DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)
DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)
0 Yorum
29-08-2021

KRALİÇELER

Puduhepa;

MÖ 13. yüzyılda yaşamış Hitit hükümdarı III. Hattuşili’nin karısı ve Hitit İmparatorluğu’nun kraliçesidir.30 Babası Kizzuvatna da, Lawanzantiya (Elbistan)’lıdır. Lawazantiya’nın IŞTAR/Sauşga31 Puduhepa kendini Hurri Tanrıçası Hepat’ın hizmetkarı olarak görüyordu. Aynı zamanda kendisini ‘Arinna’nın Güneş Tanrıçası’nın sevdiği’ diye adlandırıyordu. Her iki kültürün tanrıça ve tanrılarını eşitleyen bir düzenleme yapmıştır Hitit Panteonu’nda. Puduhepa başrahibe rolüyle bütün Hitit dünyasının dini uygulamalarını ve geleneklerini yeni bir bakışla düzenlemiştir. Hitit dünyasının baş tanrıçası, Güneş Tanrıçası Arinna, Hurilerin Güneş Tanrıçası Hepat’la eşitlenmiştir. Puduhepa, Hitit kraliçeleri arasında politik yaşama en çok katılanlardandır. Puduhepa’nın o dönemki birçok kral ve kraliçe ile resmi yazışmaları, bulunan mektuplardan açığa çıkarılmıştır. Kendisinden önceki tavanannalarda olduğu gibi, Puduhepa’nın kraliçeliği döneminde de birçok kraliyet hediyesi veya mührü kralın adı kadar Puduhepa’nın adını da taşımaktaydı. Puduhepa’nın imzasında kullandığı sıfatlardan birisi de “Yeryüzünün efendisi Arinna’nın Güneş Tanrıçası’nın gözdesi, Tanrıça’nın hizmetkarı” dır. Puduhepa, III. Hattuşili’den sonra oğlu IV. Tuthaliya’nın krallık süresi içinde de tavananna; ‘ana kraliçe’ ünvanıyla yönetmiştir. Çünkü Hitit hukukunda tavanannalığın; kral eşin ölümüyle bile kaybedilmemesi, tavanannanın ölümüne kadar devam etmesi kazanılmış bir haktır. Bu hukuk kuralı bile kendi başına, Puduhepa döneminde anatanrıça kültürünün etkisinin hâlâ çok güçlü yaşadığını gösterir. Puduhepa’nın görevlerinden biri de mahkeme heyeti başkanlığıdır.

