DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)
DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)
0 Yorum
27-08-2021

FEMİNİSTLERİN TARİHE YAKLAŞIMI

- Bu nedenle, kadınların tarihe yazılması, yalnızca mevcut tarih yazımına bir “ek” olmaktan öte tarih yazımının niteliksel olarak dönüştürebilecek yeni sorular ortaya atılmasını gerektiriyordu.

- Gerda Lerner, Gisela Bock, Renata Biridenthal, Claudra Koonz ve Jon Wallach Scott gibi kadın tarihçiler, tarih disiplininin metodolojisin eleştirerek kadınların bu bağlam üzerinden tarihte yok sayıldığının altını çizerek kadınları görünür kılmanın bütünlüklü bir kadın tarihi alanının oluşmasından geçtiği belirttiler. Buna göre yalnızca tekil kadın tarihleri, kadın kahramanlar, ünlü kadınlar değil, tarih yazımında ötekileştirilen toplumsal gruplar ve ezilenler içinde kadın deneyimlerinin tarihin konusu olması gerektiği vurguladılar.

- Kadın tarihçileri ana akım tarih yazımındaki dönemselleştirmelere de meydan okumuşlardır. Örneğin, Fransız Devrimi ve Haklar Beyannamesi’nin liberal, özerk, eril birey tahayyülü ile “erkek yurttaşlar” için getirdiği demokratik kamusal alana, siyasal katılım haklarının kadınlara tanınmamış olması dolayısıyla Fransız Devrimi’nin “devrimci” niteliği sorgulanmıştır ya da Karanlık Çağlar kadınlar için ne kadar karanlıktı? Ya Aydınlanma Çağı kimler için aydınlanmaya işaret ediyor? Gibi kışkırtıcı sorular sorulmuştur. “Kadın Tarihi Tarihin Neresine Düşüyor?” başlıklı bir söyleşide Serpil Çakır şunları söylüyordu: Joan Kelly “Kadınlar için Rönesans yoktur ya da en azından kadınların Rönesansı Rönesans döneminde yaşamadığını söyleyebiliriz” der. Gerçekten de kadın tarihinin ödevlerinden biri de egemen dönemlendirme anlayışlarını sorgulamak olmalıdır. Kadın tarihini yazmak için yeni kavramlara ve kadın hayatları temel alınarak yapılan dönemlendirmelere ihtiyaç var. Ortaçağ’da Avrupa’da büyük çamaşır yıkama dönemi Yugoslavya’dan, Almanya’ya kadar her yerde belli bir tarihsel kesit içinde kadınların ortak yaşadığı bir deneyim olarak ortaya çıkmıştır. Belli tarihsel olaylarda da kadın varlığını açığa çıkarmak önemli olduğu için bazı soruların sorulması gerekiyor.

- Simone de Beauvoir, kadını tüm tarihlerin ötekisi olarak tanımlarayak Marksist ve liberal teorileri reddetmiş kadının ezilmesinin benzersiz ve eşsiz olduğu fikrinde ısrar etmiştir.

- Gerda Lerner: tarihin “nesnellik” iddiasını ve metedolojisini eleştirip, kadınların tarihsel görünmezliğine odaklandılar.

- Maria mies: Feminist araştırma, salt kadın bilgisine ulaşmakla yetinmez; bu bilginin kadınların yaşamını dönüştürme ve özgürleştirme mücadelesine katkıda bulunması gerekir. Yani araştırma sonucu ulaşılan kadın deneyimleri, yaşamı dönüştürecek politik bilgi haline getirilmelidir

- Scoot: feminist tarihçiler kadınların tarihe yanlış yerleştirildiğini, görmezden gelindiğini vurguladılar.

- Sponberg: Feminist tarih sadece kadınların baskı altına alınışlarının tarihiyle ilgilenmez, kadınların baskılara , dışlanmaya ve sadece ev içiyle sınırlanmalarına direnişin tarihine de bakar. Tarih yazımındaki cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı deşifre edilmelidir.

- Modern tarihin içine geçmişin mitleri yerleştirilmiştir; Meryem yada fahişe, melek yada öldüren cazibe.

- Tarihi metinlerde kadınlar kargaşanın ve bozulmanın başlıca sorumlusudur.

- Heredot: tüm doğu batı savaşları kadınlar yüzünden çıkmıştır.

KADIN TOPLULUKLARI

Frigya‟da: Kybele, Semele, Kubele, Kubebe

Lykia‟da: Kybele, Kubele, Dinda, Leto, Lat

Hitit‟te (Kültepe Kaynaklarında): Arianna, Hepat, Kubaba

Efes‟te: Artemis

Orta Anadolu‟da: Kybele, Hepa

Batı Anadolu‟da: Hebe

Babil‟lilerde: İştar (İausga)

Sümerler‟de: Marianna, İnanna

Mısır‟da: İsis

Suriye‟de: Lat, Atargatis, Palestene, Asrerte, Diktinna

Girit‟te: Rhea, Artemis, Ops, Ge, Mata, Urania; Urunome, İda, Maia

İtalya‟da: Venüs, Vesta, Anna, Marianna

Arabistan ve Hicaz‟da: Hubbel, Kıble

Karadeniz‟de ve Pontos‟ta: Maa

Ermenistan‟da ve Açilisena‟da: Anaitis

Kudüs‟te: Hepa Heve (Havva Ana)

Havva

Lilith

Lilith

- Lilith’in ilk izleri teoriye göre İ.Ö 3500 tarihli Sümer Babil inancında yer alan Lamaştu adlı bir demoneste görülüyor. Kanatları olan dişi bir ifrit Lamaştu ve bebekler ile yeni doğum yapmış kadınları öldürüyor. Bu korkunç varlık ayrıca hamile kadınların bebeklerini düşürmelerine, uyku düzensizlikleri ve kabuslara, hatta erkeklerin kanını içip, etini yemeye dek daha bir çok etkinliğe de sahip! Aynı Lamia mitindeki gibi Lamaştu da şekil değiştirip erkek avlamakta birinci. Bu korkunç kimlik yaygın olarak tanınmakta eski çağlarda: öyle ki yapılan kazılarda Asur ve Kenan uygarlıklarına ait buluntularda bile böylesi korkunç bir varlığa karşı korunma tılsımları çıkmış.

