JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)
JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)
0 Yorum
13-09-2021

Feminizmin Tarihsel Gelişimi:

Neden feminizmden farklı olarak Jineoloji kavramlaştırması;

Önemli bir sivil toplum hareketi olan feminizm, esasta ideolojik akımdır. Bilimsel temele dayanmak durumundadır. Fakat kadın üzerindeki muazzam ağırlıktaki hiyerarşi, iktidar ve devlet gücünü arkasına alan erkek egemen cinsiyetçi toplumu çözümleme ve çözme modellerini sunma ve bu çabayı yaşamlarıyla somutlaştırmada güçsüzlük ve başarısızlıkla sıkça karşılaşmaktalar. Özgür kadın militanlığı olağanüstü kişilikler olmadan başarıyı zor yakalar. Sınırlı başarıları da cinsiyetçi toplumun günlük ve çok kapsamlı yönelişleriyle asimile edilir. Yine de kadın özgürlüğü eksenli ideolojik, politik, ekonomik komünlerin oluşumu ve pratiği vazgeçilmezdir.(Ortadoğu savunması) Kadın-erkek ilişkisi beyin ile yürütülmeli. Duygularla değil. Cinsel dürtülerle olmaz. Bilimsel temele oturtulmalı. Bu ilişkilerde bilim dışlanamaz.. Duygularla ele alınamaz. Bilim dıştalanamaz. Ben bunu bilimsel temele oturttum. Kadın-çocuk ilişkisi de böyle olmalı. Çocuğa yaklaşımda bu temelde olmalı. Bu aile ve cinsi kurtarmaktan öte toplumu kurtarmaktır. O yüzden duygularla ele alınamaz.. Kadın devrimi insanlık için parlak bir ışık olacaktır. Bizim en büyük başarımız, kadın mücadelesinde oldu.

Bazı kavramlara-yaklaşımdaki farklarımız:

Kamusal-özel alan;

Locke özel yaşamı duygusallığın, aşkın, duygunun, mehametin, özverinin sembolü olan kadının alanı olarak tanımalar”. Benzer bir tanımı yine dönemin düşünürleri şu şekilde yaparlar ”Rousseau ve Hegel’e göre biri kadınların, çocukların ve özürlülerin dünyası olan özel; biri de devletle özdeşleşmiş(..) erkeklerin dünyası olan kamusal alan olmak üzere iki yaşam alanı vardır.” “Liberal özel yaşam ideali, toplum işe karışmadığı sürece özerk bireylerin özgür ve eşit bir şekilde ilişkide bulunabileceklerini savunmaktadır. Özel yaşam, negatif devletin en yüksek değeridir.Kavramsal olarak bu yaşam çok kapalıdır. Yani kendisinden başka hiç bir şeyle yıkılmaz, ulaşılmaz ve kimseye hesap vermez.” Kamusal alan mübadelenin, anlaşmanın ve toplumsal yaşamın yönünün belirlendiği bir alanıdır. Toplumu ayakta tutan dinamikler bu alan içinde tanımlanmaktadır. Bu alanın öznesi olarak belirlenen erkekler, modern toplumun örgütlenme modelinin de aktörüdür, sınıfların temsilini yine erkekler kamusal düzlemde yapmaktadırlar. Kadın problemi üzerinde yapılan çalışmalarda, “aydınlanma” cinsler arası eşitsizliğin yeniden biçimlendiği dönem olarak görülür değerlendirilmektedir. 

Çözümlemelerini, Marksist bakış açısıyla yapan araştırmacılar için, bu durumun nedeni, toplumdaki mevcut sınıflar olmaktadır. Sınıfların ortadan kalkması, kadının bu ikincil niteliğini de ortadan kaldıracaktır. Uygarlık sistemlerinin eş yaşamı “özel yaşam” alanı olarak kutsaması, toplumsal hakikatin en ters yüz edilmiş bir yargısıdır. Aslında kamusalın özel, özelin kamusal olarak kavranması toplumun doğasına daha uygundur. Eş yaşamdaki ilişki evrenselliği, tüm toplumsal bağları temelde etkileyen özelliklere sahiptir. Özel alan-kamusal alan feministler açısından çok önemli bir politik argüman. Biz ise kamusal alanı devletle bağlantılı ele almıyoruz. Yani sorun devletle ilişkili alanlara giriş değildir. Önderlik kamusal alanı demokratik alan olarak tanımlar. Bu çerçevede ele aldığımızda bizde kendi özgün mekanizmalarımız, tartışmalarımız üzerinden siyasete dahil olma var. demokratik alana kendimizi bu şekilde taşırıyoruz. Feministlerin özel alanın politikasını yapmak adına siyasetten uzak durma ki bu ağırlıkta radikal feministler de görülür biz doğru bulmuyoruz. Bunu eleştirenler açısından da devlete entegre olma kendine yer edinme olarak bakmıyoruz. Devlet içinde de siyaset yapıyoruz ama asıl önemli olan kadın meclisleri, örgütlenmeleridir.