Bazı yüksek dereceli memurları, Hitit sarayından hayvan, değerli maden ve diğer eşyaları çaldıkları için sorgulamıştır. Kendi döneminde yolsuzluklara karşı mücadele ettiği, o dönemden kalan belgelerden anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Puduhepa yüksek bir teoloji bilgisine ve diplomasi alanında güçlü bir birikime sahipti. Yabancı ülke kral ve kraliçeleri ile mektuplaşmalarında ve anlaşmalarda kendi imzasını atardı. Hatti ve memleketi Kizzuwatna’da, Hurri din ve kültürüne ait varolan tüm yazılı tabletleri kopya ettirmiş, Hattuşa’da özel bir Kizzuwatna arşivi, kütüphanesi kurmuştur. Bu güçlü özellikleri onun iyi bir egitim aldığını ve zengin bir kültür birikimine sahip olduğunu gösterir. Saba Melikesi Belkıs, hakkında isminden kimliğine, etnik kökenine, inancına hatta yaşayıp yaşamadığına dair çok farklı kaynaklara dayanan birbiriyle çelişik görüşler vardır. Kimi kaynaklara göre o Lilith’tir. Kimilerine göre bir kraliçe ile vezirin kızı olan bir kraliçedir. Kimilerine göre annesi cindir ve kendisi de büyücüdür. 40 yıl hüküm sürdüğü, altı yıl bakire kaldığı ve hiç evlenmediği söyleniyor. Varlığı ve yaşamı bir esrar perdesi ardındadır ve efsanedir. Bugünkü Yemen ya da Etiyopya’da hüküm sürdüğü, siyahi olduğu, bilgece yönettiği konusunda ortaklaşılmaktadır. Kur’an ve Tevrat’ın; onun Hz. Süleyman’ı ziyaret ettiğini, ondan etkilenerek tek tanrılı dini benimsediğini, hatta Hz. İbrahim’in soyundan geldiğini iddia eder. Bu da Saba Melikesi’nin yaşadığı dönemde 32 geniş bir alanı ve zenginliği, gücü elinde bulunduran son derece etkili bir kadın kimliğinin sembolleştirilmiş hali olduğunu akla getirmektedir. Tevrat, Kur’an ve Etiyopya Hiristiyanlığının İncil’i Kebra Negast ondan söz etmiştir. Her ne kadar tek tanrılı dinlerin kitaplarında33 ve bazı eski kaynaklarda Belkıs’ın Hz. Süleyman’ı ziyaret ettiği belirtilse de bunun doğru olmadığını belirten görüşler de var. Tevrat’a göre ‘Şeba Kıraliçesi’dir, Süleyman’ın ününü duyup onun yanına gitmek ister. Amacı, bu bilge kralı kimi cevaplanması zor sorularla test etmektir. Melike, Süleyman ile karşılaşınca yüreğindeki bütün şeyler hakkında onunla konuşur ve tüm sorularına yanıt alır; öyle ki “Kral için kadına cevap vermediği gizli birşey kalmaz.”34 Saba Melikesi’nin ülkesine döndükten sonra İbrani tanrısını yasal tanrı olarak halkına kabul ettirdiği ve eski inancından kendi isteği ile vazgeçtiği belirtilir. Kur’an ise Melike’nin, Süleyman’ın tehditlerine boyun eğip Allah’ın varlığını kabul ettiğini söylemektedir. Kebra-Negast’a göre ise, ülkesine gelen bir Yahudi tüccardan Süleyman’ın ününü duyar. Bu tüccar Makeda’yı (Belkıs) ülkesine davet eder. Kraliçe, Kudüs’e gider ve bir yıl orada kalır. Süleyman, kraliçeden etkilenmiştir, ama kraliçe bekaret yeminini bozmak istemez. Süleyman bir hile ile ona yeminini bozdurur. Bir gece birlikte olurlar ve kraliçe ülkesinde döner. Bu beraberlikten bir oğlu olur. Oğlu 18 yaşına gelinceye kadar babasını bilmez. Onun Süleyman olduğunu öğrendikten sonra da annesinin ülkesinde kalmayı seçer. Etiyopya’daki kralların soyu bu çocuktan gelir. Bu hikayelerin hepsinin titiz bir araştırmacı- incelemeci yaklaşımı ve kadın merceği ile yeniden ele alınması gerekir. Yahudiliğin anaerkil toplumsallığın ve anatanrıçanın hakimiyetinin güçlü olduğu bir coğrafya ve dönemde geliştiğini göz önüne getirdiğimizde; böyle güçlü üstelik siyasi yetkiyi elinde bulunduran kadın karakterlerini kazanmış ve etkilemiş hatta kendi dinine geçmiş gibi ele alması ve kutsal kitaplarında böyle işlemesi anlaşılırdır. Belkıs, Makeda ya da başka bir isimle olsun o kendi çağının anatanrıça kültüründen beslenen güçlü kadın kimliklerinin sembolüdür. Kadın tarihi araştırmalarında kadın kimliklerindeki katmanlar çözümlenirken bu karakterde kendi katmanı içinde özenle incelenip anlaşılması gereken özelliklere sahiptir. Hem Tevrat ve Kur’an hem Kebra Negast hem de bu melike hakkında araştırma yapan tüm kaynaklar gözden geçirilerek onun sır perdelerini kaldırabiliriz.

Semiramis:

Bu isim İştar’ın isimlerinden biridir. Aslında mitolojilerdeki reenkarnasyon özelliği ile tanrıçaların ve tanrıların isim değiştirerek sürekli birbirine dönüşme gerçeği var. Bu anlamda Semiramis, Babil’de İştar’dan önceki tanrıçadır. Semiramis, gök kraliçesi ve kutsal anne olarak görülen bir tanrıçadır. Nimrod’un (daha sonra Marduk-Baal) eşidir. Daha sonra bu topraklarda M.ö. 8. ya da 9. yüzyılda (Heredot’a göre M.Ö. 810’da yaşadı) yaşayan bir kraliçenin aynı adla doğması anlaşılırdır. Zaten Semiramis’in doğuş efsanesindede35 İştar belirleyicidir. Semiramis’in anlamının ‘güvercinden gelen’ olması ve İştar’ın kutsal kuşunun da güvercin olması manidardır. Dünyanın yedi harikası içinde yer alan Babil Asma Bahçeleri’nin Asur imparatorluğunu kırk iki yıl yöneten kraliçe Semiramis tarafından yapıldığı söylenir. Diğer bir görüşe göre ise; Babil kralı, eşi Semiramis’in ülkesine olan hasretini dindirmek için yaptırmıştır. Semiramis hakkında da pek çok efsane ve anlatım vardır. Ama tüm bu anlatımların ortaklaştığı noktalar ya da sağlamlaştırdığı düşünce; onun anatanrıça inancı dönemindeki güçlü, savaşçı, güzel, kendine güvenen, toplumsal yönü önplanda bir kadın kimliği olduğudur. Ülkesinin güzelliği için savaşan, olumlu otoriter kadın yöneticiliğinin özelliklerini yaşayan, kendi toplumu tarafından tanrçalaştırılan ve sevilen bir kadın kimliği olduğudur. Yıkılan ama anıları hâlâ çok taze olan tanrıçaların torunu olduğu kesin! Soyuna dair yapılan göndermeler, yine ölümlü bir insan gibi ölmeyip tanrıçanın kutsal kuşu güvercine dönüşerek gökyüzüne yükselmesi, halkın onu böyle efsaneleştirmesi bu gerçeği doğrular. Aslında Semiramis ataerkil bakışın onu iktidar hastası gibi gösteren yorumlarının aksine; anatanrıçalık kimliğinin tüm güçlü özelliklerini kendisinde sentezlemeye çalışan ve ülkesi için savaşan kadın kahramanlığının, gerekirse kadınların nasıl savaş taktisyeni olabileceğini36 ispatlayan mücadeleci kadın karakterinin öncülüdür. Semiramis’e, erkek egemenliğinin kurulduğu ancak anatanrıça inancının da yok olmamak için direndiği çağların, sembol kişiliği diyebiliriz. Çevresinde iktidar hırsı geliştiğinde ve oğlu rahiplerin desteği ile onu öldürmeye kalkıştığında iktidardan uzaklaşıp geldiği çöllere yani özgürlük mekanlarına, doğal toplum ortamına tekrar güvercin olup döner. Bu gerçeklik de Semiramis’in, anaerkil toplumdan vazgeçmeyen kadın ruhunun ve onun sonsuz arayışlarının simgesi olduğunu gösterir.

