YURTTAŞLIK SORUNSALI, YURTTAŞLIĞA ELEŞTİRİLER VEYA TOPLUMSAL KURULUŞ ZAMANI
YURTTAŞLIK SORUNSALI, YURTTAŞLIĞA ELEŞTİRİLER VEYA TOPLUMSAL KURULUŞ ZAMANI
0 Yorum
19-08-2021

Yurttaşlık, sınıfsallık zeminine oturduğu için, sınıfsallığın taşıdığı bütün sorunsalları da taşıdı. Bu anlamda en başta şu belirtilmelidir ki; hiç bir devlet yurttaşlığı, eşit olmamış, bu ilkeyi doğru işletememiştir. Sınıf ayrımına dayalı yurttaşlık, temel bazı farklar getirmiştir. Sınıf eşitlik getirmediği için zengin yurttaş-fakir yurttaş ayrımı çıkmıştır. Bilgiye ulaşan yurttaş faklı olacak, ulaşamayan ayrı olacaktır. Bir de sınıfsal yapıdaki bölünmeler en genel bölünmedir; altta ise bölünmeler devam eder. ‘Siyah ırk daha kötüdür, beyaz ırk iyi; kadın cinsi daha köle, erkek egemen; bazı diller ve kültürler daha ütsün’ görülür. Örneğin şimdi dünyada İngilizce konuşmak bir avantaja dönüştü. Yine kuzeyli bir yurttaşın, güneyli bir yurttaşla aynı olduğu kesinlikle söylenemez. Aynı şekilde, doğulu yurttaşın, batılı yurttaşla bir tutulması mümkün değildir. Hiç bir kadın, -isterse en zengini olsun- erkekle aynı yurttaşlık haklarına sahip değildir.Demek ki yurttaşlığın dayandığı zeminin bozulması, -komünal doğal toplumdan devletli topluma geçiş- yurttaşlık kavramının ilkelerinin de bozulmasına sebep olmuş ve eşitsiz sınıfsallaşmadaki bütün kanserleşme süreci, yurttaşlık kavramına da geçmiştir. Ayrıca sınıfsallaşma kente dayalı oturmuştur. Kentin oturduğu temel formlardan biri de ataerkilliktir. Ataerkil değerler olduğu gibi sınıfsallığa geçmiş, yurttaş kavramını belirlemeye başlamıştır. Ataerkillik, sınıfsal yurttaşlığı; sınıfsal yurttaşlık da ataerkil değerleri beslemiştir. Kent, aynı zamanda, artık mitolojinin yavaş yavaş sonlanacağı ve inanış olarak dinciliğin oturacağı dönemin adıdır. Tek tanrılı dincilik inanışı, yurttaş bilincini önemli oranda belirlemeye başlar.

Yine diğer bir özellik, kentin duygusal zekanın geriletilip analitik zekanın iktidarını kurduğu mekan olmasıdır. Bu etki hemen yurttaşlığa da yansıyacaktır. Yurttaş en akıllı birey olarak bilinir ki; akıllılık erkek ile özdeşleştiği kadar, devlete bağlılık olarak da ifadelendirilir. Eğer kent, bir yönetim biçimine kavuşmuş ilk sınıfsal yapı olmasaydı, yurttaşlık onunla öyle anılmayabilirdi. Şimdi yurt-taş deniliyor ama yurttaşlığın gerçekten, yurtla bir alakası yoktur. Devletle, devleti yönetenlerle alakası vardır. Yurt sadece kamufle etmek için kullanılmaktadır. Biliniyor, doğal toplumda insanlar, ya yasadığı coğrafya ile, ya da ana ismi ile anılırlardı. Kürtler neolitik özelliklerini koruyan bir toplum olduğu için, bu özellik hala onlarda görülmektedir. Yaşadığı yer, soyadı gibi, bir tanım niteliğinde kullanılır. ‘İlkel’ toplulukların kavramlaştırmalarında kültür-dil, toprak daha fazla etkili olur. Yaşadığı coğrafya daha etkili olur. Çeşitli doğa özellikleri diline, kültürüne geçer. Tanımlamalar hakimdir, kavramlaştırmalar değil. Yani duygusal dil hakimdir. Diğer diller analitik zekanın hakim olduğu dillerdir ve anlamını yitirmiş kavramların istilası söz konusudur. Tanımlama ve doğadan alınanlar kalmamıştır. Kavramın ruhu yitip gitmiştir. Kısacası coğrafyanın yaşam üzerinde belirleyici bir etkisi var: O nedenle topluluklar o coğrafyayla kendilerini anıyorlar, isim takıyorlar. Yoksa bir çıkar ilişkisi mevcut değildir. İşte yurttaşlık başladığında hala eşitlikçi toplumların bu etkisinden dolayı, kentle anılma yapılır.