- Sonraki iz İÖ 3000 olarak belirleniyor…Ur kentindeki buluntularda gün ışığına çıkan bir tabletteki “Gılgameş ve Huluppu (söğüt) Ağacı” öyküsünde küçük bir karakter olarak görülmüş. Öykü aşk tanrıçası İnanna’nın kutsal ağacına yerleşen bir dişi cin hakkında. Ünlü Sümerolog N Kramer adını Lillake diye okumuş ama bu konuda da spekülasyon çok. Adı doğru okumuş olsa bile bu varlığın Lilith olup olmadığı hiç kesinlik kazanmamış.

- Sonra İ.Ö 2400 tarihli Sümer kralları listesinde ve semitik dil konuşan Mezopotamya halkları arasında Lil adlı yıkıcı fırtına ve rüzgarların tanrıçası olarak çıkıyor karşımıza. Babilliler arasında ise rüzgar ruhu ve şehvet demonesi Lilitu diye tanınıyor.

- İÖ 2000 tarihli bir rölyefte de resmi bulunmuş Lilith’in. Bu rölyefin Lilith olduğunu Kramer de, Norman Corville de öne sürmüşler ama karşı çıkan da çok olmuş. Rölyef, kanatlı, çıplak, kuş pençesinden ayakları olan bir kadını göstermekte. Başında dört boynuzu olan bir şapka, ellerinde de Mısır sembolü “ankh”ın en eski şekillerini taşımakta. Ayrıca ayaklarının altında iki aslan ve yanında iki baykuş da var.

- Lilith eski çağlarda hep kötü bir tanrıça olarak görülmemiş. Sümerlerde tanrıça İnanna’nın sol eli olduğuna inanılırmış. Görevi ise erkekleri tanrıçanın tapınağında, tapınak kadınlarınca yapılan tantrik ritüellere getirmekmiş. Yani bu rolde aldatıcı ve baştan çıkarıcı bir kadın ve fahişe olarak algılanmış.

- Etimolojik bir araştırma Lilith hakkında garip sonuçlara götürebiliyor kişiyi. İnceleyelim.

- Sümerce

- Lil: Hava. Örneğin baş tanrı, fırtına tanrısı Enlil’in adı En (tanrı) ve Lil (hava) sözcüklerinde oluşmuş.

- Lilitu: Ruh, spirit (çoğul). Lilith ile ilgili kullanılmış en eski terim olan Lili, bu sözcüğün tekili.

- Lulu: şehvet

- Lalu:Lüks ve rahatlık

- Limnu: kötülük

- Sümer Babil İnancında:

- Ardatu: evlilik çağındaki genç kız

- Ardat Lili: görevi ise erotik rüyalara neden olup, erkeklerin semenini ve gücünü almak olan genç dişi spirit.

- Lilu: çocuk hırsızı demonlar

- Yşa.34: 14 Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler*fh*karşılıklı

böğürecek. Lilit*fı* oraya yerleşip rahata kavuşacak.D Not 34:14 'Teke': Teke görünümlü cin anlamına da gelebilir (bkz. Lev.17:7). 34:14 "Lilit": Bir tür cin olabilir.

- Türkçe tevratta “gece canavarı” Kİng James’de screeching owl olarak tercüme edilen İbranice sözcük, Tevrat’ın bir başka versiyonu olan Farby tercümesinde ise doğrudan Lilith olarak tercüme edilmiş.

- Kimileri gece canavarı ve Lilith isimlerinin birbiri yerine kullanılmasının gerisinde İbranice Laylah (gece) kelimesinin yanlış tercümesi olduğunu öne sürüyor.

- Yunan dinide Lilith, çocuk hırsızı Lamia ve yılan-kadın Ekhidna’dan başka Eileithyia veya Llithya olarak tanınıyor. Bunların her ikisi de doğum tanrıçası.

- Lilith’in Mezopotamyadaki görünümün adı Belit-ili. O da çocuk doğumunu yöneten bir ana tanrıça. En önemlisi de adının anlamı “Tanrıların hanımı”.

Kadın toplulukları: 40 kızlar, periler, cinler, şahmaran hikayesi vb. isimler altında yaşamaya devam ederler. Genelde negatif roller yüklenir kendilerine.

Surka Alem:

Helen imparatoru İskender 300 Kürt kızını komuta kademesindeki askerleriyle evlendirmek için on bin kişilik bir evlilik töreni yapar. 300 Kürt kızı Zagros dağlarının Zerdüşt tapınaklarının rahipleri ve önde gelen ailelerin kızları olduğu anlaşılmaktadır. Kendini yeni işgalci güçlerin yerel iktidarına hazırlayan işbirlikçi siyasetin ihanetine uğramışlardır. Zerdüşt felsefesinin kadın kutsallığı ilkesi hem özgür evlilik ve aşk ahlakının gereğidir. Bedenlerininin üzerine ülkelerinin kaderi yazılıyordu. O halde bedeni dokunulmaz kılmak özgürlük ahlakı ve ülkelerinin kaderi için hayatidir. Dokunulmaz kadın ruhu dokunulmaz ülke ve özgür aşk birliğidir; köleliği kendine dokundurmama Kürt kadınlarının temel öz savunma kuralı olur. Bu dağın kızları bedenlerin iyilik ve kötülüğün çatışma alanı olduğuna karar verirler ve Sessiz örgütledikleri ama büyük yankısı olacak bir ayaklanmaya hazırlanırlar. Düğün gecesi yanlarına aldıkları hançerlerle zorla evlendirildikleri askeri komutanı ve kendilerini öldürerek bir isyan başlatırlar. Bu isyana Surka Âlem İsyanı denir. Surka Âlem (Sur-Sor-kırmızı Âlem-halk)Kürtçe kızıl başlık takanların isyanı demektir. Kızıl başlık halkın kutsal mabet hizmetlilerinin alameti olduğundan, bir halk adını değil o inancın temsilcilerini işaret etmektedir. Kızıl başlıklı bu Zagros kadınlarının isyanını Özcan İnce ‘Dört Kapı Kırk Makam’ kitabında dile getirir. ‘Surka Âlem en önemli kızılbaş masalıdır. Bu masalda Kürtçe beyitlerde vardır’ diyen İnce, dikkatimizi doğru tarih kaynakları olan halk masallarına, beyitlerine, şiir ve deyişlerine çeker. Çünkü egemenler tarihi çarpıtarak veya örtbas ederek anlatırlar. Lakin Ksenefon ve Heredot bu evliliklerden bahsederler ama bu isyandan hiç söz etmezler. Surka Âlem isyanı, Kürtlerde tarih masal, stran, şiir yoluyla sözlü aktarıldığından doğru bir kadın tarih kaynağı olmaktadır. Surka Âlem isyancıları zorla evlendirilmelerini kabullenmeyerek, zoraki evlilikleri bir işgalin temsili olduğunu bilerek hareket etmiş ve ne Zagrosların ne de kadınların geçit vermeyeceğini düğün gecesi ayaklanma planlayarak gösterirler. Kadınların bu isyanıyla ayaklanma büyür ve bu evlilikler gerçekleşemez.

Amazonlar, Amazon kelimesi muhtemelen Farsça, savaşçılar anlamına gelen 'ha-mazan' kelimesinde türetilmiştir. Klasik Yunanca'da etimolojik olarak mazos göğüssüz anlamındadır. Yaygın inanışa göre Amazonların rahat yay ve mızrak kullanabilmek için sağ göğüslerini kestikleri veya yaktıkları söylenir. Dönemsel sanat eserlerinde buna dair bir delil bulunmamaktadır. Ama bizce “a-massein” (yaklaşılamaz kadın) yorumu en gerçekçi yorum olmaktadır. Amazonların kendilerini 'ayın kızları' olarak gördüklerini, ana tanrıça Kybele ve Artemis'in hizmetkarı olarak kabul ettiklerini biliyoruz. Bu nedenle kendilerine kendi dillerinde 'Amız' yada 'Amıs'adını taktılar. Latinler de onlara 'Amız /on' dediler. Bu terim 'Amazon' biçimine dönüşerek tarihe mal oldu. Anadolu’nun kuzeybatı kıyılarına, hatta Yunanistan’a kadar uzandılar. Smyrna (İzmir), Sinoppe (Sinop), Myrina, Kyme, Pashos kentlerinin kurucusu sayılırlar. Amazonlardan ilk söz eden kaynak, Homeros'tur.[1] Herodot'a göre Amazonlar Sarmatia'nın Scythia ile sınır bölgesinde yaşamışlardır. [2] 'Erkek gibi Amazonlar'ın savaşlarını anlatır. [1] Yine Heredot'a göre Herodot'a göre Sarmatyalılar, Amazonlar ve İskitlerin atalarıdır. [2] Sarmatyalılarda kadınlar sık sık erkeklerle beraber ava çıkar, savaşta yer alırlardı. Ona göre savaşta bir adam öldürmeyen kadın evlenemezdi. Ayrıca bir çok başka kaynakta da Amazonlar'ın izlerini bulmak olasıdır.[1] Hipokrat, Amazonları sağ göğüsleri olmayanlar olarak anlatır. Ona göre kız çocuklarına yapılan ve sıcak bronz bir metalle gerçekleştirilen operasyonla sağ göğüsün büyümesi engellenerek sağ omuz ve kolun gelişmesi sağlanırdı. Sezar, yaptığı bir konuşmada Senatoya Semiramiş ve Amazonlarının Önasya'da yaptığı fetihleri anlatır. Ayrıca Pompeius Trogus, Amazonların vatanı olarak Kapadokya'yı gösterecektir. Çeşitli Romalı tarihçiye göre Amazonların yaşadıkları yerler arasında farklılıklar vardır; Philostratus'a göre Toros Dağlarında, Ammianus'a göre Tanais'te, Procopius'a göre ise Kafkaslarda yaşamışlardır.Aurelianus esir alınan Got kadınlarını Amazonlar olarak adlandırdığı için bazen Amazonların vatanı olarak Baltık bölgesi bile belirtilmektedir.

Bakhalar: Dionysos, gezileri sırasında Ege Adaları'ndan topladığı kalabalık kadın takipçileriyle birlikte Argos şehrine gelir, fakat kafile Argos kralı (Perseus veya Perseus'un büyük babası Akrisios) tarafından şehre sokulmadığı gibi, Dionysos'un tanrılığı da kabul edilmez. Bu durum, bir savaş sebebidir elbette ve Argoslularla Dionysos'un kadın savaşçıları arasında kıyasıya bir dövüş başlar. Bazı kaynaklarda (örneğin Nonnus'un Dionysiaca'sının 47. kitabında) Argos kralı Perseus'un savaş sırasında taze gelin Ariadne'yi de Medusa başı vasıtasıyla taşa çevirip öldürmüş olduğu söylenir. Buna ihtimal verebilir miyiz, bilmiyorum, zira geride sayısız kadın mezarı bırakan bu acımasız savaş, bir tür barış antlaşmasıyla sona ermiş, nihayetinde Dionysos kültü Argos'ta da tanınmıştır. baskılanıp dışlanan kadın ve köleler

