JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)
JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)
0 Yorum
14-09-2021

TIP BİLİMİNİN KADINLARDAN ÇALINIŞI:

Tarihsel süreç antik kültürlerin hastalıkları sağaltıcı “bilge” kadınlarından ve “hekim kraliçelerinden Ortaçağ’ın “cadı” avlarına ve baştan çıkarıcı “sarı kızlara” dönüştürüldüğünün tanığıdır. Mezopotamya’da hekimliğin, tapınak okullarında yetişen başlıca üç rahip sınıfı tarafından yapıldığı bilinmektedir. Bunlardan BĀRŪlar falcılık yoluyla hastalığın prognozu konusunda kehanette bulunanlar; ASŪ'lar bitki, maden, hayvan kaynaklı ilaçlarla hastalığı tedaviye çalışanlar; ĀSİPŪ'lar ise büyücülük, üfürükçülük gibi yöntemleri kullananlardır. Mezopotamya tıbbında farklı mesleki statülere sahip hekimler arasında A.ZU adıyla tanınan kadın hekimlerin görev yaptığı bilinmektedir4. Hattuşa (Boğazköy)’da bulunan arşiv tabletlerden edinilen bilgilere göre Hititlerde hastalık patogenezinin açıklanmasında sihir büyünün yanı sıra doğal etkenlerin de yer aldığı; falcılık-kehanet gibi yöntemleri kullananlara AZU, ilaçla tedavi yapanlara A.ZU denildiği, SAL A.ZU adıyla anılan grubun ise kadın hekimleri tanımladığı anlaşılmaktadır. Gebeleri izleyen, doğumları yaptıran ve bebeğin sağlıklı gelişimi için dua eden ebelere ise SAL Hasnupala adı verildiği bilinmektedir. Hitit doğum geleneklerini gösteren Papanikri Rituali adlı metinde Hitit kadınlarının doğum yapmak için gittikleri doğum evinde özel bir doğum sandalyesine oturtuldukları, doğum sırasında bu sandalye kırılırsa uğursuzluk saydıkları için doğum yerinin değiştirildiği anlatılmaktadır.

Ön Asya uygarlıklarında bakım ve tedavi yürüten kadınların yanı sıra Kraliçelerin de sağlık hizmetleriyle yakından ilgilendikleri ve adeta sağlık tanrıçaları olarak algılandıkları dile getirilmektedir. Bunlar arasında Kraliçe Şubad (İÖ 3000-Ur), sevgi-şifa ve doğum tanrısı olarak bilinen Sümer Kraliçesi İnanna (İÖ 2300), Mısır Kraliçesi Polydamna, Kraliçe Hatşepsut ve Kleopatra (İÖ 100) sayılabilir. Kadınların bitkiler konusunda çok fazla bilgiye sahip olması ve bitkilere yükledikleri tıbbi büyüsel anlamlar mitolojik dönemin temel özelliklerinden biridir. Menstruasyon, gebelik ve doğum süreçlerinde kullanılan pek çok bitkinin yanı sıra tanrıların ve tanrıçaların çoğunun şifa verme gücüne inanılıyordu. Örneğin Troyalı Helen (İÖ 2000) bitkilerden ilaç yapmasıyla ünlü idi; Afrodit, Artemis ve Hera doğumun, Hekate çocuk hastalıklarının, Athena körlüğün, Persephone diş ve göz hastalıklarının, Eileithyia ise ebeliğin tanrıçaları olarak kabul ediliyordu. Ancak en çok bilinen hekim tanrı, adına üçyüzden fazla tapınak kurulmuş olan erkek Asklepios idi. Sağlığı sembolize eden kızı Hygieia ve düş yorumcusu oğlu Telesphoros ikinci derecedeki tanrılardı. İÖ yedinci yüzyıldan başlayarak kadının şifacılığına olan saygı giderek azalmış ve erkek hekimler dönemi başlamıştır. İÖ üçüncü yüzyılda Atina yasalarına göre hekimlik mesleği kadınlara yasaktı. Bu yasağa ilk karşı gelen ve Antik Yunan’da ilk kadın hekim olarak tarihe geçen Agnodice, İskenderiye Okulu’nda Herophilus’un öğrencisi olarak tıp eğitimini tamamlamış ve kadın hastalıkları alanında hekimlik yapmak üzere Atina’ya gelmiştir. Mesleğini uygulayabilmek için kendisini erkek olarak tanıtmak zorunda kalmış, kısa zamanda büyük bir ün kazanmıştır.

Kadın hastalar tarafından çok sevilen bu genç hekimin gerçek kimliği konusundaki dedikodular ve meslektaşları tarafından kıskançlıkla karşılanması yüksek mahkemede yargılanmasına neden olmuş, kadın olduğunu açıklaması üzerine yasalara karşı geldiği için cezalandırılması gerektiği öne sürülmüştü. Atinalı kadınların mahkemeye gelerek hemcinslerini savunmaları, kendilerine ilgi ve şefkat gösteren Agnodice’in yargılanmak yerine ödüllendirilmesi gerektiğini öne sürmeleri hem onun beraatını sağlamış hem de kadınlara hekimliği yasaklayan yasaların değiştirilmesine yol açmıştır. Bu olay belki de başarıyla sonuçlanan bilinen ilk feminist eylem olarak nitelendirilmektedir.

Hipokrat Andı;

“ Şifa verici Apollon ile Asklepios, Hygeia ve Panacea ve bütün diğer tanrı ve tanrıçalara ant olsun ki elimden geldiği ve aklımın erdiği kadar bu yemini bütünü ile yerine getireceğim. Tıp hocamı anam babam kadar aziz tutacağım, elimdeki ve avucumdakini onunla paylaşacağım. Eğer bir ihtiyacı olursa yardımına koşacağım, oğullarına kendi kardeşlerim gözü ile bakacağım. Eğer isterlerse bu sanatı ücretsiz ve kendilerinden hiçbir karşılık beklemeden öğreteceğim. Öncelikle kendi oğullarıma, sonra hocamın çocuklarına ve nihayet tıp yasası uyarınca yazılı taahhüt ve andı ile beni hocalığa seçen talebeme ve yalnız bunlara mesleğimi öğreteceğim. Elimden geldiği ve aklımın erdiği kadar bu sanatın kaidelerini şifahi ve hasta başında dersler ile öğreteceğim. Gücümün yettiği, aklımın erdiği kadar hastaların tedavi ve perhizlerini onların menfaatlerine uygun olarak idare edeceğim. Bütün fenalıklar ve adaletsizliklerden kaçınacağım. Ne isteyenlere, ne de kendiliğimden kimseye zehir vermeyeceğim gibi kadınlara da çocuk düşünmek için vasıtalar temin etmeyeceğim. Hayatımı saffet ve samimiyet içinde sanatımı icra ederek geçireceğim. Mesaneden taş çıkarma ameliyesini yapmayacağım. Bu işi onunla meşgul olanlara bırakacağım. Girdiğim her eve ancak o evdeki hastaların faydasını temin için gireceğim. Her türlü fena ve ahlak bozan hareketlerden kaçınacağım gibi kadın ve erkek, hür veya esir hastaları iğfalden kaçınacağım. Gerek sanatımın icrasında, gerekse sanatın icrası dışında görüp işittiklerimden açıklanmasına lüzum olmayanları sır olarak saklamayı bir ödev bilerek ifşa etmekten sakınacağım. Eğer bu yemin ve taahhüdü bozmadan yerine getirirsem hayattan ve sanatımdan alacağım zevk ve insanlar arasında göreceğim saygı ve riayet bana helal olsun. Eğer bu yemini tutmazsam veya yalan yere yemin etmiş isem hayat ve sanattan alacağım zevk bana haram olsun, insanlar arasında şeref ve itibara erişmeyeyim.