Toplumsal Cinsiyetçiliğin Özgürleştirilmesi-Kadın özgürlüğü:

Feminizm ataerkillik, toplumsal cinsiyetçilik tanımları ile kadının yaşadığı durumu açığa çıkarmada çok önemli gelişmeler yarattı. Yaşamın her alanında toplumsal cinsiyetçiliği çözümleme temelindeki bakış bir çok teori ve değerlendirmenin, yöntemin yanlışlıklarını açığa çıkardı. Özne-nesne ayrımına dayalı, doğaya işkence ederek ondan bilgi koparmaya dayalı eril bilim anlayışı deşifre oldu. Sosyal bilimlerin kadın konusundaki iki yüzlülüğü açığa çıktı. Tarihin ne kadar tek yanlı ve yalan olduğu ortaya çıktı. Ancak ortaya saçılmış bilgiye rağmen feminizmin yaşadığı parçalanma ve günümüzde de postmodernizmin yarattığı kafa karışıklığı nedeniyle ürettiği bilgileri ve birikimin kadın özgürlüğü ve kadın sorunlarının çözümünde rol oynayamadığını görüyoruz. Kimi feministler postmodernizmin en prestijli akademik kurumlarda tam da feminizmin ikinci dalgasının en üst noktasına ulaştığı yerde ortaya çıkmış olmasını şüphe uyandırıcı bulurlar ve hareketin siyasal tutarlılığını ortadan kaldırıp kafa karıştırmaya hizmet ettiğini belirtirler. Elizabeth Gross, 'ezilmeye karşı her türlü grup direnişi ihtimalinin ortadan kaldırılması çağrısının, kadınlar uluslararası bir grup olarak bir kimlik kurma hakkı olmak ve kendilerini temsil edebilmek için hareketlendiklerinde ilk kez bir karşı hareket olarak Batı tarihinde açıkça ortaya çıkması dikkat çekicidir' der.

Diğer yandan batı merkezli bakış açısını aşamamış olması başta yaşadığımız Ortadoğu gerçekliği olmak üzere tüm kadınları kapsama gücünü gösteremedi. Bu noktada jineolojinin yaratacağı bilgi ki sistem dışında üretilmesi, kadınların kendi bağımsız deneyimine dayalı olması ve ürettiği bilgiyi pratiğe ve eyleme geçirme anlamında da sistemden koparak, direnişçi-militan ve radikal bir karaketere kavuşması feminizmin içinde saplanıp kaldığı modernist-post modernist gerçeği de daha net ortaya koyacaktır. Mevcut durumda feminist harekette yer alan kadınlar tüm kadınlar adına yada geleceğe dair her şeye temkinli ve iktidarcı yaftalamasıyla yaklaşıyorlar. Feminizm mevcut haliyle ütopyaya sahip değil. Yani bir gelecek ve alternatif sistem arayışı yok. Aslında reel sosyalizm ve liberalizmin vaatlerinin gerçekleşmeyişi ve 68 hareketinden doğuyor olması nedeniyle anda, kişide, düşüncede, küçük alanlardaki dönüşümü esas alıyorlar. Feminist ütopya kapsamında ismi geçenler de bunu sadece edebiyat alanında yapmışlaradır. Ursula Le Guin, C. Perkinson Gillman gibi erkeklerin olmadığı yada toplumsal cinsiyetçiliğin altüst edildiği “kadın ülkeleri” hayal edilmiştir. Biz geleceğe dair de değil günümüzden başlayan bir kadın ütopyasına sahibiz. Bir çok arkadaşın hayali de tıpkı o ütopik feministlerde olduğu gibi kadın şehirleri kurmak. Oysa biz onlardan çok daha yakınız hatta farkında değiliz ama bir çok şeyi gerçekleştirmiş durumdayız. Geçenlerde Nazan Üstündağ “biz kediyiz onlar kaplan, onlar insansa biz embriyoyuz” diye bir cümle kullandı. Yani onlar açısından da bir çıkış olabilecek araç, teori ve güce sahibiz. Dolayısıyla kendimizi feminizm altında tanımlamak bu potansiyelimizi yitirme anlamına gelir. Feminist hareketlerin de zaten mevcut haliyle çok fazla yaşadıkları mevcut durumu dert etme durumları yoktur.