Euripides’in hayatının sonunda Bakkha’ları yazarken taşıdığı niyet ne olursa olsun, Yunan tragedyasının bu başyapıtı aynı zamanda Dionysos tapımı hakkındaki en önemli belgeyi oluşturmaktadır. Pentheus Dionysos’a karşı çıkar. “Lidya’dan bir yabancının da geldiğini söylüyorlar. Büyücü müymüş ne! Saçları altın sarısıymış, hoş kokulu kıvırcık perçemleri varmış, al yanaklıyımış, gözlerinde aphroditenin kösnüsü yanarmış. Gece gündüz kadınlarımız kızlarımızla düşüp kalkıyor, bakkhos gizemlerini öğretiyorum diye onları baştan çıkarıyormuş.” Kadınlar evlerini terk etmeye ve geceleri dağlarda koşturup, santur ve flüt sesleri eşliğinde dans etmeye itilmektedir. Pentheus’un bir hizmetkarı ceylan postlarına büründüklerini, başlarına sarmaşık çelenkleri taktıklarını, bellerine yılanlar sardıklarını, vahşi karacaları ve kurt enciklerini kollarında taşıyıp emzirdiklerini anlatır. Bakkahalar thyrsoslarıyla (kozalak başlı asa) kayalara vururlar ve vurdukları yerden su çıkar veya şarap fışkırır; toprağı kazarlar ve kazdıkları yerden oluk oluk süt akar, samaşıklı thyrsoslardan bal damlar. (mircea eliada )

Mainad : Dionysos'a eşlik edenler içinde en önemlileri, Dionysos'un Mainad (μαινάδ) adı verilen kadın takipçileridir. Mainad kelimesinin 'deli, çılgın, kuduruk ' gibi bir anlamı vardır ve Mainadlar, ritmik müzik, dans ve içki ile mest olup kendilerinden geçmiş bir durumda tasvir edilirler. Mainadlara Bakkhai (Bakkhalar), Bakkhantes veya Thyiades dendiği de olur. Mainadlar kendilerinden geçmek için defne yaprağı vb. de çiğneyebilirler. Esrime sonucunda özdenetimlerini tamamen yitiren Mainadlar, çığlıklar atar, ormanlarda veya tepelerden aşağıya 'Evohe!'diye bağırarak koşar, ellerine geçirdikleri hayvanları elleriyle parçalarlar (sparagmos). Bakkhaların ritüel sırasında ağaçları yerinden sökmeleri, çiğ et yemeleri de (omophagia) mümkündür. Geyik postu, thyrsos, yılan, boğa başlığı bu ritüellerin temel aksesuarlarıdır.

Sirenler,

Bu yerlerin tamamı uçurumlarla ve kayalıklarla çevrili olarak betimlenmiştir. Buralarda dolaşan denizciler, sirenlerin söylediği şarkıdan büyülenip gemilerini kayalıklara doğru sürmüşler ve sirenlere yem olmuşlardır.

Sirenler, Achelous'un kızları olarak betimlenmişlerdir. Homeros, sayılarıyla ilgili hiçbir şey söylemese de, sonradan yazarlar hem isimlerine hem de sayılarına değinmişlerdir. Bazen Aglaopheme ve Thelxiepeia adlı iki taneden bahsedilmiş; Peisinoe, Aglaope, ve Thelxiepeia adlı üç tanesinin de sözü geçmiştir. Sayıları genellikle iki ile beş arasında, isimleri de genellikle Thelxiepia/Thelxiope/Thelxinoe, Molpe, Aglaophonos/Aglaope, Pisinoe/Peisinoë, Parthenope, Ligeia, Leucosia, Raidne, ve Teles'tir. Bazı hikâyelere göre, genç Persephone'un oyun arkadaşları olduklarından da bahsedilmiştir. "Siren şarkısı" terimi ise, sirenlerin çok güzel sesleriyle söyleyip denizcileri büyüledikleri, böylece büyülenen denizcileri yedikleri şarkılardır. Orpheus kültünün zahitleri Demeter'i Toprak Ana'ya dönüştürdüler. Dionisos kültürü, Hintlerde Krişna ve Kopi kültürü, Balkanlarda Orfi kültürü, Adonis, Kibele, Mezopotamya’da İnanna, İştar, Hz Meryem üzerinde yoğunlaşabilirler. Bakhalar Alayı’nı inceleyebilirler. Bilimsel eğitim amacıyla bunları söylüyorum Krişna-kopi kültürü. Gerçekte Krişna, Brahman Kastına mensup bir köylü ailesinde doğmuş, vücudu kül renginde olan bir tanrıdır ve Aşk-ı İlahîyi, Tanrı Aşkını sembolize eder. Bütün gençliği Sevgilisi Çoban kızı Radha ile bütün günlerini diğer çoban kızları ve sevgilisi ile dans etmekle geçirir. En büyük özelliği daima elinde bir flût veya Kaval bulundurması ve çalmasıdır. [4] Onun hayat hikâyesi, pek çok şeyi aydınlatır niteliktedir. O, hem oyun oynamaktan ve eğlenceli şakalardan hoşlanan bir çocuk-tanrı, hem de flüt çalan, saçları tuvas tüyleriyle bezeli, yakışıklı, delikanlı ve esmer tenli pastoral bir tanrıdır. O’nun hoyrat melodileri, sütçü kızların (gopiler) zihinlerini ve ruhlarını mest eder.

SARMATYALI KADINLAR

Sarmatlar, adına atlarını kurban ettikleri bir ateş tanrısına tapan bir Aryen topluluktur. Anaerkil karakterli bu topluluk, Roma imparatorluğunun saldırılarına karşı kadınlar ve erkekler birlikte öz savunma savaşını vermişlerdir. Ölüleri için yaptıkları mezarlara (kurgan) değerli eşyalarını koyan Sarmatlara ait at takımları ve silahlar arkeolojik incelemelerde gün yüzüne çıkarılmıştır. At takımları ve silahları becerilerinin dönemin standartlarının üzerinde olduğunu göstermektedir. Yüzük, bilezik, taç, broş, altın tabak ve benzeri ziynet eşyalarının da bulunduğu bu mezarlar kadınların at takımları silahları ve ziynetleriyle birlikte gömüldüğünü göstermektedir. Çünkü Sarmatya kadın mezarlarında yüzde yirmi beş oranında silahlar çıkmaktadır. Aynı durum İskit kadın mezarlarında da görülmüştür.