İkinci örnek ise, İS birinci yüzyıla ilişkindir; orijinal nüshası Floransa’da bulunan ve Metrodora tarafından yazılmış olan uterus, mide ve böbrek hastalıkları konusundaki kitap, bir kadın tarafından yazılmış en eski el yazması eser olma niteliğini taşımaktadır. Ancak bu kitap yazıldığı dönemde erkek Metrodorus’a atfedilmiş ve yüzyıllar boyunca öyle tanınmıştır. Roma’da daha askeri hastahaneler öne çıkarken siviller için ilk hastane M.S 4. yüzyılda Fabiola adında bir kadın tarafından Roma’da kuruldu. Salerno Okulu onüçüncü yüzyıla kadar parlak dönemini sürdürmüştür. Kadın hekimlerin hocalık yaptığı bu okuldan bilinen kadın hekimler “Obstetrik Ebelik” kitabının yazarı Trotula ile birlikte Abella, Rebecca ve Constanza’dır. Tıp ve hukuk eğitiminin standardize edilmesi, hekimlik yapacak kişilere eğitim ve diploma zorunluluğu getirilmesi olumlu bir gelişme olmakla birlikte, tıpta okullaşmanın kadınlar açısından sonuçları

Salerno Okulu dışında hiç de beklenildiği gibi olmamıştır. Çünkü kadınların üniversiteye girme hakkı yoktur. Oysa öteden beri doğum, lohusalık, gebelikten korunma, kürtaj gibi kadının üreme döngüsüyle ilgili uygulamalar kadınların denetiminde, yardımlaşma ve kuşaktan kuşağa bilgi-deneyim aktarımı biçiminde işlerliğini sürdürmüştü. Ondört-onyedinci yüzyıllar arasında üreme sağlığına ilişkin bu denetiminkadınlardan erkeklere geçtiği ve tıbbın erkek egemenliğinde bir meslek haline geldiği görülmektedir.

Batı Ortaçağ toplumu birbirine denk düşen üç hiyerarşiyi barındırmaktaydı; halk üzerinde kilisenin, kadın üzerinde erkeğin ve köylü üzerinde toprak sahibinin egemenliği. Kadın-ebe-sağaltıcı ise bu üç hiyerarşiye meydan okumakta, kilise dışı bir alt kültürü temsil etmekte, bir azınlık grubunun sahip olduğu potansiyel gücü simgelemekte ve bu nedenle de kurulu düzen için bir tehdit oluşturmaktaydı. Kilisenin savı, bilge kadınların (“kocakarılar”) ve “cadılar”ın hastalıkları iyileştiremeyeceği ya da hastalık tedavisinin kendi başına kötü bir şey olduğu değil, “bu kadınların başarısının şeytanla işbirliğinin bir sonucu olduğu, çünkü bu işbirliğinin kadının doğasına içkin bir özellik olduğu” biçimindeydi. 1563’te yayımlanan Malleus Maleficarum (Cadı Balyozu) adlı ünlü Ortaçağ cadı avı metninde “Katolik inancına ebelerden daha fazla zarar veren kimse yoktur, eğitim görmemiş bir kadın sağaltıcılığa kalkışırsa cadı olduğuna hükmedilir ve öldürülür” denilmektedir. Öldürülmeliydiler, çünkü şifa dağıtan bilge kadınlar ve ebeler birer uygulamacıydı; inanç dünyasının sabır ve acı çekme öğüdü veren duaları ile kilisenin uhrevi öğretilerinden uzak duruyor, deneme-yanılmalarla yüzyıllar içinde edinilmiş empirik bilgi birikimini kullanıyor ve neden-sonuç ilişkilerine önem veriyorlardı11, 12. Osmanlı’nın aşıcı kadınları çiçek geçiren çocukların irinlerinden aldıkları aşıyı çiçek geçirmemiş çocukların kol ya da bacaklarını çizerek üzerine koyuyor ve bir ceviz kabuğuyla kapatıyorlardı. Bu yöntemle aşılanan çocuklar çiçek hastalığını çoğunlukla daha hafif atlatıyorlardı.

İşte Lady Montagu bu usulü Avrupa’ya yazdığı mektuplarda anlatarak aşının oralarda da uygulanmasını sağladı. Bu aşı, içinde bazı komplikasyonları barındıran ancak o günkü şartlar altında belli bir oranda koruyuculuğu da olan bir aşıydı. Tıbbın, erkeklerin tekelinde profesyonel bir meslek haline gelmesi ve tıp diploması olmayanların mesleği icra etmelerinin yasaklanması ile birlikte kadın ebelere karşı düşmanlığın bu şekilde yoğunlaşması hiç de şaşırtıcı değildir. Tıbbın profesyonelleşmesini Kilise'nin sıkıca denetlediğini görüyoruz. Ortaçağ Cadı yargılamalarında kilisenin başvurduğu 'uzman' erkek doktordur; cadı olarak kimin yakılacağına o karar verir. Gene Malleus Maleficarium, cadı avında doktorun rolünü açıkça belirlemekte ve doktorluk statüsü ile formel Tıp eğitimi almış olmayı birbirine bağlamaktadır: 'Eğitim görmemiş bir kadın, sağaltıcılığa kalkışırsa cadı olduğuna hükmedilir ve öldürülür.' Ondokuzuncu yüzyılda tıbbın bilimselleşmesiyle başlayan süreç ise, profesyonelleşen “hemşireler” ve “kadın hekimler”e yönelik bir dizi uygulama, geleneksel şifacılığı sürdüren “ebeler”in dışlanması tıbbın ve tedavi etme işinin eril niteliğini sağlamlaştırmıştır.