-Nerenin üyesisin?

-Ben Atina polisinin üyesiyim.

Hala etkisini sürdürüyor.

-Nerelisiniz?

-Amedliyim, denilir. Aslında söylenmek istenen, Amed’şehirliyim. ‘Hemşerilik’ o dönemin yurttaşına denk gelir. Yani Amed yurttaşıyım. Bu etki, coğrafya ile anılan eşitlikçi toplumların özelliğinden geliyor. Belirttiğimiz gibi yurttaşlık başladığında kentli olmak olarak coğrafya ile söylenmiştir.(ekolojik ilke) Fakat doğal çevre ile bağlar, ekolojik ilişki artık eskisi gibi değildir. Kent artık siyasal bir organizasyonu olan bir mekandır.

-Siz nerelisiniz?

-Ben Uruk şehrinin üyesiyim

-Peki Uruk şehri neresidir.

-Gılgameş’in yönettıği şehir. Şehir buna dönüyor: Yönetim organizasyonuyla anılmaya başlanma… Ekoloji devreden çıkıyor ve siyasal organizasyonla anılma başlıyor. Yurttaşın coğrafya ile bağının kopartıldığı tehlikeli süreç başlıyor.

Yurttaş kavramı, Türkçe’ye çevrilirken kent kavramı kullanılmamıştır; çünkü Latince’den direk öyle bir çeviri olmaz. Şu anda kent yönetimleri de olmadığına göre, hakim ulus yönetimlerine uygun bir kavramlaştırmaya gidilerek, ulus yönetimlerine (başka bir şekilde ulus-devlet de deniliyor) bağlı olan bireye yurttaş denmiştir. “TC devletine bağlı olana yurttaş denilir.”Anayasada öyle yazar. Ama dikkat edelim, hala aynı etkinin sürmesi ve hala aynı yanılsatmaya ihtiyaç duyulmasından dolayı, sanki bir anlamı kalmış gibi yurda bağlılık ile tanımlanır. “Vatandaş ya da yurttaş.” Kavram olarak yine yurda bağlı olarak yurttaş; buna bağlı olan kimse, aynı yurdu paylaşanlar ifade edilir. Ama buradaki yurt kavramı, hemen hemen kenttekinden daha da az coğrafyayı ifade eder. Hatta hiç içermeye de bilir ki, genelde içermez. Örneğin bir tane yurttaş kalksın desin ki; “madem bu yurt hepimizin, ben kendi payımı istiyorum.” Verilir mi Türkiye’de bir parça bu bireye? Bunun yanında zengin bir yurttaş istediği kadar Türkiye toprağı alır. Diğeri bir gün bile, onun denizine girmeden ölüp gider. Geriye “hani bu ülke hepimizindi” sözü kalır.Demek ki yurt-taş’taki yurt bir şeyleri kamufle etmektedir. Bir yokluğu, çalınmışlığı, eşitsizliği kapatmaktadır. Topraktan ziyade siyasallığa bağlılığı içermektedir. İşin özü bireyi yurt adı altında bir devlete bağlamaktır. Onun için, coğrafyayla buradaki bağ eski, iki bin-üç bin yıl önceki kente bağlılıktan çok çok daha azalmıştır diyoruz. Hemen hemen coğrafi-kültürel değer kalmamıştır. 