İşte bu nedenle jineoloji feminizmi aşabileceği gibi ona da açılımlar yaptırabilir. Bu konuyu da tartışmak gerekiyor. Aslında jineolojinin üreteceği bilgi, proje yada yaklaşımlar o hareketlerin de gündemini değiştirebilir. Eylem biçimine etki edebilir. Zaten bilim olmak da bu anlama gelmeli. Bu bilgiye sadece feministlerin değil bizim kadın hareketimizin de ihtiyacı var. Biz de potansiyelimize denk gelişim sağlayamadık önderliğin son dönem görüşme notlarında “hala yoldayız ve bir arpa boyu yol alamamak, sığınaklardan özgür alanlara akmak” değerlendirmelerini ben buna yoruyorum. Yine en son görüşme notunda Pervin Buldan için Serpil Sancar, Simone de Bouveir ve Fatmagül Berktay’ı okumasını tavsiye ediyor. Serpil Sancar feminizmin akademik alandaki durumunu eleştirel temelde ele alan bir kadın. Aslında feminizmin akademik alandaki tıkanmalarını görüyor ve aşılması gereğine işaret ediyor. Simone zaten feminizmin annesi olarak biliniyor.. Fatmagül Berktay’da başta tarih ve politika olmak üzere feminizme açılım yaptırma arayışları olan bir. Biraz yüzünü Ortadoğu’ya da dönmek istiyor. Yine bilim alanında kadınların yer alması için bir çok çalışma yapmış, ilk girişimlerde yer almış bir kadındır. Jineolojinin Ortadoğu’lu kimliğine dayalı olması, modernizm eleştirileri nedeniyle hem Ortadoğulu kadınlar arasında bir ortaklaşma hem de onların feminizmle sıkıntılı oldukları ve çözümsüz kaldıkları hususları da aydınlatacak bir rolü vardır. Esasen İslamcı kadınların söylemi kadın bedeninin metalaştırılması, medyada sömürülmesi, kadına karşı uygulanan şiddet gibi konularda feminist söyleme yaklaşmaktadır. Ancak cinsel özgürlük, boşanma, doğum kontrolü ve kürtaj gibi konularda feminist söylemden uzaklaşır. Cinsel özgürlük feministlerle en çok ihtilafa düşülen konuların başında gelmektedir.52 Sibel Eraslan, Uğultular…Silüetler, “90’larda Türkiye’de Feminizm”, Der:Aksu Bora ve Asena Günal, İletişim yay., İstanbul 2009.

Jineolojinin bazı bilim alanlarına ilişkin yaklaşımı?

Ontoloji-Epistemoloji;

Günümüzde Avrupa merkezli bilim anlayışı çok yoğun sorgulanmaktadır. Kuantum fiziği, eleştirel ekoller ve feministlerin yarattığı bir sorgulama ile bilim alanın bilgi üretim biçimi, bu bilginin doğruluğu sorgulanır olmuştur. Yani nesnel, değerlerden bağımsız, her yerde her koşulda geçerli ve doğru bilgi tanımı geçerliliğini yitirmiştir. Toplumsallıkla bağı olmayan ve iktidar aygıtları ile bağlanmış olan bilime eleştiri getiren aşırı göreci yaklaşımlar da kapitalizme hizmet eder hale gelmiştir. Peki eğer bilim yaparken bilim insanlarının değerlerinin olmaması gibi bir durum gerçek değilse herkesin kendine göre değerlerle bilim yapması toplumsal açıdan nasıl sonuçlar yaratır? Bu durumda da bir sürü hakikat, kişiye göre hakikatler açığa çıkacaktır anarşizmin, kimi feministlerin ve aşırı göreliliği savunanların vardığı nokta burası oluyor. Ancak önderlik bunu doğru bulmaz. Thomas Kuhn’un epistomolojiyle ilgili çalışmalarında açığa çıkan paradigma kavramına dikkat çeker Önderlik bir halkı savunmakta.