Jinekoloji nedir ?

Yunanca gynaika (gyne) kadın anlamına gelir. Loji bilim anlamındadır. Jinekoloji jadın üreme organları ile ilgilenen bilim dalıdır. (İngilizce: gynaecology veya gynecology). Jinekoloji Türkçe karşılık olarak 'kadın hastalıkları' şeklinde kullanılır. Jinekolojinin karşıtı androloji yani erkek üreme organları ile ilgilenen bilim dalıdır. Jinekoloji konusunda uzman doktorlara jinekolog denir. Jinekologlar sadece jinekoloji yani kadın hastalıkları ile ilgilenemezler aynı zamanda doğum bilimi (obstetrik) ile de ilgilenirler. Bu iki bilime birden kadın hastalıkları ve doğum (obstetrik ve jinekoloji) denir. Jinekoloji kadın üreme organları patolojilerini içerir. Jinekoloji kadın bedeninin fizyolojik işleyişine daha çok da doğurganlık özelliklerine odaklanan tıbbi bir bilimdir. Kadınların üremelerini denetim altına alan modern doğum kontrol yöntemleri, kadın bedeni üzerindeki denetimi artıran jinekoloji, kadın sağlığıyla ilgili boyutta değil, kadın bedeninin aşırı düzeyde tıbbileştirilmesine yol açmıştır. Üreme teknolojilerindeki mevcut durum, birçok farklı toplumsal özne arasındaki mikro-pratiklerin, mücadelelerin, taktik ve karşı-taktiklerin etkileşiminin bir sonucudur. Doğumun tıbbileştirilmesi sürecine ve anneliğin söylemsel kuruluş mücadelesine katılan farklı özneler arasında sadece tıp otoritelerini saymak yetmez, buna hukuk, din, aile planlaması uzmanları, sigorta ve ilaç endüstrisi, kadın sağlığı hareketi, sosyal refah aygıtının profesyonellerini de eklemek gerekir.

Kadınların menopoz konusu bugüne kadar en az çalışılan konulardan biri iken, penis sertliği, penisin büyümesi ve işlevinin arttırılması tıp biliminin özellikle son yıllarda en önemli konularından biri oldu, oluyor. Oysa kadınlarda hormonal ve biyolojik değişime yol açan, menopoz süreci üzerinde çok az duruldu. Zaten kadınların biyolojik üretkenliğini bitiren bu olay, üreme temelli toplumun nasıl meselesi olabilirdi ki? Gerçeği yansıtmayan değerlendirmeler, kadınlara bu süreci rahat atlatmalarını sağlamak yerine, bu dönemde cinselliğinin bittiği türünden safsataların da beslenmesine yardım etti. Ne de olsa, öncelikle erkeğin hizmetine sunulan tıp biliminin daha önemli işleri vardı! Ne zaman ki kadınlar tıp alanına, sağlık alanına girmeye başladı, o zaman kadınların meseleleri daha derinden incelenmeye başlandı. Jinekoloji de doğum etkinliği üzerinden kadın bedeni ve cinselliğini denetime almaya çalışır. Gereksiz jinekolojik ve göğüs ameliyatları, meme kanserlerinde memenin tamamının alınması dışındaki alternatiflerin tartışılmaması gibi örnekler de tıbbın kadın bedenini işlevsellik kategorisinde nasıl cinsiyetsizleştirdiğini ortaya koymaktadır. Kadınlar eğitim almış veya eğitim almamış da olsalar, kendi bedenlerini tanımıyorlar. Bedenlerini medyanın ürettiği formlar, erkek egemen anlayış ve diğerlerinin gözünden tanımlamakta ve öğrenmekteler. Kadın bakışıyla sağlık bilgisine ulaşmakta güçlük çekmekte ve eksik / hatalı bilgi nedeniyle kadın olarak sağlık hakları doğrultusunda talep getirememektedirler. Gündelik yaşamda farkında olmadan bize dayatılan birçok uygulama var. Bedenlerimizle ilgili medya popüler, cinsellik satan imajlar dayatıyor; bu imajları yaşamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle jinekolojinin egemen ideoloji yönelimlerinden arındırılması ve kadın sağlığı merkezli değerlendirilmesi yoluyla jineoloji tarafından içerimlenmesi düşünülebilir. Kadınların kendi algılarına dayanarak, kadın bedenine karşı alışılagelmiş perspektiflere ve aynı zamanda farmakoloji endüstrisine ve erkek egemen jinekolojik yöntemlere karşı koymaya yönelik bir tutum oluşturmak gerekir. Kadınların kendi kendilerini nasıl jinekolojik muayene uygulayabilecekleri, jinekolojiye dair doğal tedavi yöntemleri ve kadın sağlığının psikolojik, sosyal, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla kadın sağlığı alanında da yeni arayışları, tıp alanında çalışma yürüten kadın hekimleri bu çerçevede yönlendirecek çalışmalar yapılması da jineoloji kapsamında ele alınabilecek konulardır.

Psikoloji;

Avrupa’nın en baskıcı dönemlerinden birinin “Victoria Dönemi” olduğunu görürüz. O dönemde toplum birçok şeye tepkiliydi. Onun hemen arkasından kadın hareketinin yükselmiş olması bir rastlantı değildir. Cinsellik o dönemin en hareketli konusuydu. Freud’un çalışmalarının I. Dalga kadın hareketinin yükseldiği zamana rastlaması tesadüf değildir. Freud’un, bireyin psikanalitik yorumlarını topluma kazandırmış ilk psikolog olmasına karşın, incelemelerinde genelde erkek çocuğu ve erkeğin gereksinimlerini ön plana aldığı görülür. Sigmund Freud, kadınları, penisleri olmayan erkekler olarak görmüş ve kadınların penis sahibi olamadıkları için erkeklere karşı bir kıskançlık beslediğini ileri sürmüştür. Freud, kadının erkek egemen toplumdaki eksikliklerin önemli bir kısmını psikolojik ve fizyolojik olarak tanımlar. Freudyen analizin kadını ‘eksik’ olarak tanımlaması da, bir Freud yorumu olan Lacan’cı psikiyatrinin iki cinsiyet varlığını ret edip, erkeği ve kadını da onun ‘ötekisi’ olarak değerlendirip ‘kadın yoktur’ demesi ve hatta varoluşçu felsefenin duayeni Sartre’nin Freudyen analizini takip ederek kadını erkek tarafından tamamlanacak bir boşluk, yarık olarak değerlendirmesi de fallus merkezci yorumlardır. Psikanaliz kadın erkek ayrımını psikolojik olarak açıklamaya çalışmaktadır.