Zenobia:

240-274 yılları arasında yaşayan Zenobia, Suriye’de hüküm süren Palmira İmparatorluğu’nun kraliçesiydi. Palmira (Tedmor) şehrinde doğdu ve büyüdü. Mısır kraliçesi VII. Kleopatra ile aynı kraliyet ailesine mensup olduğu37 söylenir. Zenobia, güzelliği ve zeki olması ile tanınıyordu. Antik Yunanca, Aramice, Arapça ve Latince bildiği ve tarihe ilgi duyduğu söylenir. Eşi yaşarken onun en büyük destekçisi olan Zenobia, eşi ve oğlu Hairan’nın 267’de öldürülmesi ile birlikte yönetimi ele aldı. Tedmor’u Roma denetiminden çıkarmak için Arap kabilelerini birleştirdi. Zenobia askerlerle birlikte at sürdüğü ve kilometrelerce yürüdüğü için ‘Savaşçı Kraliçe’ olarak anıldı. İmparatorluğunun hakimiyet alanını kısa sürede genişletmeye başladı. Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerini kontrolü altına aldı. Böylece Roma İmparatorluğu’nun denetiminde olan ticaret yollarının tümünü kontrolünü ele geçirdi, Roma imparatoru Aurelian karşısında. Kimi kaynaklara göre oğlu ile birlikte Roma imparatoru Aurelian tarafından esir alınıp Roma’ya götürüldüğü ve daha sonra İtalya’nın Tibur (Tivoli) şehrinde ikamete mecbur edildiği rivayet edilir. Kimilerine göre ise Kleopatra gibi kendisini zehirlediği belirtilir. Zenob’ya doğup yaşadığı Palymira’da gelişkin bir uygarlık yarattı. Öyle ki Palymira aydınların şehri olarak bilinirdi. Danışmanlarını filozoflardan seçiyor, Romalı düşünürlere de yer veriyordu. Hakim olduğu imparatorluğun sınırları içinde yaşayan çok sayıda Yahudi’yi ve farklı halkları hoşgörü ile yönetirdi. Zenobia, tanrıça inancı yıkılalı yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen tanrıçalık inancının takipçilerindendi. Zenobya hakkındaki ilginç bir diğer bilgi de yaşadığı dönemde büyük etki yaratan Mani’nin sempatizanı olduğudur. Bu Mani inancının farklı inançlara hoşgörü ile yaklaşması ve insanların geçmiş dinlerini terk etmeden de Maniciliği benimseyebileceğini söylemesi ile bağlantılıdır. Ama aynı zamanda Zenobya’nın hâlâ tanrıça inancından vazgeçmeyen düşünce gücü ile de bağlantılıdır. Anatanrıça inancına sadık kaldığının diğer bir ispatı da, oğullarından birine verdiği Wahballāt yani “Tanrıçanın armağanı” idi. Bu ismin Zenobia’nın kral eşi Odaenathus’un büyükbabasının ismi olması Palymira’da tanrıça inancının terk edilmediğinin işaretlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kartaca kraliçesi Dido;