Bugün,yurttaşlık tartışmalarında, coğrafi-kültürel değerin yeniden tartışılıyor olmasını, bu eski yurttaş kavramını yeniden canlandırmak istenmesine bağlamalıyız. Kent, kent devletleşmesi olgusunu ve yurttaşlıktan götürülerini tartışmaya devam etmeliyiz. Başka önemli bir yansıma üretim ve ilişkilerine olmuştur. Toplumsal üretimin topluca ele geçirilmesi, bütüncül bir toplum sömürüsü yaratmıştır. Toplum, cinsiyet, renk, ırk, din, sınıf, vb birçok bölünmeye tabi tutulmuştur. Bu bölünmeler üzerinden iktidarlaşmalar geliştirilmiştir. Eşitsizliği ortadan kaldırmak ve özgürlüğü sağlamak için ise ezilen tarafı tutan mücadeleler geliştirilmiştir. Fakat bu parçalı ele alış ve ezilen tarafı iktidara taşıma, toplumun ve bireyin, eşitlik ve özgürlük problemini çözmemiştir. Toplumsal sömürüyü ortadan kaldırmamıştır. Çünkü sorunun tespiti yetersiz yapılmıştır. Baştan itibaren, aslında, toplumsal üretim güçleri ile, bu üretim güçlerini yönlendirmek isteyen yönetim organizasyonları arasında bir çelişki vardır. Yani toplum ile devlet arasında bir çelişki vardır. İşte bu sömürü miktarı en yüksek düzeyine kapitalist toplumda ulaştı. O nedenle çok rahatlıkla görülüyor ki toplumsal güçlerin hepsi sömürü altındadır. Toplumsal güçlerin hepsinin sömürü altında olduğu bir olayda özne, toplumun bireyidir. Bugün yurttaşlık tartışmalarının canlanmasını ve yurttaş örgütlülüklerinin geliştirilmesini, bu durumun bir sonucu olarak da ele alabiliriz. Sömürünün temel öznesi devlet karşısındaki bütün toplum ve özellikle onu oluşturan tek tek bireyler olduğuna göre, özgür yurttaşlığı, bazılarının anlamak istediği gibi, bazı hakların elde edilmesi, bazı iyileştirmelerin yapılması, kapitalizmin sömürüsünün hafifletilmesi olarak ele alamayız. Devrimci- demokratik-sosyalist bir proje olarak tartışmalıyız. Sömürü altında olan topumun ve bireyinin, özgür yurttaşlık temelinde yeniden kurulması gerekiyor. Örgütlülük de, bu toplum bireyine dayanmalıdır. Yeni, radikal bir sistem yaratabilmeliyiz.

Bunlarla birlikte, yurttaşlığın gelişiminin olumlu yönleri de mevcuttur. Yurttaşlık bilincinde evrenselleşme, iş organizasyonlarında artma, üretim sistemlerinde gelişme sağlanmıştır. Yurttaşlığın herkesi ifade etmesi bir kazanım olarak görülmüştür. Yurttaşlık evrensel bir hak haline gelmiş, insanlar arası bölünmeyi (kabile, soy, kent, aşiret, vb bölünmeleri) nispeten engellemiştir. İnsanlık kavramının ilk toplumsal ve siyasal bir çehre kazanması yurttaşlık kavramı ile olmuştur. Eskiden şu kabileye aidim, şu kentten gelmişim derken, insanlık kavramı yok olmuştu. Yurttaşlık, bir anda bütün insanları ifade edecek bir evrenselliğe kavuşmuştur. Toplum içindeki bütün bölünmüşlüğe rağmen yurttaşlık, önemli bir eşitleştirmeyi getirmiştir. Bu anlamda yurttaşlığı evrenselleştiren, eşitleştiren değerlerini herkes üstlenmek istiyor. Tabi, başta da, her dönem kurulan devletler, bu durumdan yararlanmak istemişlerdir. Devletler yurttaşlık tanımlamasına sahip çıkmışlar ama hiçbir zaman kavramın altını doldurmamışlardır. Devletli toplum sisteminde yurttaş hiçbir zaman eşitliği yakalayamaz. ‘Herkes yurttaş, eşit ve özgür’ bile olamaz.

Güncel İçin Birkaç Değinme;