Freud'un kadın ve erkeğin aile içinde rollerini belirlemek amacıyla yap- tığı deneysel çalışması daha da önemlisi çocuğun yetişme sürecinde geçirdiği cinsel kimlik sürecini betimlemesidir. Çocuğun karşıt cinsteki ebeveyne yönelik cinsel fanteziler ve bunların bastırılmaya uğramalarıdır. Bu Viktoryan burjuva evlerinde cinselliğin derin bir şekilde bastırılmasının bir parçası olarak açıklanmaktadır. "Penise, çocuğun cinselliğinin simgesi ve gelecekteki gücün kaynağı ya da kız çocukların durumunda ise güç yoksulluğu olarak da önem vermektedirler. Freud'a göre de, erkek üreme organı biyolojik bakımdan da kadın üreme organından üstündür. Feministler Freud'un görüşlerinin, libidonun eril olması gibi ön kabullerinin erkek yanlısı olduğuna inanmaktadırlar. Kadın psikolojisi hakkında Freudcu düşünceler karsı feminist itiraz bu görüşlerin açıkça erkek yanlısı oluşundadır. Millett’ın işaret ettiği gibi Freud, Aristo tarafından başlatılan ve kadınları eksik erkekler olarak gören kadın düşmanı batı felsefe geleneğini takip etmektedir. Karen Horney, Freud'un görüşlerini 'eril özseverlik' olarak nitelemekte ve onun görüşlerini eleştirmektedir: 'Psikanaliz, erkek bir dahinin yaratısıdır ve onun düşüncelerini geliştiren hemen hemen herkes erkektir. Bu nedenle 'kadın psikolojisi' şimdiye kadar sadece erkek bakış açısından ele alındı ve kadınların psikolojisi aslında erkeklerin arzu ve düş kırıklıklarının bir tortusunu oluşturur. Horney, asıl ihtiyacımızın kadın psikolojisinin otantik bir betimlemesini oluşturmak için 'bu eril düşünme tarzından' kendimizi kurtarmamız gerektiğini savunur.'

Shulamith Firestone 'Cinselliğin Diyalektiği' isimli kitabında, Freud'un salt bilimsel geleneğe uygun olarak ruhsal oluşumları toplumsal bağlamlarını hiç dikkate almadan gözlemlediğini savunmaktadır. Oedipus kompleksi ataerkil aile düzeninin egemenlik ortamında geçerlidir. 'Freud'un bu kompleksi ataerkil toplumdaki çekirdek ailede yetişen normal bireylerde görülen bir kompleks olarak gördüğünü, fakat ataerkinin çekirdek aile yapısında var olan eşitsizlikleri azdıran bir toplumsal düzen olduğunu unutmamız gerekir. Erkeklerin daha az egemen oldukları toplumlarda Oedipus Kompleksi'nin etkilerinin azaldığını gösteren bazı kanıtlar vardır. Ataerkil zayıflaması da birçok kültürel değişimlere yol açacağı anlamına gelmektedir. Erkek yanlılığın bir ifadesi penis kıskançlığıdır. Simone de B. bu nosyonu redderken derki “ bu çıkıntı kendi başına küçük ve zayıf et parçası kızlara ancak kayıtsızlık hatta tiksinti ilham edebilir. Oysaki feminisler penis kıskançlığını erkeğe tanınan satatülerin bır sembolık ifadesi olabıleceğini söylerler. Psikanalist yaklaşımı benimseyen feministler, bütün kadınları erkeklerden 'başka', ancak birbirine benzer olarak ele almaktadırlar. Farklı kültür, tabaka ve toplumlardaki kadınların yaşam deneyimleri, duygulan, değerleri ve psikolojileri arasındaki farklılıkları görmezlikten gelinmekte, bu farklılıkların bazen aynı toplumdaki kadın-erkek farklılığından bile daha belirgin olabileceği üzerinde durulmamaktadır. Terapi , krize müdahele ve yardımlaşma gibi bazı feminist uygulamalar, sanki toplumsal yaşam bağımsız ve tek başına bireylerin bir araya gelmesiyle oluşturmuş ve kişisel hamlelerle toplumsal değişimi sağlamak mümkünmüş gibi , birey üzerinde yoğunlaşır.(C.Mackkinon)

Jineoloji olarak bizim yaklaşımımız;

Psikanaliz aslında bizim de kullandığımız bir yöntem. Ama bizim çok köklü farklılıklarımız var. Çözümleme tarzımız bireysel değildir ve sorunlu olanı rahatlatmayı hedeflemez. Psikanalizin babası Freud toplamda 200 kişiyi çözümeleyip teorisini geliştirmiştir. Önderlik ise onbinlerce insanı çözümlemiştir. Biz de şimdi bu geleneği sürdürüyoruz. Kişinin içinde şekillendiği kültürden, kapitalizme, kaldığı alanlardan yaşına, sınıfsal karakterinden cinsiyetine kadar her ayrıntı ve farkı gözeten ve onları dönüştürmeyi hedefleyen bir çözümleme tarzımız var. yaptırım ve uygulama gücü var. üstelik de kolektif bir topluluk faaliyeti ile yapılıyor. Yani uzmanlaşmış ve sizi tanımayan biri değil, sizinle birlikte yaşamış ve yine birlikte çalışacağınız insanların yaptığı çözümlemelerdir. Jineoloji olarak bunu psikoloji yada psikanaliz olarak adlandırmasak da bizlerin bu yöntemi daha da derinleştirmek kadar sonuçlarını akademik verilere dönüştürmemiz çok önemli. Bu konuda eksik kalıyoruz. Oysa bu da kadın hareketi olarak bizim açımızdan çok önemli bir deneyimi ifade ediyor.

Etik-estetik:

Etik (ahlak bilimi); konusu ahlak kavramına yaklaşımımız temelinde ele alınacak bir konu. Bunu bilim haline getirmek aslında neye güzel ve iyi dediğimizin kriterlerini ortaya koymaktır. Bizim için her bilim alanı, yaşamın her alanında geçerli olan iyi ve güzellik ölçüleri. Mevcut bilimlerin temel sorunudur etik, siyasetin yada yaşamın her alanındaki çirkinliğin güzellik olarak, insanlığı iyiliği olarak yutturulamaması karşısında çok yoğun bir biçimde etik tartışmaları yürütülüyor.

