin de görevi, partiyi korumak, pratiği korumak, tehlikelere karşı durmaktır. Bu belki teoride çok iyi bilinir ama pratikte tabii ki işimize geldiği gibi yorumluyoruz. Yetkili olmadığımız halde en büyük yetkileri kullanıyoruz. Yetki sahibi olduğumuzda, bakıyorsun yetkilere sahip çıkılmıyor. Böylesi ilginç durumlar yaşanıyor.

KDP tabii ki Türkiye ile birlikte, hatta Irak Komünist Partisi'ne de buna alet ederek, kış için çok kapsamlı bir imha planı hazırlıyor. Parti Önderliği bu konularda da aslında uyarılar yaptı. Hem TC -KDP konusunda, tehlikeler konusunda, hem de savaşın geriye çekilmesi konusunda uyarılar yaptı. Ama pratik önderlik buna rağmen bu tutumu sergiledi. 84'ün sonuna gelindiğinde aralık ayında bir merkez toplantısı gerçekleşmişti. O toplantıda, Parti Önderliği'nin değerlendirmeleri biraz da Agit Arkadaşın dayatmalarıyla temel alınıyor. Toplantı biraz olumlu sonuçlanıyor. Aslında toplantıda ele alınan sorunlar ve ulaşılan sonuçlar, kararlar pratikte uygulanırsa, yine önemli ölçüde tehlikelerin önü kapatılabilecek. Toplantıda kısmen durumları doğru ele alınsa da, bu sadece toplantıda kalıyor, pratiğe aktarılmıyor. Kararlar öyle kalıyor. Toplantıdan sonra toplantı raporlarıyla birlikte Agit Arkadaş Parti Önderliği'nin bulunduğu bu sahaya çağrılıyor. Parti Önderliği'nin Agit Arkadaşı çağırmasının nedeni, hem toplantının sonuçlarını öğrenmek, hem de Agit Arkadaştan yaşanan durumları biraz daha somut öğrenmek için. Arkadaş buruya hareket ettikten sonra Abbas onlar Kuzey'deki yerleşmiş güçlerin bir kesimini, yine Güney'e çekiyorlar. Sözüm ona toplantılar yapmak ve 85'e hazırlamak için. Aslında konuda da ciddi bir plan, programları, ciddi bir hazırlıkları yok. Fakat buna rağmen çekiyorlar. Hiçbir tedbir almadan, tabii ki güçler Güney'e çağrıldığı için, kuzeyden de güçler hazırlık yapmıyor. Ne Güney'de hazırlık var, ne de kuzey' de hazırlık var. KDP ve TC kış ortamını bekliyor. Kış basarsa saldıracaklar, avlayacaklar. Parti Önderliği buna dikkat çekiyor. Böyle bir tehlikenin olabileceğine dikkat çekerek, tedbir alınmasını istiyor. Gerçekten de KDP yöneliyor. İlişkilerimizi tutuklamaya yöneliyor. Ya teslim olacak, Teslim olmayanları da vuracak. Türkiye'de Kuzey'den tedbir alıyor. Olabilir ki bazı güçler Kuzey'e geçmeye çalışabilir. Orada imha edilecek. Böylesi bir komplo var. Tabii ki KDP'nin yönelimleri arkadaşlarda çok ciddi rahatsızlıklar yaratıyor. Hatta şunu söyleyen arkadaşlar oluyor. 'Neden biz burada kalıyoruz, neden KDP'ye karşı çaresiz bırakılıyoruz. Böyle ölmektense, Kuzey'e geçip Türk ordusuyla çarpışıp ölmek, daha şereflice bir ölümdür.' Bunu söylüyorlar. Gerçekten o gün yaşanan durum, birçok arkadaşta, intihara gitmeyi bir kurtuluş olarak ortaya çıkarıyor. Yaşanan durum bu. Şimdi Abbas bir yandan Parti Önderliği'nin uyarıları, bir yandan arkadaşların eleştirileri karşısında, adeta 'ne haliniz varsa görün'dercesine, o güçlerimizin bir kısmını örgütsüz, kışın ortasında Kuzey'e gönderiyor. Hiç bir hazırlık yapılmadan bu güçler gidiyor. En azından önlerindeki süreçte ne yapacaklar, bahara nasıl girecekler, bu