Türkiye’de anayasa ve vatandaşlık kavramı tartışılıyor. Bu konulardaki sorunların nasıl çözüleceği tartışılıyor. Çok canlı bir kimlik tartışması yapıldı. Bütün bunların konumuzla çok yakından bağlantısı var. Türkiye’de, gerçekten vatandaşlık, yurttaşlık nasıl işliyor? Kürdistan’da bu bilinç nasıl işliyor? Türkiye’de çok sakıncalı bir yurttaşlık söz konusudur. Hiçbir yerde devlet ile yurttaş, devlet ile ulus Türkiye’deki kadar iç içe geçmemiştir. Bu durum müthiş toplum ve kişilik problemleri çıkarıyor. Türk devletine söylenen her söz, sanki her Türk bireyine söylenmiş gibi algılanıyor ve karşı taraf aniden ötekileştirilip, vatan haini ilan ediliyor. Çok rahatlıkla toplum şovenistleştiriliyor. Türkiye’de öyle bir yurttaşlık anlayışı oturtulmuştur ki, toplum ve birey devletle eşgüdümlü yatıyor ve kalkıyor. Devletle evleniyor, devletle çocuk yapıyor, devlet ile boşanıyor. Türkiye bir bütün, toplum ve bireyi ise onun atıl ama koparılamaz –kendi adına bile- bir parçasıdır. Bu bakımdan Türkiye’de özgür yurttaşı oturturken özgün olarak ne gibi yaklaşımlar geliştirilebilir, tartışılmalıdır. Bu kadar karmaşıklaştırılmış, sert ve çarpık bir yapıya kavuşturulmuş yurttaş bilincini, edimini çözmek, çok önemli bir yaklaşım olsa gerektir.Kürdistan’da halen feodalizmin yurttaşlık anlayışı varlığını hissettirerek korumakta, bir de buna kapitalist yaklaşımlar eklenmektedir. Toplumsal sorunların çözümünü, devlette gören yaklaşımlar fazlasıyla mevcuttur. Devletçi yaklaşma; yurttaşlık bilinci ile sorunlara doğru yaklaşım, kendi üretimini yapma yetersizliği çıkmaktadır.

Kürdistan’daki yurttaşlık daha çok feodalizme yakın veya kapitalist toplum karması özellikler gösterir, PKK mücadelesi ile bu durum önemli değişiklikler yaşarken, Türkiye’de, ulus-devletin en geri biçimi görülmektedir. Özgür yurttaşlık anlamında her iki taraftaki geri etkilenmeler de problemlidir. Ulus-devlet kendini yeniden tanımlamak zorundadır. Türkiye’nin ne kadar batılı, ne kadar doğulu olduğu konusunda bir kimlik tartışması ile bu sorun yeterince çözülemeyecektir. Türkiye’nin AB’ye giriş süreci bu tartışmaların çeşitlenerek artmasını getirecektir. Nasıl bir birey, nasıl bir topluluk, nasıl bir toplumsallaşma, nasıl bir organizasyon, vb. tartışmaları yapılarak, yurttaşlık kavramı yerli yerine oturtulmalıdır. Demokratik inanış ve demokratik kültürel yaşayış, ekolojik bilinç, doğasal bakış açısı çerçevesinde bir yurttaş tanımı yapılması kaygısı taşınmalıdır. Bu bilinçle bakıldığında yurttaş; özgür-eşit- demokratik olan insandır diyebiliyoruz. Ulus-devlet yurttaşlığı, proleter yurttaşlık yerine toplumsal yurttaşlık geliştirilebilir. Sınıfsal yurttaşlık mantığına dayalı, iyi yurttaş, kötü yurttaş ayrımlaştırması sorgulanmalıdır. Yine sınıfın en iyi davranışlarını edinmiş olan yurttaş değil, toplumsal üretim sistemi içerisinde özgür bireyi bulmak esas alınmalıdır.

Toplumsal üretime geçmiş herkesi tanımlamak istiyoruz. Sınıf yurttaşlığını, ulus yurttaşlığını değil toplumsal yurttaşlığı esas almalıyız. Toplum ve toplum içindeki farklılıkları da kabul eden bir yaklaşımımız olmalıdır. Toplumsal üretime katılımı, devlete karşı üyeliği ve sorumluluğu değil, kendi öz yönetimine dayanmayı temel kıstaslar içinde ele alabiliriz. Ulus-devlet tanımlarıyla yeterli kalınırsa, o zaman ulus-devletteki yurttaşlık geliştirilir. Yurttaşların atılması-alınması ona göre tanımlanır. Devlet sınırlarından atarlar veya o devletin sınırlarında yaşamana izin verirler. Diğer kıstaslara bakılmaz. En büyük suçlar, özel mülkiyete yapılan suçlar olur. Çünkü devleti devlet yapan, özel mülkiyeti ve sınıf ilişkilerini korumaktır. En küçük bir müdahalede bulunma, en büyük cezayla sonuçlanır. Yurttaşına buna göre değer verir. Küresel imparatorluklara gidilirse küresel yurttaşlık çıkabilir. İnsanlığın genel karakteri birbirine çıkar gereği yaklaşır. Fakat gelişecek demokrasinin çok ciddi temsiliyet sorunu devam edecektir. ‘Büyüyen dünyada’ otuz milyon insanın temsilcisi bir kişi olamaz, Amerika başbakanı da hiçbir zaman dünyanın başkanı olamaz. Günümüzde siyasal egemenlikler gittikçe yayılıyor, siyasal haklar, toplum ve bireyin iradesi gittikçe elinden alınıyor. Bu durum, yurttaşlık kavramının değişiklikler göstereceğini, sorunların büyüyeceğini gösteriyor. Demokrasi sorunu ağırlaşarak büyüyecek, hiyerarşiler derinleşerek yaygınlaşacaktır. Ekolojik bilincin yarattığı arayışlar, bir toplumsal ekoloji dengesi ihtiyacı sürecektir.