KARYALI KADINLAR

Tarihte erkeklere karşı ilk kadın protestosu

Yunanistan'ın Dorlar tarafından istila edilmesiyle, Yunanistan'dan kaçan İyonlar, Dorlar ve Aiollar Anadolu'nun Ege kıyı şeridine göç ederler. İçlerinden Atina birliğinden gelen ve kendilerini İyonların en soylusu sananlar, kadınlarını yanlarında getirmezler. İşgal ettikleri Milet'te ana babalarını öldürdükleri Karyalı kadınları eş olarak alırlar. Bu cinayetleri ödetmek için,Karyalı kadınlar babalarını, kocalarını ve oğullarını öldürüp kendileriyle yaşamaya kalkışan erkeklere karşı, yeminle bağlandıkları bir yasa koyarlar. Bu yasa; erkeklerle birlikte yemeğe oturmamak, kocalarının adını anmamaktır. Yasa nesiller boyunca anadan kıza sürdürülür.

BİLİM VE FELSEFEDE KADINLAR

Theano (m.ö 580-500)pisagorun öğrencisi ve eşidir. Pisagorun ölümünden sonra okulun yönetimini üstlendi. İnsan canlı olan evrenin parçasıdır düşüncesini esas aldı. Kız öğrencileri çoktu onlara felsefi eğitim verdi. 

Aspasia (m.ö 460-401) Sokrates onun çok iyi bir felsefe ve retorik hocası olduğunu söyler, ona akıl danışır ve öğrencilerini ona gönderirdi. Atinada ilk defa hem erkeklerin hem de kadınların katıldıkları bir kültür merkezi açmıştır. Felsefeyi kamusal alana taşıyacak nutuklar vermiştir. Kendisinden 30 yaş büyük periklesle evlenir. Kimisi onu fahişe olarak adlandırmış, komedi yazarları onunla uğraşmış ancak perikles onu mahkemede savunmuştur.

Diotima (mö. 400): sokratesin hocası ve rahibe olarak tanınır. İnsanlara bilginin pek çok yerde ve biçimde bulunabileceğini öğretmiştir. Bazı bilgilere insanlar algılamaları ve duygularıyla ulaşabilirler. Bazı bilgiler içgüdüler ve sezgilerle edinilir. Ona göre bazıları ise insanların arasında vardır, sevgi gibi. Ona göre güzelin ve hakikatin bilgisi tektir ancak insanlar farklı duyu algılamaları nedeniyle bu tek olanı farklı biçimlerde algılamaktadırlar. Bu nedenle sonsuz olan yaşam içinde insan anlayışı bilgisi göreli ve sınırlıdır. Göksel aşk bu sınırları genişleten ve hakikatin bilgisine ulaşmada gerekli olan en önemli araçtır. Platon’un symposion isimli diyoloğunda Sokrates diotimanın sözlerini aktarır. Diotima konuşmasında eros’u ölümlüler (insanlar) ve ölümsüzler (tanrılar) arasındaki bir elçi, aracı olarak tanımlar. Eros, tanrının insanları güzele, iyiye, hakikate ulaştırmada kullandığı bir güçtür. Eros ile burada kastedilen “güzellik sevgisidir”. Hakikat “en güzel” olduğundan, bu ifade eros’un felsefi özünü en iyi şekilde açıklar.

Diotima ask öğretisine şöyle devam eder; 'bizler hayatta ilerledikçe, büyüdükçe aşkın algısı ve

içeriğinde büyürüz-yaşlanırız. Ilk önce genç vücutların güzelliği ile etkileniriz. daha sonra güzelliği bütün vücutlarda görürüz. Iste bu noktada ve sonrası, ilk kez ruhun güzelliğini de görmeye baslarız. Eğer bir insan bütün ruhlardaki güzelliği görmeye başladı mi, yaratılan her şeyin yapısındaki ve kurallarındaki güzelliklerin de farkına varacak ve takdir edecektir. En son, bizler düşüncelerdeki güzelliğe ulaşıp fark ederiz. Ask bizleri yaşadığımız surece ilerlediğimiz yolda (hayat) devam ettiren güçtür ve bu yüzden başlangıcından itibaren çok önemlidir.

'Eger zamanla bizlerdeki güzellik anlayışı değişse bile, değişen sadece bizim algılamamızdır, yoksa onda var olan güzellik değişmez'.

Arete m.ö 4.yy: arete kyrene okulu kurucusu aristippos’un kızıdır. Sokratesin de öğrencisidir. Felsefe ve doğa tarihi eğitimi görmüştür. Uzun yıllar atina da eğitim vermiştir. Bir çok yazısı günümüze kadar ulaşmıştır. Kitapları arasında sokratik hayat, çocukların disiplin altına alınması üzerine, Atinalıların savaşı üzerine, kadınların mutsuzluğu üzerine, olimpos dağının mucizeleri üzerine, gençliğin kendini beğenmişliği üzerine, arılar üzerine, yaşlılığın zorlukları üzerine.