Paradigma nedir?

Bilimde bilim adamının dünyaya bakışını belirleyen, ona fenomenleri açıklama imkanı veren model, kavramsal çerçeve ya da ideal teori. Yönlendirdiği bilim dalında, araştırmanın kurallarını ve standartlarını koyan, bu alanda çalışan bilim adamlarının problem çözme çabasını koordine eden ve yöneten teori, teorik çerçeve. Bizim paradigmamız demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalıdır. Yani biz bir konuyu ele alırken demokratik olmak, ekolojik ilkeye bağlı olmak ve kadın özgürlüğünü geliştirme temelinde değer yargılarımız vardır. Eskiden okuduğumuz bir çok şeyi şimdi bu gözle okuduğumuzda neyi kabul edip, neyi red edeceğimizi, neyi savunacağımızı daha iyi kestirebiliyoruz. Bu aynı zamanda bilgiye etik (ahlaki) bir ilkeyi dayatma anlamına da gelir. Çünkü mevcut bilimi bu kadar canavarlaştıran şey etik ilkelerden kopmasıdır.

Epistemoloji;

Bilgiyi genel olarak ele alan, bilgiyle ilgili problemleri araştıran, bilginin kaynağını, doğasını, doğruluğunu, sınırlarını inceleyen dalı. 'Bilgi' anlamına gelen Yunanca episteme ve 'bilim', 'açıklama' anlamına gelen logos sözcüklerinin bir birleşiminden meydana gelir. Bilginin doğası, bilginin temel özellikleri, bilginin tam olarak neden meydana geldiği, bilgi iddialarının nasıl haklılandırılacağı, bilginin kuşkuculuk karşısında nasıl temellendirileceği, bilginin kaynağı ve sınırları problemleri üzerine yoğunlaşır. Batı ve onu üreten kültür görüldüğü gibi evrene bir makine, kadına ve doğaya da üzerinde hakimiyet kurulması gereken birer nesne olarak yaklaşmıştır. Epistemolojik düzleme hapsedilmiş tartışmalar, sosyal bilimlerde bütün olguların ana kaynağı olan insanın gözden kaçmasına yol açar. Evrenin en büyük bilinmezi olan insanın nasıl bir varlık olduğu sorusu ancak metafizik zemin üzerine kurulu ontoloji labirentinde dolaşmakla cevaplanabilir.

Epistemolojinin Jineoloji kapsamında ele alınışına ilişkin;

Feminist epistemoloji; Aydınlanma düşüncesinin aklı temel alarak geliştirdiği pistemolojinin özünde yer alan aktör de erkek olmak durumundadır. 1980’li yıllarda özellikle Fransa’da feminist düşünürler tarafından geliştirilen ve özellikle geleneksel epistemolojiye yönelik sert eleştirilerle bir feminist epitemoloji geliştirilmiştir. Felsefi ve bilimsel bilgiyi hem içerik ve hem de yapı bakımından eleştiren feminist epistemoloji, Batı’lı filozof ve bilim adamlarının dünyayı ikinci bir tarzda ve ikiliklerin oluşturduğu kavramsal çerçeveden gördüklerini, bu ikiliklerin bir yanına diğeri karşısında, örneğin nesnel bilgiye öznel kanaat, erkekliğe dişillik, akla duygu, zihne beden karşısında ayrıcalık sağlandığını ve bu durumun gerçekliği çarpıtan bir yanlış bilgi telakkisine yol açtığını savunur. Önderlik bilgi yapılanmalarının hep iki tür hata arasında gidip geldiğini söyler; “Ya tamamen bilgi-iktidar yapılanmaları içinde erimişlerdir, ya da sekter mezhepler halinde (bilim, siyasi seçenek ve ahlaki tutumlarını bağımsızca seçemeden) güdük kalmaktan veya güdük bırakılmaktan kurtulamamışlardır”. Bu iki bilgi yapılanma anlayışını mahkûm etmeden, demokratik uygarlık seçeneğinin görünür kılınmayacağını dile getirir. Feminist epistemolojinin de düştüğü hatalardan biri ikilikleri aşmak adına geliştirilen yaklaşımlarla bütünlüklü bir hakikat bırakılmamaktadır. Belli ilke ve paradigmaları dışlamanın sonucunda her bilgiye şüpheyle bakan, eleştiren ancak alternatif yaratmayan bir yaklaşım söz konusudur.