Feministlerin bu konudaki görüşleri;

Tarihsel ve antropolojik çalışmalar kadınların erkeklerden farklı olarak tabi bulundukları belirleyici deneyim yapılarının pek çoğunun neredeyse evrensel olarak varolduğunu ortaya koydu. Kadınlar siyasal olarak eziliyorlar. Kadınlar toplumdaki siyasal iktidarda yer almıyorlar ve yaşamlarını biçimlendiren gerçekliklerin denetimini ellerinde tutmuyorlar. Neredeyse her yerde ve her dönemde kadınlar eviçi alana ait kabul ediliyorlar. Sanayi öncesi toplumlarda kamusal ile özel işgücü arasındaki ayrımın sanayileşmiş uluslarda olduğu kadar katı olmadığı doğru olsa bile, bilinen tarih boyunca kadınlar yine de özel alan ve eviçi işlerle -çocuk yetiştirmek ve annelik dâhil görevlendirilmişlerdir. Kadınların tarihsel ekonomik işlevleri kullanım için üretmektir, değişim için değil. Kullanım için üretmek, ailenin tükettiği maddelerin yaratımı anlamına gelir, satılan ya da değiştirilen malların değil; dolayısıyla soyut değer ya da değişim değeri değil, kendisi için üretilir- fiziksel değeri için. Kadınlar erkeklerinkinden farklı önemli fiziksel deneyimler yaşarlar. Bunların en önemlileri, bütün kadınların bir dönem yaşadıkları mensturasyon (âdet kanaması) ve pek çok kadının yaşadığı doğum ve süt vermedir. Son olarak, Freudcuların işaret ettiği gibi, çekirdek ailede çocuk yetiştirme süreci erkek ve kadınlar için çok farklıdır. Bu farklı koşullar altında yaşanan deneyimler özel bir bilincin, özel bir epistemolojinin, özel bir etik özel bir estetiğin oluşumuna yol açar. Bizim açımızdan etik yaklaşım aslında demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne bağlı olmak anlamına gelir. Biz her olayda, her bilimde, her yaklaşımda bu ilkelere göre bir yaklaşım belirlemeliyiz. Siyaset alanı demokratik ilkenin en fazla uygulanması gereken alandır. Sadece fiziki olarak siyaset içinde yer alıyor olmamız o siyaseti demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğünü esas alan bir çizgiye çekmez. Bunun için ilkeli olmak ve mücadele etmeye ihtiyaç var. Askeri alan için de bu geçerlidir. Herhalde bunu somut deneyimi ile en iyi bilen hareketiz. Ekonomi alanı için, diğer bilim alanları için de bu geçerlidir. Tıbbın etikten kopuşu bu gün tüm dünyada tartışılıyor. Bunun yarattığı sonuçlar ortada. Öyleyse bizler bu konularda da çalışmalar yürütmeliyiz. Kendi alternatif yaklaşımımızı hem mevcut olanın eleştirisi hem de kurumlaşma temelinde geliştirmeliyiz.

Robin Morgan; kadınların yeni fiziğin ortaya koyduğu dünya görüşüne uygun bir etiği yüzyıllardır geliştirmiş olmalarıdır: kadımlar ilişkisel ve çevresel bağlamlardaki kavramlar içinden bakarlar. Üstelik kadınlar yüzyıllardır insanlık değerlerinin muhafızlarıdırlar; onların birincil değeri, hayata saygıdır. Morgan bu etiğin modern dünyada yönetici ahlâk olması gerektiğine inanır.

Virginia Woolf; İnsan, bu dört büyük öğretmenden öğrenilen deneyimlere sadık kalmayı sürdürerek bu etiğe göre yaşayabilir. Yoksulluk, insana zenginlik biriktirmemesi gerektiğini öğretir, insan başarılı olabilir ama yalnızca bağımsız yaşayabilmek ve bedeni ile zihnini geliştirmek için gerekenleri tutmalıdır elinde. 'Daha fazlasını değil'. İffet, 'beyninizi para uğruna satmayı reddetmeyi', yoksa Woolf'un 'beyin zinası' olarak isimlendirdiği duruma düşüleceğini öğretir. İstihza, 'hünerlerinizi reklam etmenin bütün yöntemlerini reddetmeniz ve psikolojik nedenlerden ötürü, olay çapraşıklık ve ithamı, ün ve övgüye tercih etmeniz gerektiği' yolunda sizi uyarır. 'Size doğrudan önerilen nişanlar, rütbeler ya da dereceleri onları verenin yüzüne geri fırlatın'. Gerçek olmayan sadakatlerden özgür olmak, sonuçta faşist hedefler olan milliyetçilik, ırkçı şovenizm vb. şeyleri desteklemeyi reddetmek anlamına gelir. Virginia Woolf'un yıkıcı feminist etiği böyle bir şeydir: Faşist psikolojinin yıkılmasına adanmıştır. Feministlerin etik konusundaki değerlendirmeleri bizde daha geniş bir çerçeveye kavuşur. Ancak bizler de bazı konulardan muzdarip durumdayız bunları unutmayalım. Aslında kadın kurtuluş ideolojisinin ilkeleri de bizler açısından etik çerçevedir. Bunları tartışabiliriz. Maddiyatçılık, bireycilik karşısındaki tutum ilkeli olmaktır. Barışçıl olmak ama kendini savunmayı esas almak da ilkeli olmaktır. Sadece kadın olduğumuz için kendimize has bir ahlak sahibiyiz demek yetmez. Kapitalist modernite en fazla da ahlaksızlık üzerinden gelişen bir sistem, kendini korumak, ahlaki yaklaşımı geliştirmek için arınmamız, kendimizi şekillendirmemiz gereken çok yan var.

Önderlikten:

“Kadının doğallığı, doğaya yakınlığından ileri gelmektedir. Sırlı çekiciliği de anlamını bu gerçeklikte bulur”. Kadın kendi estetiğini ortaya çıkarmayı, erkek de kabalığını aşarak kendini yeniden terbiye etmesini bilmelidir. Güzel olan nedir? Güzel ilişki nedir? Sevgiye değer ve layık olan nedir? Daha çok sevilmesi gereken kimlik ve kişilik hangisidir? Bunları tartışabilmeliyiz. Sevgiye giden yolda kişilik ifadesi, onun estetik ifadesi, onun terbiyesi kendini kimde, nasıl belli ediyor? Sevgiye yol açan tutuma kim sahiptir? Bu derinleşmelidir. Güzelliği, daha iyi sevilebilecek olanı arayabilmeli, ortaya çıkarmalı ve geliştirmeliyiz. Saflarda kalış gerekçeniz, sevgi ve güzellik kaynağı olabilmektir. Hangi kız en çok sevilen kız olmalı, hangi erkek en çok sevilen erkek olmalıdır? Bu konuda yarış yapın, seminer verin, broşür ve kitap yazın, örnek alın. Sanıyorum ki, tespit edeceğiniz ilk saptamalar şunlar olacaktır; sanatın, edebiyatın görevi de budur güzelliği yakalayabilmek! Senin yalnız kendine kulköle ettiğin birine, biz güzel diyebilir miyiz? Bir erkeğin veya kadının kaprisleri altında boğulan bir ilişki, güzel bir ilişki olabilir mi? Olmaz! Güzelliğin içeriğinde toplumsallık vardır, kolektivizm vardır. Bütün yaşamı sosyal olarak ve estetik olarak siz belirleyeceksiniz. Ekonomik yaşamı, sosyal yaşamı, estetik yaşamı siz inşa edeceksiniz. Ve böylelikle biz vahşi erkekleri düzelteceksiniz.