Şimdi ki Lübnan sınırları içinde olan Sur kraliçesi Ellisar-Dido Roma saldırılarına karşı direnişe geçmiş ve Roma saldırıları artınca toplumuyla birlikte Tunus’ a geçmiş, Kartaca kentini MÖ 813-14 yılında kurmuştur. Tunus imparatoru önce kendilerine yer vermek istemez ve topraklarından çıkmalarını ister. Dido zekice bir fikirle imparatordan kendisine öküz postu kadar yer vermesini ister. Bu öneriyi zararsız bulan imparator teklifini kabul eder. Dido postu ince ince iplik haline getirerek geniş bir alana postu yayar ve Akdeniz kıyısına Kartaca’ yı kurar. Bu duruma şaşıran imparator hiddetle itiraz eder ama Dido kendisine ‘bir öküz postu kadar yer istediğini ve kendisinin de bu öküz postunun yayıldığı yere kadar kenti kurduğunu’ belirtir. Bu zekice davranış ve politik yeteneğe hayranlık duyan imparator Dido ile anlaşmaya varır. Kartaca kraliçesi Dido2nun efsanesi Vergilius’un ‘Aeneis’, destanına dokunaklı bir sevda romanı olarak girmezden önce de vardı ve şöyle anlatılırdı: Fenike kenti Tyros’un kralı iki çocuk bırakarak ölmüş, biri kızı Elissa, öbürü oğlu Pygmalion. Babası öldüğü zaman Pygmalion çocukmuş, ama halk onu krallığa seçmiş, amcası Sicharbas’ı da naip olarak saptamış ve Elissa’yı onunla evlendirmiş. Ne var ki Pygmalion amcasının definelerine göz dikerek Sicharbas’ı öldürtmüş. Bu korkunç durum karşısında Elissa Tyros’tan göçmeye karar vermiş ve yanına kentin ileri gelenlerinden bir grupla Sicharbas’ın definesini de alarak denize açılmış. Yolda giderken gemiden ağzına kadar dolu torbalar atı-yorlarmış denize. Dido bu torbaların içinde Sicharbas’ın altınları olduğu kanısıyla kardeşini aldatmaya girişmiş, oysa torbalar kumla doluymuş. Göçmenler, gide gide Afrika’nın Libya kıyılarına varmışlar ve orada karaya çıkmışlar. Önce Kıbrıs’a uğrayıp Aphrodite tapınağından seksen genç kız kaçırarak kendilerine eş edinmişler. Libya yerlileri Elissa ile adamlarını iyi karşılamış, bir öküzün pösteki-sine sığacak kadar toprağı seçip oraya yerleşebileceklerini söylemişler. Elissa da bir öküz derisini öyle ince şeritler halinde kesmiş ki, epey bir toprağı elde edip oraya bir kent kurmaya koyulmuş. Bu kent sonradan Kartaca diye anılacak Roma’nın düşmanı, büyük Afrika kentidir. Elissa orada kraliçe olur, ne var ki yöre krallarından biri ona talip çıkar, evlenmek ister. Elissa bu isteği tiksintiyle karşılar, ama komşu krala karşı koyamayacağını bildiği için, üç aylık bir düşünme süresi ister, o sırada ölen kocasının ruhunu yatıştıracağını söyler. Üç ay sonra da bir odun yığınının üstüne çıkarak kendini diri diri yakar. Vergilius’un bu efsaneyi kullanarak yarattığı öykü şöyledir: Elissa’nın adı Dido’ya çevrilir, Sicharbas Sychaeus olur. Destan, Aene-as’m Kartaca topraklarına ayak basmasıyla başlar, kentini kurmakta olan kraliçe Troya’lı kahramanı görür görmez çarpılır, tanrıça Aphrodite’nin düzenlerine kurban gider.

 Aşkı ona her şeyi unutturur, Vergilius kraliçenin Aeneas’a Troya savaşını nasıl anlattırdığını uzun uzadıya gözümüzün önüne serdikten sonra, bir av sırasında fırtına ve doludan kaçan Troya’lı kahramanla Kartaca’lı kraliçenin nasıl bir mağaraya sığınıp orda Eros’un oklarına dayanamadıklarını, büyük bir aşk harla-yışıyla birbirinin olduklarını anlatır. Hemen Fama diye bir tanrıça çıkar ortaya, dedikoduyu simgeleyen, bu Fama gider dünyanın dört bir yanına yayar haberi, Dido’nun Aeneas’la seviştiği haberini; Zaman geçer, Dido aşkını kız kardeşi Anna’ya açar, bu sırada komşu kral İarbas Dido’nun bir yabancıyla sevişmesini rezalet sayarak Dido’yı sıkıştırır. Tanrılar da Odysseia misali araya girerler ve Aene-as’a haberci gönderirler ki, kaderi Dido’nun yanında keyif sürmek değil, İtalya’ya gidip yeni bir kent, bir devlet kurmaktır. Aeneas boyun eğer, gizlice kaçmaya hazırlanır, Dido farkına vanr, aralarında sert bir tartışma, büyük bir kavga kopar, kraliçe sevgilisini alıko-yamayacagını anlar ve canına kıymayı göze alır; bir odun yığını hazırlatır, Aeneas’la birlik, beraberliklerini yansıtan ne varsa hepsini oraya yığar, gece yarısı gene tanrıların dürtüsü üzerine Troya’lılar yelken açtıklarında, Dido gidişlerini gözler, sonra kılıcının üstüne atılarak kendini öldürür. Böylece hazırlanan odun yığını ölüsünün yakıldığı odun yıgmı olacaktır. Uzaklaşan Aeneas ufukta sevgilisi-ninin yanan mezarından yükselen dumanları görür. Bu serüven Latin şairinin en güzel, en içli dizeleriyle dile gelmiştir. Anna diye anılan kız kardeşi belki de ilerde Anna Perenna adıyla tapılan Roma tanrıçasıyla bir tutulabilir (Aineias, Anna Perenna).