konularda en ufak bir düzenleme, program, hedef, örgütlenme hiçbir şey yok. Bir tepki ile gönderiyor. Kışta ağır bir kış. Giden güçlerimiz, hazırlık olmadığı ve bu tarzda gönderildiği için, çok büyük zorlukları yaşıyorlar. Bir kısım güçlerimiz biliyorsunuz tehlikeler geçirdi o dönem. Yakalanmalar, yaralanmalar, şehadetler oldu. Sabri Ok arkadaşlar -ki merkezi bir arkadaştı oda- o zaman yakalandılar. Yanında ERNK'nin kuruluş bildirgesiyle yakalandı. Çünkü o toplantıda ERNK'nin 85'in 21 Martı’nda ilan edilmesi kararlaştırılmıştı. Bildiriler hazırlanmıştı. Onun için 15 Ağustosa benzer eylemlikler gerçekleştirilecek. Onun için Sabri Arkadaş giderken bu bildirileri yanında götürerek, çeşitli alanlara ulaştıracak, güçler bu temelde harekete geçecek. Tabii ki Sabri arkadaşlar onlar yaralı ele geçince, bütün belgeler düşmanın eline geçti. Dolayısıyla, Düşman 21 Mart'ı çok örgütlü karşıladı. Cephe ilanımız zayıf geçti. Onun için bir şey yapılmadı. O güne kadar çok grubumuz darbe yedi. Şirvanda, Sasonda ve birçok yerde. Bunlar çok ciddi kayıplardı. Buna bizim parti tarihimizde 'Sarıkamış Seferi deniyor. Biliyorsunuz Enver Paşa Sarıkamışta ordusunu, kışta hep kırdırdı, dondurdu. Abbas arkadaşın ki de biraz buna benziyor. Daha çok arkadaş şehit düşebilirdi düşmemişse, arkadaşların kahramanlıklarına bağlanmalıdır. Yoksa bir felaket doğabilirdi. bu nedenle Sarıkamış seferi diye adlandırılıyor. Bu açıdan kışı denile bilinir ki bizim mücadele tarihimizde en az hazırlıkların yapıldığı kıştır. Güçlerimizin, eğitimsiz, örgütsüz, tehlikeye açık tutulduğu bir süreçtir. 85 kayıplarında buda bir nedendir. Tabii ki bu arada giderek Fatma'nın faaliyetleri yoğunluk kazandı. Bir yandan belirttiğimiz gibi bayan arkadaşlar vardır, onları tüketiyor. Bir yandan Fuat arkadaşı bitirir, etkisiz kılar bir yandan Ziyad'ın durumu var. Ki Semir pratiğinde işlediği suçlar var. Bundan dolayı sorgulama yargılanması var. Fatma denen unsur, Ziyad'ı kaçırtır. Ziyad'ı kaçırtan Fatma'dır. Ürküterek, öyle kaçırtıp, KDP'ye ulaştırıyor. Fatma'nın önünde tek bir engel var, oda Abbas Arkadaş. Fatma bunu görüyor, birçoğunu Ebubekir'e kadar birçoğunu çeşitli biçimlerde etkisizleştirmiş Agit arkadaşı bilmiyor fazla, tanımıyor. Agit Arkadaş zaten gerilerde. Kala kala bir Abbas kalıyor. Abbas’ın sorumluluk düzeyi belli. Fatma Abbas'la mücadeleye giriyor. Abbas'ı etkisizleştirmek istiyor. Abbas Fatma'ya yönelmişti o süreçte. Yönelimi doğruydu. Fakat izlediği yöntemleri yanlıştı. Onun için de Fatma'yla mücadelesinde sonuç alamadı, etkisizleştiremedi. Hatta Fatma, çok ilginç yöntemlerle Abbas’ı öyle bir yaptı ki, gerçekten Abbas arkadaş nasıl düştü anlayamadı. Belki daha anlamış değildir. Onu da belirtmekte yarar var. Abbas arkadaş evet bütün yetersizliklerine, oportünist tutumlarına karşın, kiri kadar sabunu olan bir arkadaştır. Fedakardır, çalışkandır, üretkendir. Onun bazı olumsuz özellikleri vardı buna rağmen çalışan bir arkadaştı. Ama Fatma onun bazı yönlerinden ele alarak işlemez kıldı. Bir neden oydu. Abbas Arkadaş'ın bu duruma düşmesinde bir neden de Fatma'ydı.