HIPPARCHIA: Hipparchia m.ö 346 de, Yunanistan’da doğdu. Dokuma tezgâhlarının başına geçmeyi, yun iplik yapmayı reddettiği, ve aksine, felsefe çalışmalarına büyük ilgi duyduğu belirtilir. Kinik filozof Crates'e olan sevgisini açmış, sevdiği adamı kendisi seçmiştir. Hipparchia bir filozoftu. Onun esas üstünde durduğu konular ve uzman danışmanlık yaptığı alanlar evlilik, hastalıklar ve üzüntüler ve ölen kişilerin ardında kalanların mahrumiyetleriydi. Bu alanlarda pek çok çalışmalar yapmış. Pek çok tragedya ve felsefi kitaplar yazmıştır. Hipparcia esiyle birlikte yillarca sadakat icinde bir evlilik gecirmesine ragmen 'sevme ozgurlugu' konularinda propoganda yapmis ve kari koca bu dusunceyi hep desteklemislerdir. Cinselligin ayip bir sey olmadigini ve sevginin geregi dogal bir sey oldugunu anlatmislardir. Hipparchia Yunanli olan, olmayan butun kadinlara haklarini savunmalarini, cesurca konusmalarini ve dusuncelerini soylemelerini, kendi sevgililerini ve/veya eslerini kendilerinin secmelerini anlatmis ve yillarca bunun icin ugrasmistir. Toplumdan gelecek butun erkek siddeti ve tacizi, adaletsizligi icin karsi koymaya cagirmistir kadinlari. Hipparchia yasami boyunca basit ve sade bir hayat yasamis. Hipparchia ve Crates'in kizlari sevdigi erkekle evlenmek istedigi vakit anne ve baba olarak Hipparchia and Crates kizlarindan evlilik oncesi o erkekle bir aylik bir birliktelik yasamalarini istemislerdir. Bu, tarihte, evlenmeden once, on evlilik yaparak bir erkekle birlikte yasamaya ilk ornek olarak bilinmektedir.

Hypatia; 370–415 Yunan filozof, matematikçi ve astronomdur. İskenderiye Kütüphanesi'nde felsefe, matematik ve astronomi üzerine dersler vermiştir. Yeni Platonculuk öğretisine bağlı olan Hypatia, Atina Akademisi'nin Eudoxus'ün başını çektiği Matematik geleneğine üye idi. Hypatia doğayı; mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalıştı. İskenderiye'nin en önemli iki figürü olan, İskenderiye Valisi Orestes ile İskenderiye piskoposu Cyril arasında anlaşmazlıklara sebebiyet verdiği ve politik işlere karıştığı gerekçesi ile 415 yılında kıptî Hristiyan bir çete tarafından taşlanarak öldürülür. Hypatia'nın devrin en güzel kadınlarından biri olduğu ve Vali Orestes'in bizzat Hypatia'dan ders aldığı sıralarda Hypatia'ya aşık olduğu bilinmektedir. Anlaşmazlıklara ise Vali Orestes'in, İskenderiye'de —Piskopos Cyril'in kışkırtmaları ile— Hypatia'ya karşı hızla büyüyen nefretin önüne geçmeye çalışması olmuştur. Hypatia, İskenderiye'ye Hristiyanlığın hakim olduğu son yıllarında Piskopos Cyril, Hypatia'yı hedef göstererek İncil'den yaptığı alıntılar ile halkı kışkırtmış ve Hypatia, halk tarafından 'dinsiz' ve 'şeytan' olarak nitelendirilmiştir. Kısa bir süre içerisinde de Kıptî bir Hristiyan çetesi tarafından taşlanarak öldürülmüştür.Piskopos Cyril Hypatia’nın sonunu hazırlarken bir yandan da cemaati Hypatia’nın değersiz olduğuna inandırması gerekiyordu. İncil’den yaptığı alıntılardan ilham alıyordu “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır”. Cyril Hypatia’nın ölümünü doğrudan emretti veya halkı bunun için teşvik etti.

Sappho: Sappho / Safo'nun yaşamı hakkında elimizdeki bilgi oldukça sınırlı. Sappho İ.Ö. 7.yy.'nin sonu ile 6. yy.'nin başında Midilli Adası'nda yaşamıştır. Eusebius şairin 45. Olimpiyat'ın 2. yılında (İ.Ö.600-599) en verimli çağını yaşadığını söylüyor. Hakkında bir diğer bilinen bir 'şiir okulu' kurduğu. Bu okuldaki öğrencilerin tümünü kızlar oluşturuyordu. Şiirilerinde de isimlerine rastlanır: Anaktoria,Gyrinna, Attis... Bu okulda şiirin dışında dans ve müzik de öğretiliyordu. Sappho hakkında ki eşcinsellik dedikodularının kaynağını da bu okul oluşturur. Okulun kızlara yönelik olmasını, Sappho'nun çağının önemli bir toplumsal gerçeği zorunlu kılıyordu. Bu toplumsal gerçeği, çağının diğer özellikleri ile birlikte yazımızın biraz daha ilerisine bırakıyorum. Sappho, bugün ülkemizde de görülen, yerellerinde çok etkili kadınlardan biriydi. Bunu şuradan anlıyoruz: adadaki siyasi çekişmelere katılmış sonuçta da Sicilya'ya sürülmüş. Yukarıda andığımız şiir okulunu da bu sürgünün dönüşünde kurduğu söylenmektedir. Ayrıca 9 adet şiir kitabı yazdığı; bunların birincisinin 1320 dizeden oluştuğu; 10 şiirlik sonuncu kitabın ise 136 dizeden oluştuğu söylenmektedir. Ne var ki bu şiirlerinden günümüze yalnızca 650 dize kalmıştır. İskenderiye Okulu döneminde kişiliği ve şiiriyle ilgili incelemeler yayınlammış. Çağının yüzden fazla yazarı adını ve şiirlerini anmıştır. Üzerinde Sappho resmi bulunan paralar basılmış, seramikler ve resimler yapılmıştır. Latin şairi Ovidius'un yazdığına göre umutsuz bir aşkın sonunda kendini öldürmüştür. Bu kendini öldürme, şiirlerindeki aşırı dokunaklı, acıklı dizelere dayandırılmıştır. Ne var ki bu iddianın yanlışlığı genel kabul görmektedir.Sappho hakkında diğer bir bilinen evli olduğu ve 'Kleis' adında bir kızı bulunduğudur. 'Kleis'adı şiirlerinde degeçmektedir. Sappho'nun Yaşadığı Çağ Şairi çağından ayrı tutamayacağımıza göre çağına gözatmakta yarar var. Yaşadığı çağda bir ikilik mevcut. Bu ikilik Sparta ve Atina arasındadır. Sparta'daki yaşam topluca bir yaşamdır. İnsanlar tek tek değil bir topluluk içinde yaşarlar.Atina'da ise bunun tersi egemen. Atina'da büyük bir 'devrim' yaşanmakta bu yıllarda. Bu büyük 'devrim','birey bilincinin ortaya çıkması'dır. Bugün bize ne kadar sıradan gelse de bu olgu, o çağ için gerçekten önemli, büyük bir olaydı. Bu bilincin doğmasında Yunan'ın dağlık yapısı da etkilidir muhakkak.