Nefertiti; 

Firavun Akhenatov ile aynı düzeyde bulunuyor; Firavunun uygulaması gereken cezalara ya da yapması gereken işleri yapabilme yetkisi var; Din adamları kendisine bahsedilen nedenlerden dolayı olumlu bakmıyorlar; İyi eğitim almış, kendisini son derece iyi geliştirmiş; İnsanları büyüleyen, büyüleyemedikleri kişileri de zekasıyla kolayca alt edebilen birisi; Amacı; insanların lideri olmak, ölümsüzleşmek ve tarihe geçmek; Sonsuzluğun peşindedir; Kadınlığını kullanmayı bilirdi. Kişilerle kısık sesle konuşurdu, onu dinlemek için insanlar önünde eğilmek zorunda kalırlardı. Kusursuz bir gülüşü vardı; Bir Tanrıyla evlenip tanrıça olmak peşindeydi. Daha da ötesini istiyordu aslında Tanrılar kendilerine yetiştiğim için beni cezalandıracaklar mı? Diyebilecek kadar ötesini.; Ölümü göze alacak kadar cesurdu; Kurnazdı, kontrol edilemez bir gücü vardı; hedefine kilitlenir ve bu yolda her şeyi meşru sayardı; Vahşi bir özgüveni vardı; Ölümsüzlüğüne inanıyordu. Öyle olmadığını anladığında cesareti korkuya dönüştü; Firavun Amenhotep’i Mısır’daki geleneksel inançları y ıkarak yeni bir inanca (ATON dini= Güneş Tanrısına inanma) sahip olmayı ikna etme gücüne sahip olmuştu.

Kleopatra;

Babasının isteği üzerine 9 yaşındaki erkek kardeşi ile evlendi; Krallar kraliçesi olabilmek için cazibesini silah olarak kullandı; Kendi görüntüsünde para bastırdı -Mısır kraliçesi olduğunda 15 yaşındaydı; Kleopatra; Mısır tahtına oturan bir kraliçe olmak istiyordu, Roma Komutanı Jul Sezar’da Mısır’ı Roma’ya bağlı bir eyalet yapmak istiyordu. Kleopatra’nın amacına ulaşabilmesi için Jul Sezar’a ihtiyacı vardı); Jul Sezar’ın ölümünden sonra Roma’nın komutanlarından Mark Anthony ile ilişkisi oldu; Kleopatra, Roma ve Mısır’ın siyasi ve aşk beraberliğini cazibe ve aşk ilişkisi ile sağlamaya çalıştı; Siyasi hırsı u ğruna, kardeşleri ile evliliği, entrikaları, öldürmeleri, ve Romalı komutanlar ile yaptığı nikahsız evlilikler onun hayat hikayesinin kaynağı oldu; Tam 9 dil biliyordu; Varlıklı bir ailenin kızıydı, babası XI.Ptolemaiou’dur. Kleopatra tahta çıktığında halkın kendisini kabul etmesi için kendisini Mısır dinine Verdi; En büyük hayali;

Büyük iskender’in hayali olarak bilinen tüm dünyaya sahip olmaktı; Kleopatra ilk firavunların gücüne sahip olmak ve Mısır’ın kaybettiği toprakları geri almak istiyordu; Baba XII.Ptolemaiou, Mısır’daki gücünün azaldığını fark ettiğinde Romalılara rüşvet vermeye başlamıştı; Bütün filmlerde fazla abartılan bir karakter olarak gösterilmesine rağmen gerek karakter gerekse fiziksel açıdan anlatıldığı gibi bir kişi değildir. (Kleopatra Miti)

Kleopatra VII;