Fatma'nın uyguladığı taktiklerdir. En son Parti Önderliği duruma müdahale ederek, Fatma'yı Önderlik sahasına çeker. Eğer Parti önderliği müdahale etmeseydi, Abbas arkadaşın Fatmayı etkisizleştirmesi şurada kalsın, Fatma Abbas Arkadaşı içinden çıkılmaz bir hale getirecekti. Abbas Arkadaşın bu duruma düşmesinin nedeni biraz da, savaşa başlangıçtaki yaklaşımı, partinin eleştirileri ve buna duyduğu tepki, orada çözümsüz kalması ve giderek taktikten uzaklaşması. Artık bildiğini yapması. Oldukça tepkisel, sekter bir duruma düşmüştü. Çıkmaza girmişti, tıkanmıştı, sonuç bulamıyordu. Çıkış bulamadığı için işleri sağa yatırmıştı. Nedeni buydu ve bunun da teorisini yapmaya çalışıyordu. Kendine göre haklıydı ve 3. Kongreye kadar da haklı olduğunu sandı. 85’e girdiğimizde güçlerimiz son derece dağınık, örgütsüz, plansız, hedefsizdi. Her biri bir tarafta kendi halindeydi. Düşman son derece hazırlıklı, bu durumdan yararlanarak güçlerimizin üzerine geliyor. Güçlerimiz hem moralmen hem de örgütsel açıdan zayıflamış. Taktiksizdir ve dolayısıyla düşmana karşı direnemeyecek. 85'te birçok kayıp ortaya çıkmışsa nedenini burada aramak gerekir. Bu durumu gören Parti Önderliği Agit Arkadaşla birlikte değerlendirmeler yapmış, somut bilgi almıştı. Agit Arkadaş buradan dönerken, çok güçlü değerlendirmeler, talimatlarla dönmüştü. Arkadaş dönerken KDP ve İKP pusu kurarak imha etmek istedi. Bunun birçok nedeni vardı. 1- Agit Arkadaş'ın Parti Önderliği'nin yanından döndüğünü biliyorlardı. Kesinlikle yeni değerlendirme ve talimatlarla dönüyor, bunları ele geçirmek istiyorlar. 2-Agit Arkadaş, KDP ile içine girilen duruma tavır koyan birkaç arkadaştan biri idi. Sürekli Selim ve Abbas Arkadaşları eleştiren biridir. KDP bunu da biliyor ve Agit Arkadaşı engel olarak görüyor. Onların planlarını bozduğu ve PKK'nin üzerinde hesapları olduğu için Agit Arkadaşı ortadan kaldırmak istiyorlar. Çünkü taktiği yakalayan bir arkadaş, taktiği uygulamak isteyen bir arkadaş. Dolayısıyla da KDP'yi boşa çıkarmak isteyen bir arkadaş. Hatta Abbas ve Selim'in o sahada kalmalarına tavır geliştiren bir arkadaş. Bu bilindiği için imha edilmek isteniyor. Eğer imha edilirse yürüttükleri politika PKK üzerinde rahatlıkla oynanır. Ki hemen onun öncesinde İKP’nin üzerimize saldırtılması var. Güney sahasında IKP öyle bize saldırabilecek bir güç değildi ve KDP'nin sahasında bize saldırıyordu. IKP,KDP onay vermeden kesinlikle üzerimize gelemez. KDP'nin böyle ince bir taktik izlemesinin nedeni direk kendisi gelebileceği halde gelmedi çünkü KDP teşhir olmuş bir güçtü ve bu ona fazla bir şey kazandırmazdı. Bizi IKP ile çatıştırarak, uluslararası devrimci , demokrat çevrelerden tecrit edecekti, İşte 'Bakın PKK, komünist partileriyle de çarpışıyor herkesle çatışıyor. O zaman nedir bu PKK denilen olay? Herkeste böyle bir soru işareti yaratmak istiyor. Bununla da daha sonra yönelmenin haklılığını yaratmaya çalışıyor. Zaten IKP'yi sürdükten hemen sonra kendisi girerek ezmek istedi. O zaman Haftanin kesiminde Selim Arkadaş vardı.