Örneğin quer teori ile kadın-erkek arasındaki toplumsal cinsiyetçiliği aştıklarını iddia ederler. Yani bir kadın bir erkek cinselliği ve kimliğiyle yada bir erkek kadın kimliği ile istediği zaman yaşayabilir. Sanki böyle yapılınca toplumsal cinsiyetçiliğin yarattığı kadın erkek tanımları aşılırmış gibi bir tutum içine girilir. Yine ortaklaşan kuram ve teoriler oluşturmaktan kaçış yaşanıyor. Bizim farkımız toplumsal cinsiyetçiliği her yerde tespit etmek ancak kadın özgürlüğü temelinde sorgulayıp aşılmasını sağlamaktır. Önderliğin “cinsiyet özgürlüğü yerine kadın özgürlüğü” değerlendirmesini yerleştirmesi de biraz bu yaklaşımlardan kaynaklanıyor. Kadın ve erkek kimlikleri vardır ve yanlış kurgulanmıştır ancak biz demokratik uygarlık değerleri ve demokratik modernite perspektifi ile bunları yeniden tanımlayabiliriz. Özgür eş yaşam temelinde dönüşümlerini sağlayabiliriz. İşte ayrıştığımız noktalar bunlar oluyor. Biz insanı ve kadını mikrokozmos olarak inceleme konusu yapıyoruz. İnsanın metafizik yanına, toplumsallığına vurgu yapıyoruz. Oysa onlarda toplumsallık vurgusu çok zayıftır. Bu nedenle mevcut bilgi yapılanmalarını dönüştürmede bireyselleştirme, mücadelesini de bireysel temelde ele alma daha fazla öne çıkıyor. Ayrıca kadın konusu sadece cins temelinde ele alınıyor. Yani yapılan çözümleme karşısındaki tutumları bireysel tutum yaratmadır. Bir kadın doğası ve evrenselliği olduğuna inanmadıkları için her şeye inşa edilmiş olarak baktıklarından sanki bu inşa edilenler yıkılınca her şey çözülebilecekmiş gibi ele alıyorlar.

Ontoloji;

Ontoloji(varlık bilimi) ,görünen dünyayı-maddeyi olduğu kadar ardındaki gerçekliği, varlığın doğasını inceleyen bir felsefe dalıdır. Fiziksel dünya ile ilgili araştırmalar giderek doğa bilimlerinin (fizik-kimya vb.) bir konusu haline geldiğinden ,ontoloji duyudışı varlık tasarımını incelemek ile sınırlanmıştır. Çağdaş ontolojici Hartmann’a göre ontolojinin öteki bilimlerden başkalığı, öteki bilim dallarının bir iş bölümü anlayışı içinde var olanı çeşitli alanlara bölerek sadece o belli alanlarda araştırmalarına karşın, ontolojinin var olanı bütünlüğü içinde ele almasıdır. Örneğin astronomi gök varlıklarını, jeoloji madensel varlıkları, botanik bitkisel varlıkları, fizyoloji insansal varlıkları incelediği halde ontoloji bütünüyle varlığın varoluş ilkelerini inceler. Önderlik “Varlık neden ikilemlidir?” Ontolojik (varlık bilimi) çözümleme bu soruya (sorun değil) yanıt arayabilir. Benim cevabım şudur: Varlığın ikilem dışında başka türlü varoluşu sağlanamaz. İkilem, varoluşun mümkün tarzıdır. Kadın ve erkek mevcut haliyle olmayıp eşeysiz (eşi olmayan) olsalar bile, bu ikilemden kurtulamazlar. Çift cinslilik denilen olay da budur. Şaşırmamak gerekir. Fakat ikilemler hep farklı oluşmaya eğilimlidirler. Evrensel zekâya (Geist) kanıt aranacak temel de bu ikilem eğiliminde aranabilir. İkilemin iki tarafı da ne iyi ne kötüdür; sadece farklıdır, farklı olmak zorundadır. İkilemler aynılaşırsa varoluş gerçekleşemez”.