Bana göre kadınla ya-şamanın estetik-güzellikle de ilişkisi vardır. Şimdiki yaşamın çirkinlik düzeyinin baskıyla ilişkisi olduğu için, sömürüyle i-lişkisi çok çarpıcı olduğu için, yaşamak isteyen kadının sa-natı-kültürü-estetiği kesin gözardı etmemesi gerekiyor. Fizi-ğinden tutalım düşünce güzelliğine, hitabından tutalım ruhsal aydınlığına kadar bir estetik kurama-ilkeye bağlı olması ge-rekir. Kadın ayrıca ahlaki ve politik toplumun asal öğesi olarak özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme ışığında yaşamın etiği ve estetiği açısından da hayati rol oynar. Etik ve estetik bilimi kadın biliminin ayrılmaz parçasıdır. Yaşamdaki ağır sorumluluğu nedeniyle kadının tüm etik ve estetik konularda hem düşünce hem uygulama gücü olarak büyük açılım ve gelişmeler sağlayacağı tartışmasızdır. Kadının yaşamla bağı erkeğe göre çok kapsamlıdır. Duygusal zekâ boyutunun gelişkinliği bununla ilgilidir. Dolayısıyla yaşamın güzelleştirilmesi olarak estetik, kadın açısından var oluşsal bir konudur. Etik (Ahlak teorisi, estetik = güzellik teorisi) açıdan da kadının sorumluluğu daha kapsamlıdır. İnsan eğitiminin iyi ve kötü yönlerini, yaşam ve barışın önemini, savaşın kötülüğü ve dehşetini, haklılık ve adalet ölçülerini değerlendirme, belirleme ve kararlaştırmada kadının ahlaki ve politik toplum açısından daha gerçekçi ve sorumlu davranması doğası gereğidir. Tabii erkeğin kuklası ve gölgesi kadından bahsetmiyorum. Söz konusu olan özgür, eşit ve demokratikleşmeyi özümsemiş kadındır.

Genelgeden:

Yaşamın güzelleştirilmesi ve özgürleştirilmesi olarak estetik ve etik, kadın açısından varoluşsal bir konudur. Özgürlük estetik ve etikle ilkelere ve biçimlere kavuşur. Kimlik bilinci temelinde etik ve estetik değerlerin işlevini daha iyi kavrayan kadın, ilk başta kendisi ile bir uyumu, dengeyi sağlar. Bu anlamda güzellik kavramını kadın açısından tüm cinsiyetçi tanım ve sıfatlardan arındırarak yeniden tanımlayabilmelidir. Özün biçim ile bütünleşmesi ve kendisini güzel düşünce, güzel söz ve güzel davranış halinde ortaya koyması kadın için en büyük hakikat arayışı ve mücadelesini ifade etmektedir. Güzel düşünmenin kaynağı felsefedir. Felsefe duygusal zeka ile analitik zekanın uyumlu ve dengeli birlikteliğini sağlayacak bütünlüğü ve esnekliği ifade etmektedir. Kadın için felsefenin sadece bilgi sevgisi değil, aynı zamanda güzellik kaynağı olarak tanımlanması bu anlamda önemlidir. Bu gün kapitalist modernitenin kozmetik ve moda endüstrisindeki yatırımcıları kadın bedenini kadavralara bölerek her parçasına bir değer biçmektedir. Filmlerde, televizyonlarda ve reklamlardaki görüntüler kadının bir meta olarak çirkince kullanımın sonucudur. Jineoloji tüm bu sorunlara eğilerek kadın etik ve estetik kuram ve örgütlenmeler temelinde çözüm gücünü de açığa çıkaracaktır.

Lipps, estetiği şu şekilde temellendirmektedir;

“Estetik güzelliğin bilimidir; bu, çirkinin bilimini de kapsar. Bir obje, bende özel bir duygu, güzellik duygusu diyebileceğimiz bir duygu uyandırdığı ya da uyandırmaya etkili olduğu için ‘güzel’dir. Estetik, bu etkinin özünü tesbit etmek, çözümlemek, nitelendirmek ve sınırlamak ister. Bu görev bir psikolojik ödevidir. Buna göre, estetik de bir psikoloji disiplinidir. Shulamith Firestone gibi Covina da, içinde 'hiçbir sanatın olmadığı' bir kadın ütopyası düşler. Onun yerine, sanatı yaşayacağız. 'Eski anaerkil kültürlerde, dünyayı algılamanın estetik, tinsel, duyusal ve pratik yolları henüz birbirlerinden ayrılmamıştı ve nitelenmemişti, öylesine ki, örneğin komünün su kaynağına yapılan bir ziyaret, aynı zamanda günlük bir uğraş, toplumsal bir olay, estetik ve duyusal bir zevk, ruhsal bir olumlama deneyimi -bunların tümü birden olabilirdi'. Estetik bir algı oluştururken, etiksel değerlerdeki çelişkiye bakarız, sorgularız ve estetik bir arayışa gireriz. Kendi yaşantımızı temellendirmek ve şekillendirmek için etik ve estetikten yola çıkarak neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar vererek yaşamımızı ideal olan ölçülerde kurmak isteriz. Güzelliğin aranması olarak tarif edilir estetik. Etikte de iyi ve doğru olan aynı zamanda güzeldir de... Güzel olan ise doğru ve iyi olandır. Joseph Campbell, Bati Mitolojisi adli kitabinda erkek egemen kültürün kadına ilişkin tanımlamalarına yer verirken bunları şöyle sınıflandırır: Form güzelligi-Afrodit, evlilik yatağına sadakat ve saygı-Hera, mükemmel erkeklere esinleme yeteneği-Athena, kalıplaşmış kadın tiplerini gösteren pozlar dingin anne-Madonna, cinsel nesne-Venüs, su perisi olarak sıralar.