Bu arkadaş aslında 84-85'te yaşananlardan ötürü, devrime olan inancını tamamıyla yitirmişti. Partiye, taktiğe olan inancını tamamıyla yitirmiş, partinin kesinlikle belini doğrultamayacağını sanıyor. Orada olan bir gücü de tasfiye ederek , ortada bir şey bırakmayıp kendine haklılık yaratmaya çalışıyor. Onun için de IKP ile çatışmaya balıklama giriyor. Hiçbir tedbir olmadan diğer güçleri de çekerek tasfiye etmek istiyor. TC’nin, KDP'nin IKP'nin istediği de budur, güçlerimizin o alana çekilerek işlerinin bitirilmesi. Yani Selim adeta KDP'nin bir adamı gibi hareket ediyor, çok tehlikeli bir durum yaratıyor, o zaman Ebubekir arkadaşlar erken ulaşarak müdahale ediyor, büyük bir felaketin önüne geçiyor. Yoksa gerçekten güçlerimizin tümü orada tasfiye edilecek. Gerçi o çatışmalarda sekiz arkadaşımız şehit düştü. Bunlardan birisi Ozan Sefkat arkadaş. O arkadaş değerli bir arkadaştı. İki arkadaş çatışmada şehit düşüyor, üç arkadaş Agit arkadaşları karşılamaya gönderiliyorlar, çatışmalar, komplolar, yollarda pusular var. Bu durumlara düşmemeleri için gönderiliyorlar. Bu üç arkadaş bir köye gidince IKP tarafından şehit ediliyorlar. Dolayısıyla Agit arkadaşların haberi olmuyor ve onlara da pusu atılıyor. Aslında bir tekinin bile kurtulmaması gerekir. Pusuya düşüyorlar, çatışma çıkıyor ve üç arkadaş da burada şehit düşüyor. Normalde o pusudan tek bir arkadaşın sağ kurtulmaması gerekir. Daha sonra IKP Haftanin'den kaçtı. Arkadaşlar biraz müdahale edip, gelişmelere yön verince, IKP orayı bırakıp kaçtı. Selim de çatışmayı bilinçli yapıyor, güç tasfiyedir, adeta 'Ne yaptıysam yaptım. Benden hesap sorarlar. Biran önce kaçıp kurtulayım.' diyerek gidip TC'ye teslim olur. Zaten bağlantılarını da önceden kurmuş. Pervari'de Durmaz Ağa diye biriyle bağlantı kuruyor, o da onlarla bağlantı kuruyor. Gidip teslim olacakken Abbas arkadaş Kuzeyde yakalıyor ve getiriyor. Yoksa teslim olacak. Selim 84-85 pratiği olumsuz olduğu, tasfiyeye doğru gidildiği, her şeyi bitirmeye çalıştığı, her şeyin sorumlusu olduğu için kendisini kurtarmaya çalışıyor. Başka bir kurtuluş yolu da göremiyor. Selim Haftanin'den sonra önderlik sahasına gönderildi.

Bu dönemde bütün gidişatlara karşı Parti Önderliği tehlikeyi görüyor ve bunun önüne geçmek için merkeze yoğun talimatlar, uyarılar, eleştiriler gönderiyor. Fakat merkez bunu ciddiye almıyor. Parti Önderliği bu durumu görünce, sık sık kadrolara hitap eden talimatlar gönderiyor. Bu talimatlar güçlere ulaşınca kadrolar Partiye, taktiğe sahiplik yapmaya başladılar. Görünmemiş bir olaydır burada yaşanan. Merkez savaşın, Partinin başından alınıyor, savaş doğru bir rotaya giriyor, Parti tasfiyeden kurtuluyor. Taktik hatta doğru bir yaklaşım gelişiyor. Bu da bütün olup bitenlerin sorumlusunun merkez olduğunu çok açık ortaya çıkarıyor. Parti Önderliği merkezin görevi olduğu için önce merkezi uyarıyor, daha sonra merkez doğru hatta gelmeyince, kadroları uyarıyor, 'Parti tehlikede, kadro Partiye sahiplik yapmalıdır.' Şüphesiz bunlar kadroya ulaşsa, kadro biraz harekete geçerse, merkez de aymazlığından uyanabilir. Fakat merkez bunun önünü de bilinçli olarak kapatıyor, tutuyor, engelliyor. İşte buda merkezi görevden alıyor. Devrime, halka, Partiye duyulan sorumluluğun gereği bu karar alınıyor. Eğer devrime bağlılık, devrim, örgüt yaşanmazsa elbette ki böyle bir karara varılmaz. İşte burada Parti Önderliğinin hem Parti, hem halkımız, hem devrimimiz için belirleyici rolü ortaya çıkıyor, ispatlanıyor. Bakıyoruz, her dönemde yaşanan baş aşağı gidişte Parti Önderliği'nin müdahaleleri ve Partiyi buradan çıkarması var. Sadece çıkarmakla kalmıyor, bir de hamle yapıyor. Karşı- devrim hamlemize hamleyle cevap veriyor, Parti Önderliği buna karşı yeni bir hamle başlatarak karşılık veriyor. Ve PKK'yi böyle geliştiriyor. 1985'in sonuna geldiğimizde yaşanan durum budur. Yani örgütün, silahlı mücadelenin neredeyse tasfiye olacağı bir durum var. Merkezin hemen hemen tüm üyeleri, III. Kongre için bu sahaya çekilir.