MsXLabs.org & Temel Britannica & Vikipedi

Kleopatra (Ocak MÖ 69 - 12 Ağustos MÖ 30), Antik Mısır’ın son Hellenistik kraliçesidir. Asıl ünvanı VII. Kleopatra olmasına rağmen kendisinden önce gelenler unutulduğu için, kısaca Kleopatra olarak bilinir. 9 dil bilen Kleopatra zeki bir kadındı. İskenderiye’de doğdu. Aslen Yunan olan Kleopatra, babası XI. Ptolemaios`un vasiyeti üzerine kardeşi ile evlendi. O zamanlar Mısır’da egemen olan Yunanlılar Mısır toplumuna karışmamak için kendi soylarından olan kişilerle evleniyorlardı, bu da akraba evlilikleri sonucu özürlü insanların doğumuna yol açıyordu. Babası öldüğünde 18 yaşında olan Kleopatra tahta çıktı. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Mısır dinine verdi. Kardeşi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne yollandı. Kleopatra iktidara yanında büyük Roma imparatoru Sezar ile geri döndü. Kleopatra’nın bir halı içinde Sezar`ın sarayına girdiği ve bu büyük kralı kendine aşık ettiği rivayet edilir. Bu olaydan sonra kardeşi, kimsenin bilmediği bir sebeple Nil sularında boğuldu. Kardeşinin aradan çekilmesi ile Kleopatra tek başına iktidar koltuğuna oturdu. O sırada Sezar’dan bir çocuğu oldu ve minik Sezarion`u alıp Roma’ya gitti. En büyük hayali, iki imparatorluğu birleştirip Büyük İskender’in de hayali olarak bilinen tüm dünyaya sahip olmaktı. MÖ 44’te Sezar ölünce bu hayallerini ertelemek zorunda kaldı . Sezar ölünce Roma İmparatorluğu, tahta çıkan Octavian (Sezar’ın yeğeni) ve Marcus Antonius arasında ikiye ayrıldı. Doğu artık Marcus tarafından yönetilmekteydi ve ilk işi de Mısır’ı ziyaret oldu. Antonius Kleopatra’ya delice aşık oldu. Kleopatra’nin Antonius’dan da iki kiz çocuğu oldu. Bir süre Tarsus’da yaşadılar ve bu yıllarda Octavius`a savaş açtılar. Actiumda yapılan savaşta Kleopatra ve Marcus kaçmak zorunda kaldı. İskenderiye’deki sarayına dönen Kleopatra’nın kendisini bir kobraya sokturarak intihar ettiği rivayet edilir. Öldüğünde 39 yaşındaydı. Kleopatra (İÖ 69-30), güzelliği ve çekiciliğiyle ünlü bir Mısır kraliçesidir. Üç büyük Romalı yönetici olan Jül Sezar, Marcus Antonius ve Augustus Caesar adıyla bilinen Octavianus’un yaşamlarında önemli bir rol oynamıştır. Babası XII. Ptolemaios İÖ 51’de öldüğünde Kleopatra 17 yaşındaydı. Erkek kardeşi XIII. Ptolemaios ile birlikte tahta çıktıysa da kısa bir süre sonra aralarındaki anlaşmazlık yüzünden ülkede iç savaş başladı ve Kleopatra tahttan uzaklaştırıldı. Tahtı ele geçirmek için Roma’nın desteğinin gerekli olduğu düşüncesiyle Jül Sezar’ın dostluğunu kazanmaya girişti. Kleopatra ilk firavunların gücüne sahip olmak ve Mısır’ın kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Kleopatra’ya âşık olan Jül Sezar, onun yeniden tahta çıkmasını sağladı. Kleopatra, daha sonra Roma’ya giderek, Sezar’ın İÖ 44’te öldürülmesine kadar Roma’da kaldı. Bu tarihten sonra Romalılar’ ca sevilmediğinin farkına vardığı için Mısır’a döndü. Üç yıl sonra Roma’yı Octavianus’la birlikte yöneten Marcus Antonius ile karşılaştı. Kleopatra’nın büyüsüne kapılan Marcus Antonius, Octavianus’un kız kardeşi olan karısı Octavia’yı bırakarak Mısır’da Kleopatra ile birlikte yaşamaya başladı. Octavianus da Kleopatra ve Marcus Antonius’a savaş açarak İÖ 31&’de Aktium Deniz Savaşı’nda onları yenilgiye uğrattı. Kleopatra savaşın önemli bir anında Marcus Antonius’u yalnız bırakarak donanmasını geri çekti. Yenilgiye uğrayan Marcus Antonius, İskenderiye’ye kaçan Kleopatra’nın ardından gitti. Oysa Kleopatra artık Antonius’tan kurtul mayı ve güçlü Octavianus’un desteğini kazanmayı istiyordu. Bu yüzden kendisi için yaptırdığı anıt mezara çekildi ve ulaklar öldüğü haberini yaydı. Bunu duyan Antonius kederinden göğsüne hançerini sapladı. Kleopatra Octavianus’u etkilemeye çalıştıysa da başaramayınca, Mısır krallığının simgesi olan kobra yılanına kendini sokturarak yaşamına son verdi. Kleopatra’nın ölümüyle Mısır’da Ptolemaios hanedanı sona erdi ve ülke Roma İmparatorluğu’nun bir ili durumuna geldi.

Kleopatra’nınHikayesi;