Masallarda kusursuz bir güzelliğe sahip olarak kurgulanan kadın imgesi vardır. Çirkinlik ve güzellik oldukça keskin hatlarla ortaya konulur. Yine toplumsal cinsiyet bağlamında geleneksel kadın rolü pekiştirilir. Örneğin masallarda 'çirkin' olarak gösterilen kadınlar genelde büyücüler, cadılardır ya da 'kötü' kalpliyse erkekler tarafından 'seçilmeyen' ve beğenilmedikleri için 'evde kalmış' kadın statüsünde ele alınırlar. Çirkin olarak tarif edilen bu kadın tiplemesinin aksine güzel olarak tanımlanan kadın ise beyaz atlı prensini beklemektedir. Estetik cerrahinin dünya genelinde bu kadar yaygın bir sektör haline gelmesini başka nasıl açıklayabiliriz ki? Kesinlikle bunu da toplumsal cinsiyetçiliğin emperyalist yayılmacılığı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü estetik cerahhi o kadar da masum bir güzellik arayışı olarak ele alınamaz. Bu alan, kadınların ataerkil cinsiyet rejiminin ideolojik normlarına göre yeniden yapılandırılmasının alanıdır. Kime güzel deriz. Eğitimde kendisini iyi ifade edene, savaşta insiyatifli olana, pratik işlerde becerikli olana hayranlık yada ince belli, alımlı erkeklerin hayran olduğu kadına gıpta ile bakmak. Güzel olmaya çalışırız. Nasıl güzelleşiyoruz. Kendini güzel buluyor musun? Kim güzel buluyorsun? Kimlere hayrandın Yaşam güzellik katmak? Yaşam nasıl güzellik katılır. Dedikoduculuk negatif üslup güzelliği çirkinleştirmez mi? Falan arkadaş çok güzel yazı yazıyor. Yazıyorda ne oluyor yaşamı belli. Sanki biz onun daha önceki pratiklerini bilmiyoruz. Güzel olan bir şey bırakmayan dil.

Demografya;

Nüfus konusunu önderlik hep kadın-erkek ilişkileri, cinsellik ve üremeye yaklaşım çerçevesinde ele alır. Yani biz feministler gibi sadece kürtaj hakkı, hiç çocuk doğurmama, yapay döllenme, aile kurumunun tümden ortadan kalkması gibi ele almıyoruz. Doğum ve üreme konusu ataerkil toplumla birlikte bir iktidar alanına dönüşür hanedanlık kültürü ki Ortadoğu bu kültürü en fazla yaşayan ve yaratan alandır çok erkek çocukla sürdürülen bir iktidar sistemidir. Bunun dönüşümü için cinselliğin doğru tanımlanması, kadının yaratıcılığını sadece bununla sınırlayan eril anlayışla mücadele gerekiyor. Bu mücadeleyi öyle kendi dışımızda görmeyelim biz ne kadar kendimizin bu konuları aştığımızı iddia etsek de önderlik cezaevlerinden gelen mektuplar üzerinden bir çok arkadaşta yaşımız geçiyor, çocuk sahibi olamayacağız endişesinin yaşandığına dikkat çekmişti. Bilindiği gibi bizden kaçan, kararsız düşen kimi kadınlarda da bu eğilim vardı. Şimdi bu konuda en iyi olması gereken bizlerde bile bu anlayış yaşanıyorsa demek ki “geride bir şeyleri miras bırakma” denilince bir kadın için hatta erkek için de bir çocukla genetik yapısını miras bırakma kültürü felsefik olarak sorgulamayı gerekli kılıyor. Yoğun bir mücadele gerekir. Yaşamımızı ve her gün askeri, siyasi, ideolojik, sosyal, kültürel alandaki yaratımlarımızı bunun yerine koyabilecek bir anlayışı yaratmamız gerekir. Toplumda da bunun mücadelesini vermek, bilinç yaratmak önemlidir. Ne kadar genç kızı eğitebilir, bilinçlendirirsek bu konuda o kadar fazla mesafe kat etmiş oluruz. Kadınların evliliğe mecbur kılınmasının önünü alacak alternatifler. Kadınların yeteneklerini, kişiliklerini özgürce geliştirecekleri alanların açılması. Belki erkeklerinde eğitilmesini buna dahil etmek gerekir. Elbette karşısında mücadele edilmesi gereken çok şey var. Hiçbir canlıda olmayan biçimde tahrik edilen cinsellik ki bu cinsellik erkeğin cinselliğidir. Pornografi tam bir terör faaliyetidir. Erkekler daha çocuk yaştan itibaren kadınları bu pornografiden tanıyorlar. Orada da kadınlar aşağılık, insanlıktan çıkarılmış, köle-azgın- aciz-suçlu-hayvan-çocuk gibi tanımlanır. Tecavüz kültürünü geliştiren de erkeklerin kadın yaklaşımını da belirleyen bu korkunç pornografi gerçeği de teşhir edilmesi, karşısında mücadele edilmesi gereken bir olgudur. Üstelik artık pornografi müzikte, sinemada, dizlerde açıkça sürekli insanları buna teşvik etmektedir.

Robin Morgan: pornografi teori, tecavüz pratiktir diyor.

Erkekler kendi kafalarındaki kadın imajıyla cinsel ilişkide bulunur diyor C. Mackinnon. Kadın erkek ilişkilerinde yaşanan bunca cinnetlik durumda bunun çok büyük bir payı var. Ailecilikle de bu kurumu ne kadar yapabiliriz bilmiyorum ama demokratikleştirme temelinde bir mücadele gerekiyor. Önderlik “Kadının aşağılanması, eşitsizliği, çocukların eğitimsizliği, aile kavgaları, namus sorunu hep ailecilikle bağlantılıdır. Adeta iktidar ve devlet içi sorunların küçük bir maketi aile içinde kurulmuş gibidir. Aileyi çözmek iktidar-devlet-sınıf ve toplumu çözmek için şarttır” diyerek konunun önemini ortaya koyuyor. Bu mücadelenin de bir zihniyet, öz savunma, eğitim, örgütlenme çalışması olması gerekir. Belki de en fazla etkisiz kaldığımız alanlardan birini oluşturuyor. Etkin olduğumuz halde aile içi bir çok konuda müdahil olamadığımız, sorunları çözemediğimiz bir çok alan var bunlardan en somut örnek maxmur. Ancak karşımıza çıkacak bir alan. Tartışmamız gerekiyor.