Ontolojinin Jineoloji kapsamında ele alınışına ilişkin; Kadının varlığı erkek merkezli paradigmalar içinde her zaman erkeğe göre tanımlanmıştır. Yani kadın “erkek olmayan”dır. Bu tanımlama kadını ifade etmediği gibi çarpıtıyor. Yapılan diğer bir tanımlama da kadını canlılar dünyasındaki diğer “dişiler” gibi sadece biyolojik özelliklerine dayalı dişil cins olarak tanımlamadır. Elbette biyolojik etkenler vardır ama asıl olan kadın şahsında gerçekleşen toplumsal kültürün incelenmesi, kadının da bunun içinde ele alınmasıdır. Varlık eğer kendi doğası, dili, kültürü ile bütünlüklü bir yapılanmayı ifade ediyorsa kadının kendi doğasını açığa vurmasının önü alınmıştır. İdeolojik yönelimlerle bu yapılmıştır. Bir varlık olarak kadının ifadeye kavuşması erkeğin de tanımlanmasını mümkün kılacaktır. Kadına atfedilen duygusal zeka ile erkeğe atfedilen rasyonel zeka arasındaki sınırın yıkılması da kadın varlığının tanımlanması ile gerçekleşir. Önderlik varlıkla çözümlenmiş varlık arasındaki fark, şimdinin olumlu olarak inşa ettiği şeydir. Sorunlu yaşanan şeyin çözümlenmiş şeye dönüşerek yaşanmasıdır diyor. Burada bizim de yapacağımız kadını çözümlemektir. Sorunlu yaşanan kadın kimliğinin dönüşerek-özgürleşerek yaşanmasıdır. Kadının kendi varlığına anlam biçerken yabancılaştığı-yitirdiği öz değerlerini yeniden kazanması, kadının geliştireceği kendine dönüşüyle mümkün ve etkili olacaktır. Kadın kendini tanımladıkça doğayı, evreni, insanlığı tanımlayacaktır. Kadın evrensel, toplumsal, tarihsel ve kaynağını doğadan alan bütünsel bir varlıktır. Bütün varoluşlar kadının varlığında iç içe ve bütünlüklü bir varlıkhalinde özetlenmektedir. Bizim ontoloji kapsamında kadını ele alışımız bu temelde olacaktır.

Fizyoloji-Tıp;

Kadının biyolojik, fizyolojik yapısı konusunda darwindan aristoya, freud’dan daha birçoklarının tanımlarında kadın fizyolojisi alt türden uygarlıklara ki onlar da aşağılanıyor darwinde, eksik bir erkek vb. tanımlarla anıldı. Oysa yapılan biyolojik-fizyolojik-tıbbi araştırmalar bunun tersi olduğunu gösterdi. X-Y kromozomlarından tutalım da cinsel organlara kadar, yumurta ve sperme ilişkin araştırmalara kadar bir çok şey tam tersi olduğunu ortaya koydu. Elbette insanı toplumsal olarak ele alıyoruz, sadece biyoloji-fizyoloji ile açıklamıyoruz ama neden kadın fizyolojisinin bu farklarının bilinçli olarak çarpıtıldığı konusu kesinlikle kadına dönük araştırmaları yapanları cinsiyeti ve zihniyeti ile ilgilidir. Birkaç örnekle bunlara bir bakalım: Erkek kişi, kadından, irilik, vücut kuvveti, kıllılık, vb. bakımlardan olduğu gibi, zekâca da, tıpkı meme- lilerin çoğunun iki eşeyinde (sex) olduğu gibi, farklıdır. Çoğu feminist epistemolog, bilginin nesnesi ve araştırmacının toplumsal cinsiyete bakış açısı arasında nedensel bir ilişki olduğunu iddia ederler. Böylece, kişinin sahip olduğu toplumsal cinsiyetler normları, bilginin karakterinin, kişinin öznelliğiyle şekillenebileceği kabul edilir hale gelir. Jinekoloji gibi kadın bedenine odaklanan çeşitli alanlarda çalışan kadın araştırmacılar sayesinde, bilimsel olarak daha fazla gelişme kaydedildiği gözlemlenmiştir. Erken dönemdeki jinekologların sahip olduğu misojini, kadınların kendi bedenleri hakkındaki söylem ve yöntem geliştirmesi sayesinde ortadan kalkmıştır.