Mısır geleneklerine göre babasının isteği üzerine 15 yaşının içinde kardeşi ile evlendi, yönetime ortak oldu. Sezar ile ilişki kurdu metresi oldu, Mısır’ın tahtında kalabilmek için Antonius ile beraber yaşadı, üç çocuğu oldu. Krallar kraliçesi olabilmek için cinsel cazibesini silah olarak kullandı. Ve 39 yaşının içinde zehirlenerek öldü. Kilikya kelimesinin anlamı üzerinde görüş açıklayanların düşünceleri farklı farklıdır. Fenike Kralı Agenor’un soyundan gelen Kiliks adındaki şahıstan dolayı isim aldığı açıklandığı gibi, cam yapımında kullanılan kumtaşının kaynağı olan bölge olması da gösterilir. Taştan topraktan yapılan cam gibi “insanın görüntüsünü yansıtan” aynalarsadece bir görünüştür. Aynanın arkasında var olan duygular ve gerçekler ise çoğu kez saklanır…Ama yaşanan olaylar ve yansımalar tarihin gündeminde hiç unutulmaz…Tıpkı Bir zamanlar Mısır diyarına hükmeden Kleopotra’nın hayat hikayesinde olduğu gibi. Kısa kesilmiş sarı saçları mavi gözleri alımlı bakışları ile İskender ordusu ile Mısır’ın fethine katılan Yunanlı soyunun temsilcisi idi. Büyük İskenderin Mısır’ı fethi esnasında o diyarda kurulan Ptoleme krallığının mirascısı idi. Ve kraliyet tahtında da babası Ptoleme XII bulunuyordu. Bir baba çocuklarının özelliğini en iyi bilecek bir insandır. Yaşa ki göresin derler ya! Mısır yönetimini elinde bulunduran Ptoleme XII’nin karşılaştığı olaylar ilginç olduğu kadar da düşündürücü idi. Ptoleme XII, kızı Cleopatra ile birlikte Roma’yı ziyaret etmek istediğinde kendi öz kızı Tryphanea’nın isyanı ve kraliyet tahtını ele geçirmesiyle sarsıldı. Tryphanea’ya isyan edenler onu öldürerek hayatına son verdiler. MÖ 58 yılında diğer kız kardeşi Berenica’da babasına isyan ederek kraliyet tahtını ele geçirdi. Yaşlı kral Ptoleme XII ölmeden önce Mısır krallığının yönetimini küçük oğlu Ptoleme’ye geçmesini istiyordu. Ama bir isteği vardı: Kızı Cleopatra ile hayatta bulunan oğlunun evlilik yaparak yönetimin ortaklaşa sürdürmeleri… Yaşlı baba Ptoleme XII, MÖ 51 yılında öldü. Ve kağıt üzerinde de olsa Cleopatra kendi kardeşi ile evlendi. Aynı ana babadan doğma öz

kardeş olanlar arasında yapılan evlilik ne kadar sağlam temellere dayanırdı ki! Cleopatra ile resmiyette kocası ve XIII. Ptoleme ünvanıyla Mısır yönetiminde bulunan kardeşi arasındaki çekişme ve çatışmalar sürdü gitti. Evlilikleri 3 yıl kadar sürdü. Ve Cleopatra kardeşinin öldürülmesi üzerine tek başına yönetimi eline geçirdi. Kendi görüntüsü olan yaralar bastırdı. Mısır kraliçesi olduğunda 15 yaşında idi. Ama hayatta kalan son kız kardeşi Arsinoe’nin askeri darbesine karşı koyamadı ve sürgüne gönderildi.

Roma İmparatorluğunun merkezinde siyasi ve askeri karışıklıklar vardı. Roma’da yaşanan iç savaşı Pompey adındaki kumandan kaybetti. Bu mücadelede Mısırlılı kumandanlar Jül Sezar’a destek verdiler. O sırada Mısır tahtında Ptoleme adıyla bir başka kral vardı ve o da Cleopatra’nın hayatta olan kardeşi idi. Mısır geleneklerine göre de aynı zamanda Cleopatra’nın evli kocası sayılıyordu. Ama Cleopatra ile “sözde kocası” arasında şiddetli çekişme ve çatışmalar vardı. Jül Sezar, denizden donanması ve ordusu ile İskenderiye sahillerine geldi. Kenti ele geçirdi. Mısır Kralı Ptoleme ile “hem karısı ve hem de kardeşi” Cleopatra arasında yaşanan olaylarda arabuluculuk yapmak istedi. Sezar’ın görevi Roma’ya bağımlı bir Mısır eyaleti yaratmak idi. İskenderiye’de siyasi karışıklıklar sürdü gitti. Cleopatra, tarihi belgelere yansıyan hikayeye göre- sarayda bir İran halısı içinde Sezar’ın önüne kondu. Halı açıldı ve içinden insan aklını, duygusunu etkileyen bakışları ve cinsel cazibesi ile baştan çıkaran genç bir kadın çıktı. Sezar’a elini uzattı. Duygusal yakınlık kısa sürede aşka dönüştü. Cleopatra Mısır tahtında oturan bir kraliçe olmak istiyordu ama Romalı Jül Sezar’ın desteğine ihtiyacı vardı. Cleopatra ile Jül Sezar arasındaki sıcak ilişkiler, Nil nehri üzerinde yapılan yüzlerce geminin katıldığı görkemli seyahatlar ile sürdü gitti. Dillere destan hikayeler ve destanlar anlatılmaya başlandı. Cleopatra 20, Jül Sezar ise 50 yaşının içinde idi. Fiziksel görünüşlerine göre “Baba ve kız” durumunda olan iki insanın siyasi amaçlar ve iktidarı ellerinde bulundurmak için “yatak odasına kadar uzanan” beraberlikleri söz konusu idi. Ve bu beraberlikten bir oğlan çocuğu oldu. Adına da “Sezarion” dediler. Sezar, Mısır’ı Kleopatra’nın yönetiminde ama Roma’ya bağlılık gösterir statüde bırakarak ülkesine döndü. (MÖ 47) Cleopatra, aşkı Sezar’ın yanı başında olmak için oğlu Sezarion ile birlikte Roma’ya gitti. Bir müddet İmparator sarayı yakınlarında misafir oldu. Sezar, en yakınında bulunan evlatlığı Brütüs ve adamları tarafından Senato kapısında arkadan hançer saplanarak öldürüldü (MÖ 15 Mart 44). Son sözleri” Sen de mi Bürütüs?” sözleri bin yıllardan beri insanoğlunun dilinden düşmedi.