Bu arkadaşlar Önderlik sahasına hem Kongreyi aktarmak, hem de olup biteni aydınlatmak amacıyla çekiliyor. Merkezden sadece Agit arkadaş ve kadrolar Ülkede kaldı. Bu olumsuz gidişi durdurmak için Agit arkadaş Gabar'da yoğun çaba gösterdi. Agit arkadaş, 85'ten 86'ya girerken, Parti Önderliği'nin talimatlarıyla yeni bir hamle başlattı. Gerilla hamlesini yaparak, baş aşağı giden süreci tersine çevirmiş ve yeni bir gelişmenin tohumlarını, adımını atmıştır. 85 kışında, baharında yoğun bir eylemlilik giderek kadroda ve halka güveni yeniden doğurmuştur. Partiye, kendine bir güven gelişir. Bu Uludere de giderek daha güçlü eylemlerin gelişmesine yol açar. Agit arkadaşın başlattığı bu hamle daha işin başındayken, arkadaş şehit düşer. Gabar’da 28 Martta. Arkadaşın şahadeti mücadelemiz açısında büyük bir kayıptı. Gerçekten taktik hatta giren, taktiği yakalayan, taktiğin gereklerini yerine getiren, denilebilir ki taktik önderlik düzeyinde tek arkadaştır. Eğer mücadele yenilgiye gitmediyse, 86'da tekrar taktiğe yaklaşım gerçekleştiyse, Agit arkadaş sayesinde gerçekleşmiştir. Agit arkadaşın şehadetini radyo verdiğinde Fatma denen unsur şunu söylüyor, 'Bir Agit vardı, o da gitti. Şimdi ne yapacaksın?' Fatma'ya göre artık iş bitmişti, PKK denen olay son buluyor. Sadece Fatma açısından değil, birçok güç açısından öyle. Yani, PKK artık tasfiyenin eşiğindedir, bir daha belini doğrultamaz. Fatma Parti Önderliği'nin Agit arkadaşa değer verdiğini, güvendiğini biliyor. Taktiği ülkede oturtmaya çalışan tek arkadaş olduğunu, Önderliğe en özlü yaklaşan arkadaş olduğunu, adeta Parti Önderliğinin tek güvencesi olduğunu biliyor. Fatma bu arkadaşın şehadetiyle havalara uçuyor. Parti Önderliği'nin arkadaşın şehadetine çok üzüldüğünü de görür ve buradan yüklenmek istiyor.

O dönemde, bin bir emekle eğitilen, donatılan, ülkeye sokulan arkadaşların bir kısmını kaybetmiştik, az bir kısmı kalmıştı. Şahadetler, tek tük de olsa kaçmalar, kalanlarda büyük bir yılgınlık ortaya çıkmıştı. Ama Agit arkadaşın o hamlesi, var olan gücü ayağa kaldırdı. 86 eylemlilikte olumlu bir gelişimin yaşandığı yıl oldu. Taktik dışlıktan, taktiği yakalamaya doğru bir geçiş oldu. Bunun Agit arkadaşın başlattığı bir süreç olduğunu bilmek gerekir.

CEMİL BAYIK (HEVAL CUMA)

10.BÖLÜM

 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

PARTİ TARİHİ (1.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (2.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (3.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 4.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 5.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 6.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 7.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (8.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (9. BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 10.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (11.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 12.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (13.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 14.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 15.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ 16.BÖLÜM

PARTİ TARİHİ (17.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (18.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (19.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (20.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (21.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ (22.BÖLÜM)

PARTİ TARİHİ 23.BÖLÜM (SON)