Toplumsal cinsiyetçiliğin bir yan kolu olarak demografya, nüfus bilimi; modernite ile birlikte askeri ordu işsizler ordusu, standart ulus toplumu için istatistiği de kullanarak kadın doğumunu ideal ölçülere bağlar. Maltusçuluk denen ideoloji bunu ifade eder. Toplumu ve ekolojiyi tehdit eden insan nüfusu özünde biyolojik bir sorun olmayıp, özünde cinsiyetçi ideolojinin kapitalizm ve ulus-devlet tarafından istismar edilmesinin bir sonucudur. Modern ailecilik de dâhil kapitalizm ulus-devletin cinsiyetçilik ideolojisi ve uygulamaları toplum ve çevre için belki de en büyük sorun kaynağıdır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyetçiliği ulus-devlet bağlamında beşinci büyük toplumsal sorun kaynağı olarak değerlendirmek gerekir Demografya, nüfus sorunu dünyayı, toplumu sınıf sorunundan giderek daha fazla tehdit etmektedir. Nüfus çoğalması cinsiyetçi toplum ve kapitalist moderniteyle yakından bağlantılıdır. Günün yirmi dört saatinde cinsel iştah, hanedanlık, aile kültürü ve kapitalizmin, ulus-devletin kâr ve güç için artan nüfus politikası çığ gibi nüfus patlamasın beraberinde getirir. Buna tekniğin ve tıbbın katkıları eklendiğinde ortaya çıkan gerçeklik toplumun ve çevrenin sürdürülebilirliliği açısından en büyük tehlike konumunu ifade eder. Demografik kaos bu gerçeklikle bağlantılıdır. Gezegenimiz ve çevre çoktan mevcut hacmi (6,5 milyar katlanarak devam ederse) kaldıramaz sınıra dayanmıştır. Sistemin iflasını bu yönüyle de değerlendirmek önemlidir. Çok iyi bilmek gerekir ki çok çocuk doğurma araçsallığı olarak kadın, korkunç ve dayanılması güç bir yük altına sokulmuştur. Sorun çocuk sahibi olmanın çok ötesinde çok ağırlaştırılmış bir angarya sisteminden kaynaklanmaktadır. Ayrıca çocuk doğurmanın biyolojik değil sistemsel, kültürel bir olgu olduğunu iyi bilmek gerekir. Her çocuk bir değil defalarca kadının ölümü demektir mevcut kültür açısından. Çok az, tüm sağlık tedbirleri alınmış, her şeyden önce zihnen hazırlanmış bir çocuk doğurma kültürü gereklidir. Sonsuzluk ve güç fikrini çocuk üzerinden değil, mutlak bilgiye, güzelliğe, ahlaki ve politik toplumun gelişimine dayandırmak, çocuk yetiştirilmesini bu ………………………………(bir satır okunamadı) çözümlemek daha anlamlı ve iyi olacaktır. Özcesi çocuk yetiştirilmesini ekonomik ve ekolojik toplumun ihtiyaçları ve özgürlük felsefesi temelinde çözümlemek ve çözmek gerekir.

Artan nüfus kadın varlığını ortadan kaldırırken, sadece bununla da sınırla kalmaz. Dünyada yaşanan birçok sorunun kaynağı artan nüfus oranıdır. Artan nüfus; kadın varlığının, çevrenin, doğal kaynakların yok olması, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, işlevsizliğin artması demektir. Artan nüfus en çok kadını mahveder. Kadın, erkek ilişkileri günümüz modernitesinde sadece cinselliğe ve sistemin sürekliliğine indirgenmiştir. Toplumsal yaşamın orta yerine cenazesi bırakılmış bir ilişki olarak konulmuştur. Böylesi bir yaşamdan da anlamlı sonuçlar çıkarmak mümkün görünmemektedir. Görünen tek şey krizin her an daha fazla derinleşerek devam etmesidir. Bu krizli halden çıkışın temel yöntemi ise bu ilişki sistemini, bilime, sanata, felsefeye, estetik ve etiğe dayandırmaktır. Bu çıkış iki kişi arasında gelişecek bir sözleşme ile sağlanamaz. Toplumsal hafızaya yeniden işlemek gerekir. Onurlu, özgür, demokratik ve eşit bir yaşamın gücünü oluşturmak için eş yaşam ilişkisini cinsellik sarmalından kurtarmak gerekir. Cinselliğin günümüz dünyasındaki yaşandığı biçimiyle aşka yol açmak şurada kalsın, toplumsal hastalıkları ve iktidara açılımı dayatmaktadır. Bu cinsellik sarmalına karşı durmak ve kapitalist modernitenin propaganda ettiği kadın cinselliğinin de önünde durmak gerekir. Kadın ve toplum üzerindeki ideolojik hegemonyanın da kaynağı bu tür cinsellik algısıdır.

İktidarcı sistemin kan damarı olarak inşa edilen cinsellik karşısında duruş gereklidir. Eş yaşam ilişkileri ne kadar özgür, demokratik, sanatsal, felsefi, etik ve estetik gelişirse, kolektif anlamda da toplumsal değişim ve özgürlüğe yol alınır. Kapitalist modernitenin propaganda ettiği özel yaşam alanı olarak inşa edilen ilişkilerinin de tek bir anlam değeri kalmaz. Oynanan evcilik oyunu, kadın karşısında gelişen savaş oyunundan öte bir tanımlama değildir. Ulus-devletin prototipi olan aile; sevgi, aşk söylemleri arkasında her türlü şiddetin, militarizmin, gaspın, tecavüzün geliştiği resmi savaş düzlemidir. Özgür eş yaşam olarak inşa edilecek olan ilişki sistemi, zihniyeti ve formu jineolojî kapsamında ele alınır. Hatta jineolojînin en temel çalışmalarından birisi olarak tanımlamak daha yerinde bir kavramlaştırmadır. Çünkü kadın erkek ilişkisinde yaşanacak düzelme, tüm toplumsal dokuda yansımasını bulacaktır. Bu ilişkinin doğru inşası, tüm bilmelerin de doğru inşasını getirecektir. Jineolojî ontolojik anlamda cinselliğin, ahlaki, politik yaşam adına sorgulanmasını sağlar. Tüm canlılarda var olan cinsellik, insan yaşamında sermaye ve erkek tekeli sayesinde bir araca dönüştürülmüştür. İlksel topluluklarda yaşamın sürdürülmesi adına gerçekleşen cinsellik, jineolojî kapsamında ele alınır. En doğal varoluş biçimi olan üremenin insan toplumsallığında iktidara bulaştırılarak kirletilmesi ve ahlaki, politik toplumun sürdürülmesi anlamında cinsellik jineolojî kapsamında ele alınır. Bu temelde modernitenin inşa ettiği tüm kurumlaşmaların sorgulanması önemlidir. Kadının cinsel bir argüman olarak kullanılmasını sağlayan tüm fallus-vajina edebiyatlarının çıkışı, sermaye ve iktidar tekelidir. Bu söylemler kadın özgürlük edebiyatı kapsamında eleştirilir. Yerine özgür eş yaşam ve toplumsal özgürlük yönlü sanatsal faaliyetler geliştirilir.

Ekonomi-ekoloji;

Yunanca yasa kelimesinden gelen “nomos” kelimesi, dağıtmak, [dağıtılana] sahip olmak ve ikamet etmek anlamlarına gelen nemein’den gelir. Tarihsel olarak kadınlar değişim için değil, kullanım için üre

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)