Bugün Atina'ya 'demokrasinin beşiği' denmesi de bence bu bilinci ortaya çıkmasının sonucudur. Ya da Avrupa uygarlığının evriminin başlangıcının 6. yüzyıla dayandırılması da bunu gösterir gibi... Birey bilincinin doğmasını şöyle tanımlayabiliriz: 'insanın içinde doğduğu doğduğu koşulların gerektirdiği yaşayış ve düşünüş çerçevelerinden kurtularak; bilinciyle, iradesiyle kendisine, yeni gereksinmelerine uygun, yeni bir yaşama yeni bir düşünüş yaratmasıdır. Birey bilincinin doğmasını şöyle yorumlamalıyız: bir amaçta birleşme yetkinliğine erişmede hızlanmayı sağlamıştır. 'Şiir Okulu'nun kızlardan oluşmasının nedeni olan toplumsal gerçek kadın ve erkek evrelerinin ayrılığıdır. O çağda evlenmeler, çocuk yapmalar doğaldır ama kadın ve erkek arasında bir düşünce bağı bir tinsel alış-veriş yoktur. Kadın erkek topluluğuna 'flütçü kız' olarak girer yalnızca. Bu toplumsal gercek beşinci yüzyılda da dördüncü yüzyılda da görülüyor. Bu yüzden Sokrates'in, Platon'un çevresinde bir kadın düşünülemez. Kadınlar özgürdür ama yaşayışları düşünüşlerinin çağdaş görüşe henüz varmadığı ortada. Yunan Şiiri ve Sappho Yunan şiirinde üç büyük aşamadan söz edilir. Bu aşamaların birincisi 'destan şiir' (Homeros); ikincisi'lirik şiir' (-ki doruğunda Sappho vardır); üçüncüsü ise 'tragedya'dır. 'Tragedya' doğrudan Sappho'dan etkilenmiştir. Dünya şairleri Homeros'tan da Sappho'dan da çok şey almışlardır.

'Destan şiir'den 'lirik'e geçişi anlatmak isterim biraz: Homeros'un kişileri, geleneği eleştirmeden onun saptadığı kurallara parlak örnek olmak isterler. İnsan yaşamına, kendi yaşamlarına büyük değer biçmezler. Oysa bireyci dünya, insan yaşamına, kişiliğine büyük önem verir. Kişiliğini, benliğini kitleden ayrı görmek bu dünyanın ilk ve en açık eğilimidir. İşte bu eğilim Yunan liriğini doğurmuştur. Bu liriğin doruğunda da Sappho vardır. Ama bu demek değildir ki Sappho'da toplumdan yalıtlığı getirmiştir. Ki ben Sappho'nun Sicilya'ya sürülüşünü buna kanıt olarak görüyorum. 

Sappho Şiiri;

Sappho'nun elimize geçen metinlerinin tümü lirik şiirler.. Daha sonraki çağlarda yapılan tanımlara uygun olarak: Coşkuyla, içtenlikle, duyguların şairin iç dünyasının yansıtıldığı şiirler... Sappho insanca bir hoşgörüyle, kırılgan yanlarını en gerçek yoldan ortaya koymaktan çekinmemişdir. Buna yalnızca 'hoşgörü' demek yetersiz elbet.'Kavgacı' desek daha doğru olur. Seviyorsa seviyor, korkuyorsa korkuyor... Ölçümlenilmekten yana; bunun yanlış anlaşılmasına dair hiç korkusu yok. Bunu Karacaoğlan'a da benzetebileceğimize de inanıyorum. Somut bir dil kullanan Sappho bir öykü anlatmaz, kendini anlatır. Çiçekleri, ağaçları, çevresindeki ayrıntıları, giysileri, oyunları, törenleri, düğünleri, günlük yaşamın öğelerini söylerken bile kendini, bunların kendindeki etkileri yoluyla anlatır. Günlük yaşamın öğeleride ilk kez Sappho ile girmiştir şiire. Örneğin söylence 'şafak tanrısı' Eos'u anlatır oysa Sappho'tan'ı söylencedeki öyküsüyle değil kendisindeki etkisiyle görür, gösterir. Sappho'nun büyüklüğü şuradadır: Sappho biçime özü, içeriği sokmuştur. Sappho kendine özgü bir biçim yaratmıştır. Sappho vezni de denilen bu dörtlük, üç onbirlik bir beş hecelik dizeden oluşur. Bu biçimi Yunan'da Alkaios; Roma'da Horatius ve Catullus kullanmıştır.

Antik kültürlerde tıbbın doğa tarafından kadınlara bahşedilmiş bir imtiyaz olduğuna inanılır ve tıbbın anası olarak adlandırılan kadın (kaynaklarda genellikle kraliçeler yer alır) hekimler hastalara şifa dağıtırdı. Tıp tarihinin yer aldığı kaynaklarda Antik döneme ait saptanabilen ilk kadın hekim Mısırlı Merit Ptah’dır. Ptah’ın resmi Step Saqqara piramidinin yanındaki mezarda bulunmuştur. Bunu takiben saptanabilen ilk kadın hekimlerden bir diğeri ise kraliçe Shubad’dır. Sümer-Ur kraliçesi Shubad’ın mezarında taş ve bronzdan yapılmış cerrahi aletler bulunmuştur. Kraliçe Shubad’ın ölümden sonraki hayatında kullanabilsin diye bu cerrahi aletler ile birlikte gömülmüştür.