Bu nedenlerden dolayı, yurttaşlık kavramını oluşturan öğelerin durumları değişiklik göstermektedir. Üretim, inanç, birey-yönetim ilişkisi, ortaklaşma, ekonomik sistemler, hukuksal sistemler değişirken, yeni bakış açıları oluşurken, birçok sorun taşınarak gelmektedir. Bu bakımdan özgür yurttaş hareketleri, aktiviteleri önemli bir esneklik gösterebilmelidir. Ekonomik sistemi nasıl ele alıyor? Emek sendikacılığı, emek örgütlülüğüz nedir? Üretim sistemlerini nasıl oluşturacaksınız? Yönetim organizasyonlarına nasıl bakıyorsunuz? Hukuk sistemini nasıl oturtacaksınız? Etik, toplumsal ahlak sistemini nasıl geliştirmeli? Birey nedir, doğru toplum nedir? Tüm bu kavramlara yönelik özgür yurttaş hareketlerinin söyleyecekleri olmalıdır.Yurttaşlık kavramı sürekli bir evrim halindedir. Buna ihtiyaç verecek tek örgütlülük, radikal olduğu kadar esnek, toplumsal yurttaş hareketleridir. Partiler bu ihtiyaca cevap olmaz. Aksine, eğer devletçi şekillenmelerini aşamazlarsa engel olma durumları bile olabilir. Partiler, yurttaş hareketlerine duyarlı olma yolu ile toplumsallaşma şansını kaçırmamalıdırlar.

Yurttaşlık kavramındaki değişimlerle birlikte yurttaşlık hareketleri de içerik kazanarak devam edecektir. Özgür yurttaşlığı, sistem olarak kendilerine yediremeyen, real sosyalizm, liberal kapitalizm başarıya ulaşamadı. Eğer demokrasi, yaşamsal ve yönetimsel bir organizasyon ise, varlığını toplumsal bir sistem olarak sürdürecek ise, özgür yurttaşı kendisine yedirmek zorundadır. Sınıfsal, temsili yanlarından kaynaklanan toplumsal olmayan ve demokrasi krizleri dediğimiz halleri de, ortadan kaldıracak olan, özgür yurttaş hareketleridir. Bunun örgütlülükleri, meclisleri, eylemlilikleridir. Toplumsal kuruluş yapıldığında, demokratik ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplum geleneksel toplumun yerine geçecektir. Demokratik-ekolojik toplumsallaşarak, onun alanını genişleterek, devleti önce sınırlandırabilir sonra da ortadan kaldırabiliriz. Beğenmediğimiz toplumsal biçimleri, onların hukuklarını, etik’lerini değiştirebiliriz. Devletten hiçbir şey beklemeden, onun tüm faaliyetlerini üstlenmiş ve yapan bir toplumdaki canlılık ve hareketliliği bir düşünün; nelere kadir olmaz ki!…

Atakan Mahir

   

 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

TOPLUM VE İKTİDAR -1-

TOPLUM VE İKTİDAR -2  

TOPLUM VE İKTİDAR -3-

KOMÜNAL YAŞAMIN ÖZÜ

DEMOKRATİK EKOLOJİK TOPLUMA İLİŞKİN

YURTTAŞLIK SORUNSALI, YURTTAŞLIĞA ELEŞTİRİLER VEYA TOPLUMSAL KURULUŞ ZAMANI

TOPLUMSAL DOĞA VE UYGARLIK: DİL VE KÜLTÜR GRUPLARI, YAYILIMLARI

TOPLUMSAL DOĞA VE UYGARLIK: DOĞAL OLMAYAN TOPLUM, UYGARLIK

TOPLUMSAL DOĞA VE UYGARLIK: İKTİDARIN İLE UYGARLIĞIN KURUMLAŞMASI OLARAK DEVLETİN OLUŞUMU VE SÜMERLER

YURTTAŞLIK ÜZERİNE ALINTILAR

“DEVLETİ AMAÇLAMAK KÖLELİĞİ AMAÇLAMAKTIR”