Sezar sonrası Roma’da yönetimin önde gelen kumandanlarından Mark Anthony ile Cleopatra arasında “sorunları çözümleme” görüşmesi Kilikya olarak isimlendirilen Çukurova’nın en büyük kentlerinden Tarsus’ta gerçekleştirildi (MÖ 42). Tarsus buluşması Cleopatra ile Antonius arasında yeni bir aşkın doğmasına yol açtı. Ertesi yıl (MÖ 41) Cleopatra yeni sevgilisi ve yatak odası arkadaşı Antonius ile İskenderiye’de beraber oldu. Antonius, Kleopatra’nın Mısır kraliçesi olması isteğini onayladı. Sonra Anadolu’ya geçerek Ermenistan ve Partlar üzerine yürüdü. Büyük zafer kazandı. Mısır ordusu karadan ve denizden Antonius’un emrinde idi. Cleopatra ile Antonius’un beraberliğinden önce iki çocuk oldu: Helios ve Selene isimlerinde… Antonius’un bu beraberliği de yasal bir evlilik değildi. Kleopatra’nın Antonius’un beraberliğinden doğan üçüncü çocuğunun ismi de Filadelfus idi. Cleopatra ile Antonius’un on yıl kadar süren (MÖ 40-30) beraber olmasını sağlayan merkez Tarsus şehri oldu. Tarsus buluşmaları dillere destan aşk hikayelerinin de kaynağı oldu. Roma’daki iktidar mücadelesi ve kumandanlar arasındaki çatışmalar bitmedi. Roma’nın güçlü kumandanı Oktavian ile Antonius arasındaki Actium deniz savaşını Antonius kazandı. Bu savaşta Cleopatra, sevgilisinin donanmasının zayıflığını gördü. Kendi donanmasına İskenderiyeye dönmesi emrini verdi. Oktavian, Antonius’un peşinden Mısır’a geldi. Antonius, ağır bir şekilde kaybettiği mücadele sonrası intihar ederek hayatına son verdi. Cleopatra da sarayına kapandı ve son anında kadehindeki zehirli şarabı içerek hayatına son verdi. Kleopatra’nın zehirlenerek ölmesi olayına “Yılan zehirledi” hikayesini uydurarak olayı anlattılar. Ve tarihler MÖ 30’u gösteriyordu. Cleopatra 39 yıl ömür sürdürmüş. Roma ile Mısır’ın siyasi beraberliğini “cinsel cazibe ve aşk ilişkisi” ile sağlamaya çalışmıştı. İktidara giden her yolu kullanmak onun için geçerli idi. Siyasi hırsı uğruna, kardeşleri ile evliliği, entrikalar öldürmeler ve Romalı kumandanlar ile yaptığı nikahsız evlilikler onun hayat hikayesinin kaynağı oldu. Bu olaydan geriye ne kaldı derseniz: Cleopatra ile Antonius buluşması Akdeniz kıyısındaki Tarsus’ta gerçekleşiyordu. Tarsus’un ana giriş kapısından geçerek villa-sarayda buluşmalar, görüşmeler ve beraberlikler, arkasından yapılan spor gösterileri, arenalarda boğuşmalar hemen hepsi unutuldu gitti. Ama sadece geriye günümüzde hala Tarsus’un önemli bir tarihi simgesi olan “Kleopatra kapısı” ismi kaldı. Bir de o dönem bastırılan paralar üzerinde Kleopatra’nın genç ve hırslı olduğunu yansıtan büst heykeller ile paralar üzerindeki görüntüsü. Belki suni fiziği güzelliği vardı ama siyasi ihtirasları onu bambaşka bir insan yapmıştı! (Cezmi YURTSEVER, 2008)

Kraliçe Hatşepsut;

18.Hanedan döneminde, hüküm süren 5. kadın firavun; Üvey kardeşi II.Thutmose ile evlenir, ölümünden sonra üvey oğluna tahtı kaptırmamam için baş rahip ile anlaşma yapar ve kendini Firavun ilan ettirir; 22 yıl iktidarda bulunmuştur;Tarihte adı kayıtlara geçen ilk kadındır; Mısır’ın güneyinde bulunan Punt topraklarının keşfedilmesi için 10 emir vermiştir; Kraliçe olduktan sonra bir kral gibi giyinmiş, takma sakal takmıştır; İlk büyük kadın olarak bilinir; Uzun ve müreffeh bir dönem yaşanmıştır (uluslar arası ticaret gelişmiştir, Mısır mimarisine uygun eserler yapılmıştır-tapınaklar, dikilitaş-;Hatşepsut, karizmatik, deneyimli ve usta bir politikacıdır; Babası tarafından seçilmiş olduğunu iddia etti, ve bunu da babasının mezartaşına yazdırdı.

DERLEME 5. BÖLÜM

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)