Pythias: kocası aristonun yanında çalışıyordu. Aristo ondan yardımcım diye söz eder. Balayılarını sapponun adasında bitki ve hayvan yaşamlarını inceleyerek geçirmiş gözlemlerini içeren bir ansiklopediyi birlikte yazmışlardır. Özellikle doku araştırmaları ve üremeyle ilgileniyordu. Tavuklarla insan embriyosu üzerine olan araştırmalarını yazmıştır.

Agnodice: Bütün zamanların en iyi tanınan kadın doktorlarından biri Agnodike'ydi. Sağaltıcı kadınlar arasında en gözde olanıydı. Büyük olasılıkla cinsiyetini saklamaya çalıştığından erkek giysileri giyerdi. O zamana kadar (İ.Ö. 3. ya da 4. yüzyıllar) kadın şifacılar kötü ün sahibiydi, Agnodike'nin kimliğini saklaması daha az irdelenmeyle çalışmasını sağlıyor olabilirdi. Bu hilesi anlaşıldığında, Agnodike yargılanmaya zorlandı. Atinalı kadınlar bağırıp çağırarak ona bağlılıklarını açıklayıp, aceleyle yargıçlar kuruluna gittiler. Efsaneye göre, eğer hemen serbest bırakılmazsa kocalarını cezalandırmakla ve bazı lütufları onlardan esirgemekle tehdit ettiler. Bu strateji etkili oldu. Agnodike serbest bırakıldı, işini yapmasına ve istediği gibi giyinmesine izin verildi. Hiç kuşkusuz Agnodike'ye ilişkin öyküler söylentilere dayanır ama kadın şifacılara ilişkin bilgilerin çok az olması dolayısıyla bunlar heyecanla karşılanır. Agnodike'nin serbest bırakıldıktan sonra kadınlığını gururla sergilemek üzere eteklerini kaldırdığı söylenir. Gerçek ne olursa olsun usta hoca Herophilus'un geleneğinde iyi eğitilmiş olduğuna ilişkin fikir birliği vardır. Herophilus'tan sezaryen ameliyatları, embroyotomi (embriyonu ameliyatla çıkarma)- ve başka tıbbi işlemler öğrenmişti.

Metrodora: adında Grek bir kadın rahim, mide ve böbrek hastalıklarının sağaltımına ilişkin bir

kitap yazdı. İtalya’nın Floransa kentinde hala saklanan elyazması, yaklaşık İ.S 1.yy yazılmıştı ve bir kadın tarafından yazılan en eski metin olarak kabul edilir. Ancak yazıldıktan kısa bir süre sonra metin Metrodorus adındaki bir erkeğe atfedildi. Egemen olan inanç sistemi kadınların tıbbi değeri olan herhangi bir şey yazabilmelerine izin vermiyordu. Metrodora'nın çalışması o günlerde yaygın olan bir kaderle karşılaştı: Bir erkeğe atfedilmişti.

İskenderiyeli mary: Kolektif olarak İskenderiyel i kimyacılar damıtıcı, fırın, ısıtma banyosu, cam kap, filtre ve bugün de kullanımda olan diğer kimyasal ekipman örneklerini şaşırtıcı bir hüner sergileyerek icat ettiler. Bu simyacıların arasında kadın isimlerinin de yer alması dikkat çekicidir. İçlerinden özellikle birinin, Yahudi Mary'nin 'çok sayıda alet icat ettiği söylenir.'; 'ismi bain-marie'; adlı ekipmanla ölümsüzleştirilmiştir. Çinlilerin antik dönemde sahip oldukları etkileyici kimya bilgisine bir başka örnek de, 'kükürtü küçük çam kürdanlarına işleyerek kibrit üretmeleri ve bunları daha sonra kullanmak için depolayabilmeleridir'. Bu buluşun yaratıcıları ise '[MS] altıncı yüzyılda yaşamış' ve askeri bir kuşatmanın neden olduğu güçlüklerle baş etmek zorunda olan 'ismi bilinmeyen bir grup Çinli kadındı.'186 Aslında botanik biliminin kökeninde önemli rol oynayanlar kadınlardı. Ancak, Pamela Smith'in de belirtmiş olduğu gibi, 'Hemen hemen her modern botanikçinin kendi mesleğinin ilk icracısı olarak gördüğü 'kocakarılar' ile 'şifalı otçuların' ve onların yerel bitki bilgisinin öyküsü henüz yazılmış değildir.

DERLEME 2.BÖLÜM

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

KADIN ETRAFINDA GELİŞTİRİLECEK BİLİM, DOĞRU SOSYOLOJİYE ATILMIŞ İLK ADIM  OLACAKTIR

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (1. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (2.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (3. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (4. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (5.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (6. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (7.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (8.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (9.BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (10. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (11. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (12. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (13. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (14. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (15. BÖLÜM)

DÜNYA KADIN TARİHİ ÜZERİNE DERSLER (16. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (GİRİŞ)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (3.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (4.BÖLÜM)

KÖLELİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN KAPILARIMIZ (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (5.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (6.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET (1.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (7.BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (3. BÖLÜM)

JİNEOLOJİ ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (8.BÖLÜM)

TOPLUMSAL CİNSİYET 2.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (9.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (10.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (11.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (12.BÖLÜM)

JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 14.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 15.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 16.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (17. BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 18.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (19.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (20.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI (21.BÖLÜM)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 22.BÖLÜM

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADININ ÖZ SAVUNMASI 23.BÖLÜM (SON)