Biyolojik Açıdan Kadının Ele Alınışına Yönelik Yaklaşımımız;

X ve Y kromozomlarının konumu. Bedenin evrimleşmesindeki kimi aşamalar. İddia edildiği gibi kadın iğdiş edilmiş bir erkek değil, temel olan kadın cinsel organıdır, erkek cinsel organı bir farklılaşma yaşamıştır. Dişi hücre, XX kromozomundan oluşuyor… Bu X’lerden bir tanesindeki küçük bir değişiklikle, erkeklik özelliğini, karakterini taşıyan Y kromozomu oluşuyor. Cinsiyeti belirleyen X ve Y kromozomlarıdır. “Kadın erkeği kapsamaktadır” belirlemesi bu tespite de dayanıyor. Sperm ve yumurtanın birbirine oranına bakıldığında yumurta spermin 2000 katı büyüklüğündedir. Kromozomlar konusunda ek bilgi Turner Sendromu Kromozomsuz yumurta ile X kromozomu taşıyan XO zigotlar gelişerek turner sendromu taşıyan kadınları meydana getirir. Bu tip bayanlarda boynunun her iki yanı kalın derili olup, parmaklarda kısalık ve büküklük görülmektedir. Hatta erginlik çağına geldiklerinde ise normal eşeysel olgunluğa ulaşamamak veya boyları normalden küçük ve kısa kalmaktadır. Bu tip sendrom dişilik hormonu vasıtasıyla gerek zihinsel ve gerekse fiziksel tedavi mümkün olabiliyor. Maalesef nedeni tam olarak bilinmeyen bu sendrom 4000 çocuktan ancak birinde görülebiliyor. X Kromozomu düşüklüğü X kromozomu taşımayan bir yumurta Y kromozomu taşıyan bir sperm ile döllenirse meydana gelen zigotlar YO şeklinde sahne alır. Fakat bu zigotun yaşama yeteneği yoktur. Çünkü hiçbir insan embriyonu X kromozomu olmadan yaşayamamaktadır.

Eşey saptanmasında etken faktörler:

1-Çevre tarzında eşeyin meydana getirilmesi;

Çevre şartlarının etkisi hemen hemen birçok canlıda görülebiliyor. Örnek- Equisetum arvense (atkuyruğu), Bonellia viridis (deniz kurdu), Crepidula(Deniz salyangozu) ve Arisaema Japaonica (yılanyastığına benzeyen Amerikan bitkisi) bunun tipik örnekleridir. Şöyle ki; Equisetum’un sporları tarafından meydana getirilen genç bitkiler her iki eşeyin de gametofitlerini meydana getirecek potansiyeldedir. Şayet çevre şartları normalse bitkilerin büyük bölümü erkek, çevre şartları kötü ise dişi olacaktır. Bonellia’da dişi fertler 40–50 cm, buna karşılık erkekler mm’lik boydadır. Eğer larvalar gelişimleri sırasında bir dişiye rastlamazlarsa dişi kalacaklardır, rastlarsa dişiden salgılanan hormon erkek genleri aktif hale sokarak buraya yerleşen larvanın erkek olmasını sağlayacaktır. Ayrıca Bonelliada dişi fertlerin eşeysel organlarında erkekler gerçek parazit olarak yaşayacaklardır. Crepidula’da larvalar yalnız başına gelişirlerse dişi, bir dişinin bulunduğu alana yakın bölgede iseler erkek olurlar. Arisaema Japaonica’da soğan şeklinde yumru eğer büyükse bitki dişi, küçükse erkek çiçek olarak açacaktır. Bu yüzden çevre şartlarıyla eşeyin ortaya çıktığı tüm canlılarda eşey ayırımı yapmak mümkün değildir. Amphibi’da (iki yaşamlılarda) troit bezinin kontrolünde bir takım metamorfozlara bağlı eşey genotipler tayin edilmektedir. Buna karşılık çevre şartları eşeysel karakterleri değiştirebiliyor.

2-Zamana bağlı olarak eşeyin meydana getirilmesi;

Halkalı solucanlardan Ophryotrocha gençlik safhasında az sayıda segment mevcut iken erkek haldedir, daha ileri ki yaşlarda oluşan 15–20 segmentli safhada ise dişi olmaktadır. Hatta bir dişi solucanın halkalarının belli bir kısmı kesilirse bu ferdin erkekleştiği tespit edilmiştir.

3-Kromozomlarla eşeyin meydana getirilmesi;

Kromozomlarla eşeyin meydana getirilmesi olayında ayrı eşeyin saptanması gayet kolaydır. Şöyle ki;

a-XX-XY kromozomları; Bu tip kromozomlar canlıların büyük bir bölümünde XX, XY şeklindedir.

b-Otozom eşey kromozom sayısı oranı; Eğer otozomları A ila gösterirsek Drosipha'lada 2A-XY kromozomlara sahip bir ferdin erkek olduğu görülür. Yani, burada X kromozomlara sahip bir ferdin erkek olduğu anlaşılır. Böylece X kromozomlarının otozomlara oranı X/2A =1/2=0,5 şeklinde tezahür eder. Fakat mayoz bölünme sırasında meydana gelen bazı düzensizlikler sonucunda bazı sapmalar olabilir. Mesela;

“2A-2X=2A/2X=2/1=1 dir.

3A-X=X/3A=1/3=0,33 süper ♂

2A-XXX=XXX/2A=3/2=1,5 süper ♀ dir.

3A-XX=XX/3A=2/3=0,67” tarzında indeks fertler meydana gelir.

c-XX-XO kromozomlarıyla; Çekirge ve bazı hemiptera (yarım kanatlılar) örneklerinde Y kromozomu kaybolmuştur, bunun yerine diğer kromozomlar görevi yapar. Nitekim çekirgelerin dişilerinde 24 kromozom vardır.  Bu nedenle erkekler 2A-XO, dişiler 2A-XX şeklinde gösterilir.

d- ZZ, ZW kromozomlarıyla;

Bazı canlılarda XX erkek, XY dişi fertlerin meydana gelmesini sağlar. Örnek:Kelebekler, bazı balıklar, kuyruklu kurbağalar, süngerler, kuşlar bu türdendir. Hatta bu hayvanlarda XX ve XY’nin karşılaştırılması için dişiler ZW, erkekler ZZ şeklinde gösterilir. Örneğin, tıp alanından verilebilecek örnekler içinde en ilginç olanı, Emily Martin’in, bilimin, kadın-erkek rollerine dayalı olarak yumurta ile sperm arasındaki ilişkiyi nasıl da bir romans olarak kavramsallaştırdığına dair çarpıcı analizidir. Bu “bilimsel masala” göre, döllenme ilişkisi, kahraman spermin, uyuyan güzel yumurtayı fethetme öyküsüdür. Bu öyküde, sperm ısrarlı bir mücadele sonucunda, orada öylece durarak ele geçirilmeyi bekleyen yumurtaya nüfuz ederek, yeni bir hayatı başlatan aktif öğe olarak öne çıkmaktadır.

Bilimin söylemsel “nesnelliği” erkekliğin arzularıyla içkindir. Buna en güzel örnek Emily Martin’in analizleridir. Bilimsel masalın “döllenme ilişkisi”nde sperm ve yumurta fantasması/anlatımı çarpıcı bir şekilde toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkilenmiştir: Yumurta uyuyan güzeldir. Sperm ise bir kahraman ve çetin bir mücadele ile yumurtayı fetheden bir erkektir. Öylece pasif duran, uyuyan güzeli ele geçiren ve döllenmenin yani yaşamın aktif öğesi olarak sperm öne çıkartılır. Bu bilimsel masalda cinsel ve duygusal arzunun kimliği söylemin kendisidir. Bu bilimsel pratiğin söylemi şu şekilde de yorumlanabilirdi belki de: “binlerce spermin mücadelesiyle yumurtanın binlerce sperm arasında tercih yapma durumu”nun söz konusu olabileceği! Ancak erkek aklının/arzunun böyle bir yorumlama alternatifi olmayışı; düşündürücü ve sorgulayıcı bir durumdur. Yumurtanın yani dişil öğenin aktif olması spermler(eril) arasında tercih hakkını kullanmış olduğu gerçeği, içselleşmiş kültürel kodlamalar yönüyle de bilim insanlarının söyleminde meşru görülmemektedir. Döllenmenin kavramsallaştırmada dilsel erilliği bir yana, pratikte sperm yumurta ilişkisi bir gerçeklik olduğu kadar bu gerçekliğin yorumlanışı, söyleme dökülmesi erildir. Kadının kendi hakikatini arama çabası da hem zor hem de bir labirentte kaybolma durumu gibidir.

ZEYNEP KINACI AKADEMİSİ 3.BÖLÜM

 

   

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)